Bir Fenerbahçe’ye bir G.Saray’a bak

G. Saray’da perdeee…

— Bu çamaşır makinasının markasını beğenmedim. Ne biçim model bu… İçeriden dışarısı görünmüyor, dışarıdan içerisi görünüyor. Mutfak penceresinden hem rakibin ceza sahası, hem de Marmara Denizi görünmüyor. Halılarda ve paspaslarda iş yok. Bu koltuklarda insan değil çoban köpeği bile oturmaz.

F. Bahçede perdee…

— Hoca beni oynat…

— Oynatamam, çünkü hazır değilsin.

— Hazırla o halde!…

— Dur patladın mı mi, yavaş yavaş…

— Yavaş yavaş kafam su kaynatmaya başladı. Beni kirala, gideyim…

— Hayır, kiralayamam, bana lazımsın.

— Ne zaman lazım olacağım?…

— Karda, kışta… Sabalar Allahsız olunca…

— Ya yağmur, kar yağmazsa?..

* * *

G.Saray’ın başında, önce ne zaman kadro dışından Sümer’in gönlüne ve sonra da idman sahasına gireceği belli olmayan 4 futbolcu var, arkasından sarma kadro dışılı iki Yugoslav Jan Varujan’ı Sejdiç ve Hociç var…-

F.Bahçe kulübünün sırtında ise  gökyüzü değil, Stankoviç’in teşhis koyduğu iki kambur mevcut… Bahtiyar ve ve Güngör

Şimdi, “Karagöz’ün Yalova sefası” gibi girdiğim yazının ceket düğmelerini ilikleyip, daha ciddi şeyler söylemeye çalışalım.

* * *

Beyler, çağ yontma taş devri değil, yirminci yüzyılın bitim noktasıdır.

Bu tip yönetici, antrenör ve futbolcu çekişmesi, dünyanın hiçbir ülkesinde ve hiçbir spor kulübünde kalmamıştır.

Kulüpler alacağı, satacağı oyuncuları, tarihleri belli olan süreler içinde satar ve alır. Bu alım ve satımda kulüp yöneticileri ile teknik adamlar, yeni sezonun açılmasından çok önce birbirleri ile uyum halindedir.

Batıda teknik adamın istemediği bir futbolcu takım bünyesi içinde kalmaz. Bu futbol ve futbolcuların takım bünyesi içinde kalmamalarını sağlamak için yönetmelikler kulüplere onları gözden çıkarsın diye bir süre tanımıştır.

Takım mutlak biçimini değişmezlik özelliğini bu süre içinde alır.

Bu süre geçip, yeni sezon açıldıktan sonra, bir teknik adam çıkıp de. “Efendim şu, şu futbolcu benim disiplin anlayışıma, bu, bu futbolcu da takım ve oyun yapısına uymuyor” derse, o insana Avrupa’da insanlar ve kargalar gibi çeşitli duyarlılıktaki canlılar, heykeller güler…

– Ben bu takımda olduğum sürece ona forma vermem..

– Görsün bakalım. Onun futbol hayatını söndürür müyüm, söndürmez miyim?..

İnsanların hayatının üstüne itfaiye hortumu sıkmak. “Asarım keserim” laflarını söylemek, futbolcuları futbol elbiselerinden mahrum etmek, yirminci yüzyılın sonuna yakışan bir öfke ve kabadayılık değildir.

Çünkü, yönetmelikler hem kulüplere hem de teknik adamlara dilediği futbolcularla çalışmak hakkını vermiştir.

Sen bu hakkı kullanmak için verilen süreyi aş, hazırlık maçları gelsin. Türkiye ligi sahaya insin, ondan sonra efe elbisesini giy, meydana çık…

Ve babalan…

* * *

G.Saray ve F.Bahçe’nin lig başladıktan sonra, rakiplerinden önce kendi içlerinde başlattıkları dahili çekişme son derece yersiz, son derece çağdışı bir tutumdur.

Dün, ilkokullarda alfabeyi tanıma ve okuyup yazmaya yürüme gibi, son derece anlamlı bir tarihi yaşadık.

Türkiye’de stop yapmasını bilmeyen, pas atması ham, dripling yeteneği gelişmemiş futbolculara, tıpkı ilkokula başlayan mini-miniler gibi alfabeyi değil, futbolu öğretmeye çalışıyoruz.

Futbolun daha seyredilir hale gelmesi için karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Fakat bakıyoruz da, Türk futbolunda her dönemin lokomotifliğini yapmış F.Bahçe ve G.Saray’da çocukça değil bebece çığlıklar duyuluyor. . .

Futbolun daha seyredilir hale gelmesi için çırpınıp duruyoruz… Ama futbolun daha seyredilir hale gelmesi için, galiba önce G.Saray ve F.Bahçe’nin idari ve teknik yönetimlerinde oturan vatandaşları daha çekilir bir hale getirmek lazım.

İlkokullar açıldı; ayıp oluyor beyler,ayıp…

İSLAM ÇUPİ
(14 Eylül 1982, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.