Manchester imparatorluğu ve Bobby!…

Gazetelerin tok sütunlarına rozet gibi asılan bir önemli Batı haberi, yerli gargaraların arasında kaynadı gitti… Haberin künyesi şu… Manchester City’ye 1-0 yenilen Manchester United İngiltere birinci liginden ikinci kümeye düştü.

Manchester United İngiltere için bir tesadüf değil, bir tarihti… Manchester United isminin süslediği “loto” doldurulurken, şans yerine, bu büyük takımın tartışılmaz futbol kişiliği bir mantık mürekkebi gibi, dolmakalemlerin ucundan kağıdın beyazlığına akardı…

İngiliz’in idman sonucu kabullendiği iki söz vardır… “Saatlerinizi Greenwich, maç sonuçlarını ise Manchester United’a göre ayarlayınız…”

Tuhaftı… Kodamanlık yarışında sabreden Manchester United oldu. Önce İngiltere İmparatorluğunun kefene girmesini bekledi; sonra kendisine ait ikinci kümeye gidiş ipini çekti.

Manchester United’e ait acılarım hala içimde yapış yapış…1969’da Fenerbahçe ile Manchester’e gitmiştim. Manchester City ile  bütün dünyanın şapşallaştığı  bir Avrupa  Şampiyon Kulüpler maçına 0-0 bir düğüm atmışız…

Manchester City ile Manchester United aynı kentin iki takımı… Heyecanlarını ve rekabetlerini birbirlerine sokmuşlar. İki ekibin dev stadları, “Old Trafford” ve “Maine Road”, gece projektörlerinin aydınlığını bölüşen bir yakınlığa getirmişler.

Kavga eden, fakat parmaklarından yüzükleri asla atmayan  bir karı-koca gibi… Lymn’de bekliyordum Fenerbahçe’nin Avrupa haritasına futbol veya havlu atacağı geceyi… Lymn, Manchester’in bir banliyösü. Öküz boynuzları ile televizyon antenlerinin uzunluk rekabetin girdikleri bir konfor gözlerime batıyor. …

Yeşil oğlu yeşil bir villa… İçinde at değil, helikopter dolaştır… Villa kolay kazanılmış —vurgun paketi— yerine ayak teri kokuyor.

Demir parmaklı kapının ardında kataloglardan asfalta henüz yeni  inmiş bir Jaguar var…

Burası Bobby Charlton’un villası idi.. Bobby Charlton lordlar Karmasının 60 yaşından sonra kiralık kızlarla kültür-fizik eğlencesine çıkmış bir üyesi değil. Manchester United’in saha içindeki bütün takımı idi…

Bana muhabbetle sarıldı… Koluma girdi… Türkiye’yi, Türkleri ve Fenerbahçe’yi sordu… “İlk fırsatta ülkenize geleceğim’ dedi… Çay kahve muhabbeti için, İngiliz tazyikli havagazı musluğunu açtı… Kolunu içtenlikle boynuma uzattı ve bana 80 odalı villasının her kapısını gıcırdatarak açtı…

Öyle mi?.. Yoooo!.. Yalan… Palavra… Biz gazeteciler İngilizce bilmediğimiz, İngiliz’i tanımadığımız yerde bile, kaşınmak yerine hayalleniriz… Bir an gelir ki Bobby Charlton’un sırtını dönüşü bile, sayfalara özel demeç yalanı ile oturur…

İyi İngilizce bilen Demir Baran Sarol’a rağmen Bobby Charlton, beni o gün, salonundaki halıya ayağımı bastırmadı… Gururu ile itti beni… Fazla geniş olmasam, kendimi Manş Denizinde duş alan yabancı bir vatandaş sayacaktım…

“Valesi” ile kısa bir mesaj gönderdi bana ve Demir Baran Sarol’a… “Beni ve Manchester United!’ rahatsız etmeyiniz! Önce hangi ülkeden geldiğinizi, en yakın Konsolosluğa tasdik ettiriniz…”

Bir İstanbul kahvesinde mermer masaya oturduğumda beni galip getiren “vale”, Lymn’de işe varamamıştı… Manchester United, Manchester City’ye 1-0 yenilip, birinci ligden ikinci lige düşerken hep o 1968 yılındaki sahneyi anımsadım.

Sonuç şu… Valeler ne bir futbol aristokrasisine ne de İngiltere’den çok daha fazla büyümüş bir takıma ömür boyu hizmet eder…

İkinci kümede tekrar buluşmak dileği ile Bobby’ye muhabbetler…

İSLAM ÇUPİ
(01 Mayıs 1974, Tercüman)

No Comments

Leave a Comment.