Futbolumuzdaki son Alp… Alpaslan-2

«Ben tercihimi 7 yaşında F. Bahçe’ye kullanmıştım»

1973 yılının Temmuz girişine az kalmış günlerinde Alpaslan ismi, transfer galerisinin en parıltılı farı idi.

İstanbulspor Yönetim Kurulu Alpaslan’ı “artık takımda zaptedilemez bir usta” olduğuna inandığından kendisini yüklü bir para karşılığında Galatasaray’a satmayı planlarken devreye şişkin bavullarla Beşiktaş giriyor, ama yıldız futbolcuya son sözü transferin uzmanlaşmış milyoneri Fenerbahçe Kulübü Başkanı M.Emin Cankurtaran söylüyordu…

“Satışını iste, tercihini Fenerbahçe’ye kullan, gerisine karışma…”

Alpaslan satışını istedi, İstanbulspor onu 1 milyon lira ile listenin başına koymuştu. Beşiktaş ve Galatasaray da birer hırslı alıcı olarak Fenerbahçe’den daha fazla pey sürmelerine rağmen, Alpaslan tercihini Sarı- Lacivertli kulübe kullandığı için, Fenerbahçe’nin malı oldu.

Gazetelerin spor sayfalarında büyük polemiklere konu olan bu olaylı transferin sonuna yine, M. Emin Cankurtaran’ın beyni ve hırsı asılacak ve Alpaslan iki transfer yeniği Beşiktaş ve Galalasaray’ın biber yemiş bakışları arasında, kendisini Fenerbahçeli yapacak olan sözleşmenin altını imzalayacaktı.

Bu İstanbul’u ayağa diken büyük transferin tomar manzarası şöyle idi: 200 bin lira Alpaslan almış, 300 bin lira ise İstanbulspor’a verilmişti. Bu sıcakta, bu 1973 yılı markalı bu paraları, ellerinden tutup, sakın 1983 yılına getirmeye kalkmayın, çünkü ne harcayacak yer, ne de zaman bulursunuz.

Paranın dini imanı olmaz ama, paraya soru sorulur…. Ben da bu Alpaslan’ın parası için Alpaslan’a bir soru sordum…

Beşiktaş ve Galatasaray satışla sana daha fazla pey sürmüşlerdi. Onlardan birini tercih etse idin, eline daha fazla para geçerdi. Öyle değil mi?

Eski defterler gibi eski cüzdanlar da karıştırılmaz, çelebiliği içinde yüzüme baktı Alpaslan… Sonra kendi yüreğine, kendine içine, kendine baktı ve konuştu

“Olmazdı abi o senin söylediğin… Çünkü, ben tercihimi 7 yaşında Fenerbahçe’ye kullanmıştım”

* * *

Fenerbahçeli oluşunun birinci yılında, sanki Fenerbahçe genç takımından yetişmişçesine bir Sarı Lacivert pişkinliğini defansa geren Alpaslan, o dönem hem Türkiye ligini, hem Türkiye Kupası’nı kazanan, müthiş Fenerbahçe’nin, şeytan Fenerbahçe’nin, savunmadaki kaygısız ustası oldu.

Alpaslan o büyük Fenerbahçe’nin tüm kilometre taşlarında bir bir durup, tarihten yapraklar açtı..

“Büyük bir arkadaşlık vardı… Büyük tekniğe sahip oyuncular vardı… Her türlü sonuçları değiştirmeye yönelik herkeste büyük güven vardı… Oyun içinde herkesin herkese büyük bir inancı vardı… Özetle küçük tarafı hiç olmayan, bir büyük Fenerbahçe idi o ekip…”

Silahşörlerini Fenerbahçe’nin eski savaşlarından tek tek çıkaran Alpaslan, bu büyük dövüşçülerin üniformalarında, anıların en güzellerine uzanıp gidiyor.

Ziya, büyük bir kaptan, elini ve hırsını aynı hızda ateşleyen son büyük libero… Ender Konca bir denge betonu, iki ayakla aynı şiddetle vuran, çalımları devirici son çizgi oyuncusu. Osman Arpacı gol gibi futbolun en zor şeyini, leblebi çekirdek yemek kadar basite indirmiş bir şeytan… Cemil Turan, Lefter’e, Can’a yaklaşan tek yeni nesil Fenerbahçelisi. Yılmaz Şen, havada ve yerde düşünen, zarif, haşinliği bile kendine yakıştırmış Stopper sınıfının son sanatkarı… Fuat Saner, ona sahada bir balet… Ogün Altıparmak her çeşit basit ve güç gollerin mimarı…

Alpaslan o günlerin Fenerbahçe’sini anlatırken, o günleri  kişiliği ile daha da büyüten bir teknik direktörün ehliyeti önünde saygı ile eğiliyor.

Bu teknik direktör, dünya futbolunun gelmiş geçmiş en büyük beş forvetinden biri olan Brezilya’nın efsane oyuncusu Waldemir Pereira Didi’dir.

Alpaslan, “Elli yaşından üstünde olmasına ve belinden sakat bulunmasına rağmen idmanlarda topla yaptığı hareketlerle bizi büyülerdi” dediği Didi, ustalar topluluğu Fenerbahçe’yi iki yıl bir orkestra şefi gibi yönetti.

Didi, “Futbolcu hamal değil sanatkardır” der, idmanları bir ter saunası haline getirmezdi, ince bir oyunun zihinsel güzelliklerine bulardı.

Didi, Fenerbahçe futbolcusunu koşarak değil, düşünerek maçı kazanacak bir asalete getirmişti. Didi, on sekiz üstü frikiklere “penaltı” diyecek kadar frikik atan ayaklara bir tabanca öldürücülüğü sokmuştu. Didi telkinleri ile Fenerbahçe-Galatasaray maçlarını bir ezeli rekabet stresinden çıkarıp, Fenerbahçe adına kolay kazanılır bir mahalle maçı basitliğine indirmişti.

Alpaslan, hocası Didi’nin sık tık tekrarladığı ve bıkmadan söylediği büyük hayalini, bu kere bana yazdırdı

Didi, her kazanılan maçtan sonra, buğulu gözlerini ıslak beton indirip şöyle konuşurmuş:

“Keşke sizleri 8-10 yaşında tanısa idim… Ben daha, genç ve belimden sakat olmasa idim…Birlikte futbolun her şeyini öğrenerek büyüse idik…Müthiş bir takım olurdu Fenerbahçe… O zaman İstanbul’a turist, sadece müze, cami ve tarihi yerleri görmek için  değil, Fenerbahçe’yi seyretmeye gelirdi…”

Alpaslan futbolumuzun en ihtişamlı köprüsü Fenerbahçe’de her yıl ustalaşa ustalaşa, yığınla başarının şerefli albümünde başrol oynaya oynaya, Milli Takımda kendisinden küçüklere örnek ola ala 4 Türkiye ligi. 2 Türkiye Kupası şampiyonluğu kupasını sırtlamış olarak bu büyük yolculuğun son kilometresine geliyordu.

Son kilometrede Alpaslan’a  “daha bir iki yıl oyna” diyenlere, cevap ondan değil, benden “Kahramanlar da yorulur ..

İSLAM ÇUPİ
(28 Temmuz 1983, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.