Şike Mazide Yara…

Türkiye’de geçim sıkıntısı var. Türkiye’de asgari ücret cüceliği var. Türkiye’de hastane kapısı çatma zorunluğu var. Türkiye’de deniz kıyısı var, güneş ve mehtap var…

Fakat Türkiye’de şike yok.

Türkiye’de şikenin olmadığını katların en üstünde oturanlar karar verip, bu olmayan şeyi “var” diye ihbar edenleri kulaklarından bir bir tutup Merkez Ceza Kurulu’na gönderdiler.

Türkiye para sıkıntısı çekmektedir. Bilmem kaç milyar nakit -onun kesin rakamını ekonomistler bilir- piyasadan çekilmiştir.

Kara paranın üstüne “sırdaş hesap”ın kilidi vurulmuştur. Nakidi olanlar, nakitlerini kendi ceplerinde taşımak yerine, bankere yatırıp tasfiye kuyruğuna girmişlerdir.
* * *
Yaşar Kemal Usta, Fenerbahçelidir. Yaşar Kemal Usta, bundan 25 yıl önce usta Fenerbahçe’yi sık sık seyretmek için basın tribününe geldiğinde, en çok hakemlerin ofsayd bayrağı ile düdüğüne sinirlenirdi.

Bu bayrak ve düdükler çoğaldığı anda koca usta öfkesini hep aynı cümlenin rayına oturturdu.

“Ulan hakem Fenerbahçe, ofsayda düşmeyecek kadar şerefli takımdır..”.

Yaşar Kemal Usta’nın sanatçı gözlerinde ofsayd ve Fenerbahçe, penguenle papağan gibi asla yanyana gelmeyecek iki kıtalararası zıtlıktı.

Yaşar Kemal Usta’nın 25 yıl önceki gözlemlerini, 25 yıl koşturduktan sonra günümüze kadar getirirsek, lafın demirini şöyle atmamız gerekir…

“Türkiye fakir ülkedir, parasızdır. Parasız olan ülkede, herkes şike yapmayacak kadar namuslu ve de şereflidir…” .

* * *

1947 yılında Çapa’da lisansiye olup, ilk lig futbolunu tanıdığımda, teknik direktör “Duble Moruk” bize maçlardan üç gün öncesinden, beyaz şarap içinde ezdirilmiş tahin helvası yedirirdi.

Maç günü de soyunma odasında hepimize sıkı-sıkıya tembih ederdi…

“Çocuklar hakem, (Ne yediniz?) diye sorarsa Fasulya, Pilav deyin” derdi.

Lisans kontrolü ve hakem denetimi bizim için, maçtan önce, bir başka maçın heyecanı olur, santraya koşarken, hükmen yenikliği atlatmış bir rahatlık içinde kanat taktığımızı zannederdik.

Galiba o zamanlar, usulsüz futbol sözlüğünde “şike” sözü yok, “hükmen yenik”lik deyimi vardı…

Çeyrek yüzyıl önce Türkiye’de futbol çok ileri, hakemlik çok geri idi. Bu yüzden büyük maçlara özellikle İtalya’dan hakem getirtilirdi. İtalya’dan getirilen hakem, çokçası Tokatlıyan Oteli’nde kaldığı için, İstiklal Caddesi ve Kuyumcu Franguli, olağanüstü bir önem kazanırdı.

İstiklal Caddesinde turlayan Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Adalet’in tilkileri, saatin, yüzüğün, madalyonun, kol düğmesi ve kravat iğnesinin sahtesini yaparak, kaç maçın sonucunu peşin tayin ettiklerini şimdi hatırlamıyorum.

Hatırladığım tek şey, 4 büyük kulübün tilkileri ile Franguli işbirliğinin çok İtalyan hakemini kahrettikleridir.

Gelen hakem Demirperde ülkesinden ise, frenle Sirkeci’ye gelecekse, o gelen hakem kesinkes son durak olan Sirkeci’de inmezdi.

Sirkeci’de hakem bekleyenlere enayi, hakemi Hoşdere veya Çerkezköy’de indirenlere de açıkgöz derlerdi…

* * *

Modalı bir balık kız vardı; Selma Hassan… Olağanüstü bir şampiyon ve yüzücü idi.

Galatasaray’da yüzmek ister yüzemez. Fakat Galatasaray zekası, mümkünü yok Modalı Selma Hassan’ı Galatasaray’da yüzdürecektir.

Nasıl mı? Kolayı var ve şu… Selma Hassan’ı nüfus kağıdını doğumdan aldığı nüfus memurluğunda sizlere ömür bir güzel öldürürler. Moda nüfus memurluğunda sizlere ömür olan Selma Hassan, İstanbul’un başka bir nüfus memurluğunda tekrar dünyaya gelir.

Tekrar dünyaya gelen Selma Hassan, eski Modalı Selma Hassan değildir, çıkar Galatasaray mayosu ile takır tukur kulaç atar… Kime ne?

* * *

Türkiye’de şike yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Papatya falı bizi nerden alıp, nereye attı.

Eski anıları sıraladık. Eskilerin muzipliklerini…

Muzip insanların erkek evladı ve o evlatlardan torunlar olmadığı için, Türkiye o muzip insanların devamından çok şükür kurtuldu.

Şimdi Türkiye’de muzip insan da yok, şike de…

İSLAM ÇUPİ
(25 Mayıs 1982, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.