Böyle maçlarda futbolcu iyi oynamak zorunda idi


10.10.1982'de oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe maçından önce yazılmıştır.


Türkiye’de Sembol Kolonyaları var da bu pazar ligde karşı karşıya gelecek Beşiktaş ve Fenerbahçe takımında “sembol futbolcu” yok…

Her iki takımda da sembol futbolcu ya da sembol futbolcular olmayınca, bir yarım asır seyirci ve futbolu birbirlerine fermuarlayan güzellik, şimdiki günlerde yerini, suyuna tirit 90 dakikalara bıraktı.

Fakat ben Fenerbahçe ile Beşiktaş’ın iki sembol futbolcusu B.Fikret Arıcan’la Hakkı Yeten’in yakasını bırakmadım.
Şöyle bir harmanladık Fenerbahçe – Beşiktaş rekabetini… Ta Şeref Stadı’nın, Fenerbahçe Stadı’nın yerle bir olmuş döneminden, şu içinde oturduğumuz günlere kadar…

***

Önce B. Fikret’i aldım sayfaya…
Eskiden böyle maçlarda İstanbul 10 gün öncesinden seferberliğe girerdi, şimdi ise bırak seferberliği, yaprak bile kıpırdamıyor. İdmanlar olay olur, millet 24 saat peşimizde, maçtan önce maçı oynardık.

Hakkı Kaptan, yüzünü az sola götürerek güldü… “Fikret haklı.” dedi. “Ben o tarihte idmanda bir iki defa öksürsem, taraftar etrafımı çevirir (Eyvah, Kaptan galiba bu maçta oynayamayacak) gibisinden ağzımın içine bakardı.“…

Eski Fenerbahçe – Beşiktaş maçları iki sembole göre, futbolcunun futbolculukta en üst dereceye terfi sınavı imiş… İki sembol, yazılan şu cümlenin altına paraf attı…

Bu maçlarda seyirciden tam not alan futbolcu, her iki takımda da ölümsüzleşirdi.

Hakkı Yeten de Fikret Arıcan da eski futbolcuların, büyük maçlara; Beşiktaş – Fenerbahçe maçlarına çok özel bir önem verdikleri konusundaki fikirlerini içtenlikle tokalaştırdılar.

Yine ortak bir mesajı, ortaklaşa yazdılar …

Her futbolcu, her şeyden elini, ayağını çekerdi… Seyirciye en iyi futbolu vermek için, her futbolcu büyük bir sorumluluğa girerdi. Böyle maçlarda kaytaran futbolcuya bir daha forma verilmezdi. Rekabet bedava idi. Karşılığı olmayan bir işi, karşılığı olmadığı için, en iyi şekilde yapardık. Bu maçlarda futbolcu daha iyi oynamak için kendisini zorlar, hatta yırtardı…

Türkiye, zaman tramvayına binmiş… Yolculuğun adı, “Nerede idik Nerelere Geldik…

Stadlar, mimari olarak büyüdü, ayaklar bozuldu. Bu iki Beşiktaş ve Fenerbahçe takımlarının sembollerinin ayakları kokmuyor ama şimdikilerin ayakları kokuyor.

Kokusuz ayaklardan, kokulu ayaklara geldik. Üçüncü mevki trenle deplasman, ekmek, zeytin, peynir, domatesli öğlen yemeklerinden ; uçağa, havyara sıçradık; futbol ileri sıçrayacağına sıçrayabileceği en geri noktaya sıçradı.

İki sembole göre, bu günlerin futbolu mort… Türk futbolundaki “altın çağ” kendi oynadıkları çağ değil…

İki sembol de aynı tarihe parmak uzattı… ” Türk futbolunda altın çağ ; Turgay, Recep, A.İhsan, Lefter, Can ve Metin’in oynadıkları dönemdir.

İki sembole ahiretlik değil, dünyalık bir soru sordum… “Sizden sonra Türkiye’nin en iyileri…

B.Fikret hiç düşünmedi, saate bakmadım ama galiba Hakkı Kaptan bir yarım dakika düşündü…

B.Fikret, “Lefter” dedi… Hakkı Kaptan, “Recep” dedi… Recep diyen Hakkı Kaptan, az başka şeyler de söyledi… “Kemal’le Şükrü de enfes futbolculardı. Ama keratalar biraz çapkın ve eğlenceye düşkündüler. Az mı elimde sopa, onları bulmak için İstanbul’u dolanmadım. Fakat Allahları var, her türlü herzelerine rağmen, sahaya çıktıkları an ateş parçası olurlardı. Domuzuna oynayıp futbolun hakkını verirlerdi…

İki sembol dediklerini dediler. Dediklerini diyen iki sembol, sadece “Pazar günkü maç nasıl biter ? ” sorusuna bir şey demediler.

Belki de artık bu maçları adam yerine koymadıkları için bir şey diyemediler.

İSLAM ÇUPİ
(07 Ekim 1982, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.