10 yaşındaki İtalyanla, 10 yaşındaki bizim çocuk

Togay Boyatlı arkadaşımın derleme zerafetinden çıkıp Milliyet’in spor sayfasında şampanya gibi patlayan, “İtalya liglerinde iki dünya karması top koşturuyor” haberi, akmayan terkosu bile içemeyen İstanbul için 30 yıldır devam eden en büyük susuzluktur…

Udinesse’de doğmuş ve 10 yaşına basmış İtalyan çocuklarının yaramazlıklarını tramvay biletçilerinin üstüne yığarak, Communale Stadına cıvıl cıvıl yürüyüşleri, bir küçüğün futbol adına görebileceği en zengin masaldır.

Çünkü biraz sonra Communale’de hakem düdüğü ile başlayacak maçta o küçükler futbolda yirminci yüzyılın sonuna bir  meteor gibi düşmüş muhteşem Zico’nun ayak piyesine, yanak  ve şakaklarına doğru gerilmiş açık gözlerle bakacaklardır.

Roma’nın et yığını metro, otobüs ve tramvay kalabalığından, bacak arası figürler  ile inen küçük Romalılar, tozu dumana katıp, şayet tek istikametli bir Roma Stadı’na ayak kanadı takmışlarsa, bilin ki bu gidişin sonunda Falcao tapınağına girilecektir.

Torinolu çocuk, kentindeki devamlı çalan klaksiyonlardan, iri bir duman bulutu ile siyahlanan sanayiinin içinde yaşamanın ağır sıkıntısından kurtulmanın tek yolunun Torino Stadındaki Platini, “Chanson”larını dinlemekolduğu bilincindedir.Bu Chansonların içine saha bestekarı Boniek’in  öttüreceği Polonez’ler muhteşem konserin bir başka keyif  dağıtıcısı olacaktır.

Firenze’nin heykeli rönesansında ilk estetik derslerini yudumlayan 10 yaşındaki küçükler için, en ilgi çekici heykel canlıdır. Bu Arjantinli Passarella’dır.

***

Çizmeden son dünya kupasının şampiyon bir takımı çıkmasına rağmen, İtalya 10 yaşına basmış bir kuşağı, toplumun türlü çeşitli kötülüklerinden kurtarmak için onlara dünyanın en pahalı oyununu ve oyuncaklarına sunmaktadır.

Bu oyun futbol, bu oyuncaklar ise, dünya futbolunda başrole soyunmuş süper starlardır. İtalya’yı yönetenler bilirler ki, böyle bir futbol lunaparkı ile sarıp sarmalanacak 10-12 yaşlarındaki İtalyan çocukları, ilerde yeni dünya şampiyonlukları kazanacak bir kuşağın habercileri olacaktır.

***

Bazen bina ve beton şişkini İstanbul’u dolaşırım. Pis bir gölge inmiş, dar bir sokakta İtalya’daki yaşıtlarna benzeyen kara kuru çocuklar görürüm. Kaba taşların üstünde bir plastik top görürüm. Bir koşturma bir vuruşturmadır, sürüp gider… Ama top küçüğe yabancıdır, küçüğün vücudu ise, topa yabani…

30 yıl önceki İstanbul’u koruyamayan, semt sahalarına, arsalarına yeşiline sahip çıkamayan, göç trafiğini önlemeyen neme lazımcılık, İstanbul’daki çocuk dramını, onarılmaz boyutlara vardırmıştır…

İstanbul’da ilk alkol talimi için, çocukları büyük bardakların ardına çeken binlerce birahane vardır. Çocukların cinsel güçlerini yanlış biçimde kabartacak, seks filmleri oynatan pıtrak sinema vardır. Çocuğu genç yaşta okey tahtalarının başına oturtup avantayı öğretecek kahvehane üniversiteleri vardır.

Şu vardır, bu vardır..

Ama bir tek şey yoktur. 10-12 yaşında bir çocuğu futbol oynamayı özendirecek bir dünya yoktur.

Stadlarda yanlışı eksiği hamlığı ile, profesyonel futbolculuyu yiyip bitirecek, 1983’te 1008 yılı modeli bir nesil… Öteki  tarafta 10 yaşında bir çocuğun dinamizmini ve futbol tercihini 90 yaşına çıkaran Yugoslav emeklileri… Tabansız altyapısız, profesyonel kulüpler…

10-12 yaşında İstanbul çocuğu nasıl futbolcu olsun, futbol oyununu keşfederek mi?..

Hep şakırız… “Avrupa ile aramızdaki futbol mesafesi hep açılıyor” diye…

Açılacak beyler, açılacak… Bu otel kapısı değil ki, istediğin zaman kapa, olsun bitsin…

İSLAM ÇUPİ
(18 Ekim 1983, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.