Futbolumuzdaki son Alp…Alpaslan-1

“Alpaslan İstanbul arsalarının Fenerbahçe’ye kazandırdığı son dev adamdır”

* Yıl 1967’dir. Raket sol ayaklı bir çocuk,İstanbulspor’da beş dakika denenir. Şayet bu kısa sürede beğenilmezse, o altın adam bir semt takımında kaybolacaktı.

* İstanbulsporlu olmak için 10 bin lira almıştı. Bu küçük paranın sahibi aradan bir yıl geçecek, futbol piyasasını kasıp kavuracaktı.

Alpalan Eratlı gözlerini dünyaya İstanbul’da açmış. 1949 yılında bir güzel bayağı ılıtılmış bir Mayıs’ta…

Üç beş yedi yaşı, bir ev bahçesinin doğal yeşilliğine veya kapı eşiğinin beş metre ötesi yasak sınırlı dünyasında geçti. Palazlandığında kendini bir devetabanı incirinin, kalem dallı bir ceviz ağacının tepesinde buldu.

Arada sırada bir sultani karadutta üstünü başını berbat ettiği, bir çitlembikin jilete benzeyen meyveli saplarında kollarını bacaklarını bir dolu kana buladığı da olurdu.

Sekilerde dokuzlarda bir gün Alpaslan, meyve ağaçlarının yüksekliğinden, yere daha doğrusu toprağa indi…

Bir tenis topu gördü… Tenis topunun önünden ardından sağından solundan, ipi kopmuş bir tesbihin tanelerinin dağılışı gibi, öte beriye savrulan kendi yaşıtı çocuklar, habire koşuşturuyordu.

Aralarına karıştı Alpaslan… Belki de oynadığı şeyin futbol olduğunu bilmeye bilmeye, Futbolun ilk ustalık derslerini, inceliklerini, bileklerine yavaş yavaş akan hünerlerini orada vücuduna sokmaya başladı.

Alpaslan’ın ilk antrenörü o zamanlar İstanbulspor’da yüzlerce, bolca olan semt sahalarının Cerrahpaşa’ya düşen daracık toprak alanı idi.

Alpaslan onbeşine kadar, o büyüklerin voleybol da oynadıkları bereketli topraklarda kaldı… Her doğan günde, her yeni günde, futbolda yeni bir hareket doğurarak, her yeni günde bir şey yaparak. öğrenerek…

* * *

Alpaslan onbeşi bitirirken, semtin büyükleri “artık oldun...” diyerekten, bacaklarından tutup ona amatör kümedeki Cerrahpaşa formasını giydirdiler. Küçük Alpaslan ilk defa nizami sahalı, hakemli, lisanslı, seyircili oyunu, yani futbolu Cerrahpaşa forması ile tanıyordu.

Alpaslan Cerrahpaşa formasını sadece bir yıl taşıyabildi. Sesi soluğu ismi ayakları “İyi futbolcuya” çıkmıştı. İkinci yıl Alpaslan’ı daha kodaman bir kulüp tarihi Davutpaşa kapmıştı.

Ya üçüncü yıl?..

Üçüncü yılda Alpaslan, kendisini sonradan Türk futbolunun son büyük ustası yapacak inanılmaz bir yolculuğa çıkacaktı.

Rahmetli Ali Mortaş gibi Eşek Turan gibi, İstanbulspor için İstanbul’u kazan kendilerini kepçe yapan usta futbolcu definecileri Alpaslan’ı Davutpaşa forması ile görüp, üstüne mim koymuşlardı.

“Bu çocukta iş var…”

Alpaslan konuşmanın bu noktasından, bu günü yeni yağlanmış, bir rulet gibi çevirip düne yıldırımlı gitti …

“Bir gün çağırdılar. İstanbulspor’da denenecektim. Gittim. soyundum ve sahaya çıktım. Fakat hayret, ya beş dakika ya on dakika oynadım, oynamadım çıkardılar. O anda sanki ben sahadan çıkmıyor, canım vücudumdan çıkıyordu. Yıkıldım…”

Alpaslan’ın “yıkıldım” dediği anda ise İstanbulspor takımına oyuncu seçenler o yıkıntının tersine çok şaşırtıcı bir kararın altını imzalamışlardı bile .

“Fazla denenmesine gerek yok, bize yarar…”

* * *

Futbolcu Alpaslan’ın sonradan Türk  futbolunun sayılı ustalarından biri olacak Alpaslan’ın, o anda futbolcu olup olamayacağına beş dakika içinde karar verenler kimlerdir? Bu ne teşhis gürlüğüdür… Bu nasıl bir isabet zenginliğidir.

Ya aksi olsa idi, ya Alpaslan “yaramaz’ adlı bir kefene sarılıp, semt sahalarından birine gömülse idi…

O gün Alpaslan’ı seçenlerin bugün sağsalar kutlamak, şayet ölmüşlerse “ruhları şadolsun” demek, bu röportajın bir paragrafında olması gereken bir namus ve mantık borcudur.

Alpaslan’ın İstanbulspor’daki ilk günleri amatör başlamış. Onbin lira verip, Sarı-Siyahlı  formayı geçirmişler boynuna…

Alpaslan o günlerine bir teleksin bir kağıda vuruşu gibi çabuk çabuk vuruyor…

“Altı yedi maç solaçık soliç, santrfor, solhaf, solbek  dolaştım durdum. Bazı maçlar yedektim. Onuncu maçtan sonra hem antrenörüm  Ziya Taner’in, hem de İstanbulspor’un klasik onbirinin içine oturdum…”

Alpaslan süratle yıldızlığa terfi edince. “kaçan balığın büyük olmaması için” İstanbulspor sezon ortasında 35 bin lira daha vererek onu profesyonel yapmış.

Yıl 1967 ve 1968 beraber. Alpaslan diye bir büyük solbekin Türk futbolunun klaslar galerisine kabul edildiği tarihtir.

Alpaslan’ın İstanbulspor hatıra defterinde bir sürü parmağını götürdüğü olaylar var… Galatasaray’ı Ali Sami Yen’de 3.0 yendikleri maçın üçüncü golünü Alpaslan atmış, hala keyfini sürüyor… O zamanlar ligde dört büyükler diye adlandırılan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’ı ve Eskişehir’i arka arkaya yenişlerini, ayrı bir şeref yaprağı olarak saklıyor Alpaslan.  Hele hele ikinci ligde iken 2-0 kazandıkları Trabzon maçının barutu bir başka… Bu maçın iki golünü de santrfor Alpaslan atmış…

Deyiniz Alpaslan’a “0 dönemde en klas, İstanbulsporlu futbolcu kimdi?” diye… Susar, sorunuzu düşünmez, düşündüğü başka bir şeyi söyler…

“Herkes klastı… O İstanbulspor bugün Türkiye liginde olsa idi şampiyonluğa oynardı…”

Durum vaziyeti Alpaslan’dan öğrendik. Nerede imişiz, nerelere gelmişiz…

İSLAM ÇUPİ
(27 Temmuz 1983, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.