Beşiktaş buldozeri

 

Beşiktaş, eski bir İstanbul futbol klasiği gibi, içeride ve dışarıda herkesi vurarak, şampiyonluk denen bir tatlı sona, dolu dizgin gitmektedir.

Şeref Stadı’nın batağında, karında, buzunda, eziyetli bir çalışmanın portrelerini görüntülemesine ; hamamdan, polisten ve mahrukat tacirlerinden sıcaklık istemelerine rağmen, sabırla, inatla, inançla şampiyonluğa koşmaktadır.

Beşiktaş’ın başında gerçek bir İstanbul beyefendisi, ikide bir de spor sayfalarına sırnaşmayan, sıçramayan bir başkan vardır. Süleyman Seba, yönetim koltuğuna başkan olarak oturduğu günden bugüne kadar, büyük futbolculuğundan gelmiş büyük hoşgörüsü ile sadece her maçın heyecanını bir büyük Beşiktaşlı olarak hissetmekte, ama spor sayfalarının sütunlarında bunu bir parende atmak gösterisine dönüştürmemektedir.

Beşiktaş’ın yürüdüğü zahmetli futbol haftalarında, bir genel başkan, Mekki Başak, aynı suskunluğu sürdürmekte, çenesini açmak yerine, Beşiktaş’ın her türlü mali konularını kendisine has bir işadamlığı mahareti ve sanatı içinde halletmektedir.

Altmışdörtleri sürdüren Stankoviç bir futbol pir-i fanisidir. Ondan onbeş, yirmi yaş küçük olan antrenörler, hafta içi idmanlarında kendilerine özgü, yararsız gösteriler peşindeyken, bu inatçı Yugoslav, disiplini, sevimliliği, şamarı ve okşayışı ile Beşiktaş futbol takımını bir Beşiktaş Lisesi haline getirmiştir.

Beşiktaş Futbol Takımı, takım kaptanıyla, yaşlısıyla, genciyle, “kendi yeteneklerini çok iyi tartarak, basit, hatasız, risksiz bir futbol anlayışının” tiryakisi olmuşlardır. Oynayan da, oynamayan da, yedekte bekleyen de şuna inanmıştır ki, sahada futbola ihanet etmek yoktur.

Profesyonelliği yan yollarla, futbol sahası dışı yollarla zedeleyen bir sürü takım ve futbolculara karşın Beşiktaş, bu aile disiplinini, bu sevgi ve sorumluluk disiplinini ölümüne göstererek bir saadete doğru dolu dizgin koşmaktadır.

Bu saadetin ismi, lig şampiyonluğudur ve belki de kupa şampiyonluğu…

İSLAM ÇUPİ
(05 Mart 1985, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.