Beyaz cam, şike ve bazı kişiler

Şike, TV’nin beyaz camından fırlayıp Türkiye’yi alı al, moru mor etti…

Şikenin futbol sahalarından çıkıp aniden devlet ekranlarına gelmesi bir güncel şüphe ile mi ilgilidir, yoksa bir “eski paraları alıyorum” şeklindeki bir koleksiyon merakının sonucu mudur ? Bu ihtimaller valsi, bu programı yapan, programın yayınını onaylayan kişi ve kişilerin kafalarındaki pistte dönüp durmaktadır.

Sadece ekrana getirilen kişiler eski bir şikeci grubu mudur, yoksa şike tekniğini bilen, Türkiye’de kaç tür şike olduğunu ezberlemiş, şike yapmamış, fakat bu konuda uzmanlaşmış kimseler midir ?

Birtakım kişilere ve kulüp isimlerine ; olay tarih ve yerlerini konuşmama yolu ile sansür konulmasının amacı ne idi ?..

***

TV programları programdır, bilmece değildir.

Programlar açık seçik mesajlar, ayrıntı ve sonuç vermek zorundadır.

Programlar, “Kaynanam sana söylüyorum, gelinim sen anla” kıvırmacılığına bindirilip beyaz camda koşturulursa, bundan nasıl bir ahkam üretildiğini, yüzbinlerce ahkam üreten seyirciye bırakıp, yetkililere şunu soralım…

Acaba Türkiye’de bu programı seyreden milyonlarca izleyici sonuçta bir ortak tek kanaate vardı mı ?

***

Sinemada bir gerilimli bilmece ustası olan Alfred Hitchcock bile, film boyunca seyircinin kafasını bir o duvara bir bu duvara vurup allak bullak ettikten sonra, yine son sözü kendisi söyler…

Film boyunca kendinizce kurduğunuz bilmece ve varsayımlar, kendinizce belki doğrudur da, finalde kare kare dolaşan bir bulmaca hala çözüm beklemektedir.

Ekrana çıkarılan bir dizi insan eski bir şikeci grubu mudur, yoksa Türkiye’deki şike tekniklerini iyi bilen ve o şekilleri açıklayan bir uzmanlar kurulu mudur ? TV, insanları bir olay sebebi ile araç haline getirirken, onların kişiliklerine saygı göstermek zorundadır.

Saygı ise onları ekran başında zaman zaman dilsizleştirmek değildir.

İSLAM ÇUPİ
(20 Mart 1984, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.