Hani benim İlyas’ım…


17.03.1984'de Fenerbahçe'nin Sakaryapsor ile 2-2 berabere kaldığı maçın yazısıdır.


Selçuk, bir ayağında alçı, bir ayağında yün çorap, yatağa  yatınca, ayaktaki Selçuk’un ensesinin tavanında soluklanan stoper ve libero ajanları, dün İlyas’ın tepesine üşüştüler…

Stankoviç’in çift santrforundan biri olan 1.65 boyundaki İlyas, itfaiye merdivenine benzeyen Sakarya stoper ve liberosunun dibinde, Beyanı Kulesi’ni yerden seyreden bir Alman turiste döndü.

F.Bahçenin yediği ikinci golde, Tuna’nın 60 metrelik kontra topu Karaliç’in kafasının yanından saka örneği geçerken, Yugoslav libero, bir kuşbaz gibi ıslık çalıyordu.

Erdoğan’ı bu mevsim ilk defa rakip solaçığa bu kadar çalım tavizi verirken gördüm. Onur, arkasındaki Yugoslav’ın “Ne zaman hala yapacak?” korkusunu taşıması, F.Bahçe kaptanının kafasını güğüme çevirdi… Vücut diriliği, çabukluğu, ikili mücadelelerdeki kesin ayak tavrı ile, Cem’in dışında F.Bahçe’de defans yok, “defo” var.

* * *

Tuna’nın ayak yaşı otuzun üstünde… Ama o ayaklardaki hüner, o ayaklardaki bilek zenginliği, o ayaklardaki şeytani düşünce, F.Bahçe’nin 22-23-24 yaş sıralamalarına oturmuş, genç orta sahasında yok…

F.Bahçe, Tuna’yı yedi yıl önce satmış; Müjdat, Özcan ve Mehmet gibi gençleri almış…

Yedi yıl önce satılan Tuna, yedi yaş daha ihtiyarlamış halde dün, üç Fenerbahçe orta saha delikanlısına unutulmayacak “ayak dersleri” vermişse, bu F.Bahçe, bu gençlerle, futbol değil, ayakların, yırtsa, ancak şöyle böyle “top” oynar.

İki takım defanslarının püfür püfür hata estirdiği dünkü maçta, F. Bahçe’nin gole yaklaşan adamları, toplara ve ayaklara balıkçı düğümü atarken, Aykut Sakarya adına attığı ikinci goldeki plase ile, bu meretin kolaylığını ve zerafetini dosta, düşmana gösterdi. Fakat, maçın en büyük gösterisi Sadık Deda’nın yönetimi idi.

Bir hakem, oyundan ve pozisyondan hiç kopmuyorsa, seyircinin de camiye girmiş cemaat gibi sesi değil, tısı bile çıkmıyor…

İSLAM ÇUPİ
(18 Mart 1984, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.