Metin’e, Lefter’e, Can’a, Kadri’ye ne verirdiniz ?

• Türkiye’de Lefterizm çağı 1947’de 1500 lira ile başladı ve efsaneleşerek 20 yıl aralıksız devam etti.

• Kadri Aytaç çocukluğunda 2.5-5 liralık primler için yenmedik mahalle takımı bırakmaz, günışığı ayışığı demez 14 saat top oynardı.

Temmuz girerken İstanbul’un artan sıcaklardan çok, 3 büyük kulüp yöneticilerinin transfer saçmalıkları bunaltıyor .

Gazetelerin spor sayfaları 20 günden beri, ülkesi Avrupa futbolunda otuzunculuğa düşmüş bir Türkiye’de aranan milyonluk vasıfta futbolcu (!) transfer ilanları ile dolu…

Gülmeden öte gülüyor ve üzülüyorum. Çünkü bu transferlerle büyük takım yapma filmi, 10 yıldır tribünler tarafından hiç tutulmamasına rağmen, yönetici rejisörler bu hatanın içinde tango yaparak, bir türlü gerçeğe gitmek istemiyorlar.

Anlatamadık ve anlatamıyoruz da… Bu hayalin Gobi çölünde Taşdelen suyu aramak kadar sonuçsuz bir gayret olduğunu…

“Ayağında Kundura” türküsünden 1-2 milyon kazanan gariban İbrahim Tatlıses için, “ücret dengesizliği var” diye ayağa kalkan Türkiye, Temmuz’da gazetelerin spor sayfalarına bakıyorsa, kafasını ay’a vurmalıdır.

“….F.Bahçe 3 Rizeli için Rizer’ye 4o milyon, Kaleci Yaşar için G.Antep’e 23,5 milyon verdi…”

“……G.Saray’ın Sinan ve Ayhan karşılığında kasasından çıkan para 20 milyon lira…”

” 165 boyunda 65 kiloluk iki mini mini H.İbrahim ve Volkan ise (yerli arabaya hayır, BMW’ye evet…) diyor. Arkadan istedikleri binlik demetler de kamyona binmiş ve yolda…”

Deha Tennuz’un başındayız birader.. Yarın öbürgün kanlı canlı 1.90`lık gürbüz bir libero spor sayfalrının üstüne çıkar da 3 büyüklere söyle gürlerse hiç şaşmayın.

“Ben ağa… 15 milyoncukla, gövdeme uygun bir Cadillac isterim…”

* * *

1926 B.Ada doğumlu Lefter K.Andonyadis, 1941’nin başlarında Tavşancıl takımı karşısında F.Bahçe genç takım formasını giymiş deneniyordu..

Üst üste oynadığı 2 maçta 13 gol atınca, rahmetli Müslim Bağcılar tercüman Apo’ya dönerek şunları söylemişti:

“Söyle Herr Molnar’a biraz kaşını, gözünü sertleştirsin. Biraz da şahsi falan oynadın deyip azarlasın da, şu oğlanı ucuza kapatalım…”

İşte Türk futbolundaki en büyük oyuncunun devri, 1500 lirası peşin, 1000 lirası taksit olan bir servetle böyle açılıyordu…

Lefter 20 yıl boyunca F.Bahçe’ye F.Bahçe’yi de aşan bir Lefterizm getirmiş, içerde ve dışarda unutulmaz maçlar atmış, erişilmez hırsı ve eşsiz ustalığı ile 20 kadar şampiyonluğa ayaklarını sürmüştür… Top oynarken 4 nesil eskiten, F.Bahçe formasını giyerken daha doğmamış Nedim ve Selim’le sonradan takım arkadaşlığı yapan Lefter için en güzel sözü F.Bahçe’nin ezelden ebede kadar veznedarı altın insan rahmetli Suat Belgin söylemiştir….

“F.Bahçe’nin borçlu kaldığı tek futbolcu Lefterdir…”

Necmi Tanyolaç’ın futbolu bırakmış 40 yaşındaki adamı sahaya çıkarma konusunda Milliyet sütunlarında sarı-lacivertli yöneticilerle gırtlak gırtlağa gelişinin akabinde, şampiyon olan F.Bahçe’nin sağ açık mevkiindeki 40 yaşındaki adamının ismi Lefter’dir…

Şimdi sorumlu müdürüm olan ustalar ustası Tanyolaç’ın 25 yılın en büyük futbol olayı diye adlandırdığım bu flaşını, bir kere daha kararmış Bab-ı Ali’nin tavanına asıyorum.

Rahmetli Belgin’in yaşayan pırlanta evladı Kemal Belgin bana göre son yılların en çarpıcı röportajını Bursalı Sedat  III’le Tercüman’a yaptı.

Şöyle diyordu, Türkiye’deki futbolcu klasmanına göre Sedat Bir..

“Ülkemizde 20 milyon edecek futbolcu yok. Bu parayı verenler, futbolcunun bu para altında kalıp ezileceğini artık öğrenmelidirler. Bursa’dan dışarı adımımı atmam”

Gerçekten Türkiye’nin çarpık şehirleşmeden ötürü içine düştüğü kargaşada, belli bir kültür birikimine erişmiş, sosyal münasebetleri gelişmiş, vücudunu suni değil, orijinal gıdalarla doldurmuş, hiç olmazsa Orhan Veli veya Cahit Sıtkı Tarancı’dan ikişer şiiri ezbere okuyacak futbolcunun kendi kendisini yetiştirmesi çok zor, hatta imkansızdır…

Bu sebepten büyük takımlara gelenler bu küçük eziklikleri duya poflaya, gürbüzleşme yerine gün be gün bir aşağılık duygusunun mezarına girip erken ölüyorlar…

* * *

1936 Kadıköy doğumlu Can Bartu, Moda sosyetesinin seviyeli cıvıltılarında büyüdüğü, vücudunu gençliğe şişirdiğınde yüzme, yelken, basketbol tenis gibi aristokrat sporlarla adale ve beynini belli bir seviyenin üstüne çıkarmış ve sonra da Türk futbolunun şeref locasına bir büyükelçi zerafeti ile oturmuştur.

1 yılda İtalyanca’yı, ana dili gibi konuşan, Çizme’ye giderken bana, “Fiorentina takımına giremezsem, Roma sosyetesine girerim…” gibi seviyeli espriler atan Can Bartu, şayet meşhur bacak araları, akıl almaz çalımları, tartışılmaz ustalığı ile Türk futbolunda bir klasik olmuşsa, bunu düşünce genişliğine ve rahatlığına borçludur.

* * *

“Bana bir araba bir avrat… Transfer bedelini bankaya faize, futbol topunu da auta at…” sloganı ile İstanbul’a gelip, gömülen transfer ölüleri, başka bir doğum tarihini hatırlattı.

* * *

1931 İstanbul doğumlu Kadri Aytaç 10-12 yaşında bir arsa ve semt sahası delisi idi. 2,5 liralık 5 liralık kazanma primi hırsı içinde bütün İstanbul’u peşine takar, günışığında elektrik altında ayışığında 14 saat futbol oynardı.

Bir Kadri Aytaç gibi bütün bir sahada büyümek, çoluk çocuklu bir Karagümrük’ü o zaman 3 büyükler değil 3 azılıların arasında şampiyonluk yarışına sokmak, kaleciden solaçığa kadar 11 oyuncuyu kendi vücudunda yaşatmak, ancak zahmetli bir arsa ve semt sahalarında yapılan bıkmaz usanmaz bir futbol otomasyonunun sonucudur.

* * *

Benim keyfim gelsin yazı lezzetlensin diye Kemal Belgin kardeşim geçen ligden sayfalara yeni soslar atıyor.

Ligde ancak 7 golün atıldığı haftalar var… 78 adet maç ıkına sıkına 1-0 bitmiş.. Şampiyon Trabzon’un attığı gol sayısı 41… Oynanan 240 maçın ancak 10 tanesi dört veya daha yukardaki skorlarla bitmiş ..

* * *

1936 İzmir doğumlu Metin Oktay baba 12 yaşını şöyle anlatmıştı…

“Futbol hastası Fikret diye bir büyüğüm vardı, Damlacık’ta beni dört duvarı olan bir arsaya sabahtan akşama kader kapatır, önümdeki topa her pozisyonda vur der, bitişikteki kahveye giderdi. Top sesleri kesildiğinde ise, elindeki sopası ile duvara seğirtir (vur ulan velet, yoksa ben bu sopa ile bacaklarını kıracağım) derdi. O ellerden çok sopa yedim ama, o elleri bir kere öpemedim, Çünkü ben şöhret olduktan sonra, Fikret abi çekip bir yerlere gitmişti…”

Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük file silahşörü, bir sezonda şampiyon olan Trabzon`dan daha fazla gol atan, iki ayağı ile birlikte daha sokucu olan kafası ile yıllar yılı kaleci öldüren, yaşamayan ve yaşayan en büyük golcünün, muhteşem futbolculuğunda böyle başlangıçların nasırlı eziyetleri vardı…

* * *

Yazıyı kesiyorum. Çünkü yenileri gördükçe transferin ismini içimden şöyle değiştirmek geliyor “Auta para atmak…”

Bu vesile ile eskileri şükranla yad ediyor, ne kadar değer kaybederse kaybetsin Türk Lirasından özür diliyorum…

İSLAM ÇUPİ
(01 Temmuz 1981, Tercüman)

No Comments

Leave a Comment.