Esatiri Fenerbahçe


15.06.1983'de Fenerbahçe'nin Mersin İdman Yurdu'nu 2-1 yenip Türkiye Kupasını aldığı maçın yazısıdır.


Futbolu ve maçı anlatmayalım… O soğukkanlı Stankoviç’in maçtan sonra omuza alındığı anı bir sezonun sıkıntılarını hafifletmiş vücut olarak kabul edelim…

O, Alparslan’ın kupa ile beraber ayaklarının topraktan kesildiği Mersin Stadı’ndaki rövanşı düşünmeyelim…

O havadaki iki kunduraya bakalım… 34 maçın büyük ustalığı o, sağı, solu yıpranmış ayakkabılarda görünmüyor mu?
Erdoğan’ın, Onur’un, Bulgar Mehmet’in, Cem’in tabanlarının altına bakınız. O taban altlarında birikmiş nasırlar.

Fenerbahçe’nin ağır yaşadığı, fakat çok kupalı çıktığı bir dönemin şeref nasırları değil mi?

Geçiniz Ali Şen’in, Ali Dinçkök’ün, Aptullah Acar’ın, Mete Has’ın, Mesut Dizdar’ın “Ted Lapidus” elbiselerini, maçtan sonra lekelenen bu elbiselerin içindeki vücut ve kafaların Fenerbahçe’nin çamaşır gibi kupa astığı sezonda hiç mi, payları yok?

Yani Selçuk’ta, Mustafa ile dün bir kupa şampiyonluğunun imzasını 40 derece sıcakta atan Fenerbahçe yönetim ustalığıyla da bunu kefili değil midir?

2-0’lık avantajı anormal hava şartlarında buharlaşmadan tutan Fenerbahçe, yana ve geriye oynadığı dakikalarda bile bir büyük masalın anlatıcısıydı…

Osman’a baktığınızda çekler ile Trabzon’a bağlanmış, ayaklarıyla hâlâ Fenerbahçe şarkısını söyleyen bir güzellikte idi… Selçuk, önce terle, sonra şampanya ile yıkadığı formasında yine sarhoşluğu değil, gerçeği anlatan bir adamın güzelliği içinde idi…

Mersin finali kaybederken Mersinli maçın içinde ve maçın sonunda Fenerbahçe’yi bir şampiyon gibi alkışlıyordu…
Futbolun kuralları katıdır… kim oynarsa oynasın, futbolu kazanan en çok alkış toplayandır… Mersinli belki de Türkiye’de bir büyük seyirci oluyor ve kupanın İstanbul’a gidişini en gerçekçi şekilde teşci eden kendi insanları oluyordu…

Salı akşamı uçakla Adana’ya gelirken Yaşar’la yanyana idik… Yaşar’ın kollarını Yaşar’ın hiç beklemediği anda sağa sola hırslıca açtım. Bu koltuk altı adelelerinin bir refleks cimnastiği idi. Sonra sordum. “Senin kollarını sezon başından beri açan hiçbir teknik adam gördün mü? “Hayır abi” dedi… Kolları mevsim başından beri hiç çekilmemiş, sadece kulakları çekilmiş bir delikanlı belkide bu cimnastikle birşeyler öğrendi… Dün, Mersin sahasında seyrettiğim Yaşar kollarını açmasını bilen bir kaleci olarak bu finalin gayretli şampiyonlarından biri idi…

Mersin’in boğucu sıcağında Fenerbahçe kupanın rövanşını oynadı… Disiplinli oynadı, İnanarak oynadı… İdare etti, oyaladı, bunların hepsini yaparken bir kupa şampiyonu olacağı maçı düşündü ve sonunda topuyla beraber kupasını da alarak sahadan çıktı, gitti!…

Arif’in yedekten oyuna girişi bir başka dramdı… Maçtan önce, “Sen futbolcu musun, yoksa Fenerbahçeli misin?” sorusuna Arif gerçekçi bir cevap bulamadı… Sonra sahaya çıktı, kafası ile düşünüyor, ayaklarını Fenerbahçeliliğe adapte edemiyordu… Ama maçın sonlarına doğru sağ ayağında Lefter, sol ayağında Can yavaş yavaş yanmaya başlıyor ve bir deniz feneri gibi belki bu senesini değil, ilerideki yıllarını aydınlatıyordu…

O hikaye bu kadar… Fenerbahçe Mersin’de Free-Shop’tan değil, Mersin sahasından bir kupa almıştı…

İSLAM ÇUPİ
(16 Haziran 1983, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.