Fenerbahçe basketbol takımını yiyen dinazor

Amerikalı zencilerle NATO düzeyinde bir öneme ve renge bürünen basketbol rekabeti, Efes Pilsen’in şampiyonluğu ile, bir sessizlik dünyasına yuvarlandı.

Türkiye’de şimdilerde sessizlik dünyasının tatilcisi olan basketbol, play-off’un ilk raundunda şampiyon niyetlilerinden Fenerbahçe’nin kişiliğinde ve havai fişeklerin eşliğinde, benzeri yapılmaz bir fiestanın çılgınlığını yaşıyordu.

Başkanı, yönetimindeki para babaları ve zaptedilmez taraftarı ile her maç foto muhabirlerinin objektiflerine bir balyoz gibi inen Fenerbahçe, Sergi Sarayı’nı bir askeri cephaneliğe çevirmişti…

Fakat bu cephanelik play-off bitmeden bitmiş, Bursa’da Efes Pilsen’den alınan dördüncü yenilgiden sonra silahları kalmayan sadece elbiseleri kalan Fenerbahçe ordusunun kumandanı Önder Seden, maçlar bitmeden denediği bırakışı gerçekleştirebilse idi, Sarı-Lacivertli ekibin basketbol sorumluları ertesi günü basın mensuplarının önüne şu senaryo ile çıkacaklardı…

“Beyler… Hoca dün akşam 6 duble kanyak içti. Sarhoş oldu, takımı bırakıp kaçtı…”

***

Ribaunt’a çıkan bir basketbolcu tipi gibi, çok yükselen ve ne kadar yükseldiğini kestiremediği için, düşüşündeki tahribata karşı önlem alamayan Fenerbahçe, şimdi basketbol denizinde derinliklere gömülmüş, 60 milyonluk bir armada gibidir…

60 milyonluk bu armadayı, herkesi topa tuttuğu zaman çılgınca alkışlayan yönetim, omuzlara alan taraftar, şayet zafer şartlanmasından bir an sıyrılıp, Fenerbahçe’nin Dereağzı’ndaki futbol tesislerine kadar yürüyebilse idi, tüyler ürpertici gerçeği hep birlikte görebileceklerdi.

60 milyon liraya basketbol takımı yapan Fenerbahçe, 6 milyon lirayı verip, iskeleti hazır, idman için kapalı salonunu yapamamıştı.

Gelen geçen ilgili ve ilgisize, dev bir dinazor kadavrası gibi poz veren bu tesis yaratığı, bir gün canlanacak, önüne konan engelleri tuzla buz edip, basketbol takımını yiyecek ve bu konuda ağır ihmalleri olan herkese, yaşamlarında tatmadıkları ağır bir ders verecekti…

***

Fenerbahçe basketbol takımı kendi malı bir kapalı salonu olmadığı için tüm bir yıl ısıtılmamış ve duşu akmayan Marmara Üniversitesi Kapalı Spor Salonu’na taşınacak ve hiç ummadığı akıbetine adım adım yaklaşacaktı.

Duşu evde alsınlar diye, Calvin, Nikoliç ve Ankara gelişli Fatih, Aliço gibi transferlerini kapalı salona yakın yerlerde konaklatan Fenerbahçe, üniversite yönetmeliği izin vermediği için salonun potalarını bile değiştiremeyecek ve tüm bir yıl “fiber glas” potalarda kombine idman, daha hızlı idman yapma olanağından yoksun kalacaktı.

Ocak ayının ortalarında gazete sayfalarında bir fotoğraf çıktı. Sıfırın altına düşmüş İstanbul’da Şeytan Billy, altında kısacık şortu, üstünde incecik havuz yaka atleti ile Efes Pilsen’in modern tesislerinde bilardo oynuyordu.

Peki bu fotoğrafın bu yazı ile yapışması neden ?

Bu fotoğrafla bu yazının yapışması gerek…

Çünkü kışın Empire State Building’i ısıtmak mümkün de, bir zenci elini ısıtmak mümkün değil…

İşte Şeytan Billy’nin o kıyafetle bilardo oynadığı günlerde, Galatasaraylı Dawkins, Hasnun Galip Sokağı’ndaki lokalde birçok kömür sobası ile yapışık yaşıyor. Süper Calvin’e 20 milyon lira veren Fenerbahçe, zencinin belki cebini ısıtıyor, fakat ellerini bir türlü ısıtamıyordu.

“Kulüp olmazsa basketbol rekabeti olmaz, basketbolcu yetişmez” diyen basketbolumuzun eski yıldızlarının yerinde teşhislerine karşılık, şampiyon Efes Pilsen, bu basketbol takımını 100 kasa fazla bira satsın diye kurmuş değildir.

Fabrika alanı içinde 55 milyon lira harcayarak ancak Avrupa kentlerinde görülebilecek mükemmellikte bir basketbol salonu yapan Efes Pilsen, çok yakın gelecekte belki birasının çok çok ötesinde, Türk ana-babadan olma, daha kaliteli basketbolcular üretecek ve her kulüpten önce, anti-Amerikalı, anti-zenci olma bilincine girecektir.

Bu yılki basketbol şampiyonluğunda Efes Pilsen’in yüzüne asılmış mutlulukla Fenerbahçe’nin yüzüne yapışan elemde, o dinazor iskeleti gibi bırakılmış salon bozuntusu ile, o Avrupalı olmuş salonun, kimsenin inceliğine varamadığı üstünlük farkının büyük payı vardır.

Bu fark anlaşılmadan ; yani basketbolda altyapıyı ve tesisi yapmadan basketbol takımı yapmaya yeltenen kulüpler, Fenerbahçe’nin bu yıl uğradığı büyük şokla koyun koyuna gecelemeye ve sabahlamaya mahkumdurlar.

O dinazor iskeleti Fenerbahçe’nin Dereağzı’nda öylesine kaldığı sürece, her seferinde para ile kurulacak takımları, bir gün dizilip yemeğe davet edecektir…

İSLAM ÇUPİ
(12 Nisan 1983, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.