“Büyük Fikret” ya da her zaman büyük kalmak

Ben 1946 yılında Vefa Lisesi’nin dokuzuncu sınıfındaydım. Tarih hocamız rahmetli Saim Turgut’la bir baba oğul gibi pek sevişiyoruz…

Saim Hoca Vefa Kulübü’nün kurucularından körkütük Yeşil-Beyaz ve bir futbol hastası…

Türkiye Spor ve Kırmızı Beyaz dergilerine yazılar yazardı. İşte ben o yazıların taşıyıcısı olarak, 1957’de çıkacağım yokuşu, daha 1946 yılında Vakit matbaasının gıcırtılı merdivenlerini aşındırarak tanımış olacaktım.

O zaman Vefa Stadı’nın bir sarayı andıran kulüp binasının her odası, Saim Hoca’dan torpilli sanki, kendi evinin odaları idi…

İşte B.Fikret’i o yıl bir F.Bahçe – Vefa maçında tanıdım. Futbol yaşamının son günlerinde idi. Saçları hayli dökülmüş, epey göbeklenmiş ve ağırlaşmış süratiyle sahada bir ahşap konak gibi duruyordu.

Fakat topu ayağına her alışında, bacakları bir şeytan asası oluyor ve Vefa defansını herkesin birbirine vurduğu, yürümesini bilmeyen bir kalabalığa çeviriyordu.

Hiç unutmam… Haftaymda Vefa’nın o zamanki hocası Rebii Erkal soyunma odasında sağbek ve sağhaf oynayan Emin ve Talha’ya bas bas bağırıyordu ; ” Ulan tuh size… İki adamsınız, babanız yaşındaki bir adamı tutamıyorsunuz. Bari sakatlayın.”

Talha ve Emin, oyunun ikinci devresinde kasaplaştılar, bir punduna getirip o yaşlı ustayı, o B.Fikret’i sahanın içinden sahanın dışına uçuruverdiler…

***
Onu seyretmiş yığınların kanaatlerine göre, B.Fikret, futbolumuzun gelmiş geçmiş “Tek Adamı” dır. Fakat B. Fikret’in yanına bir yağ markası ile sokulursanız, sizi kovar… Çünkü kendisinin kendini konuştuğu hiç görülmemiştir ve başkasının da , “Fikret avukatlığına” soyunmasını kesinkes sevmez…

B.Fikret 15 yaşında Fenerbahçe formasını giymiştir. 16 yaşında oynamak üzere Avrupa karmasına çağrılmış, fakat o zaman yurt dışına çıkış zorlukları yüzünden, bir Türk futbolcusu olarak bu şerefi giyinmekten mahrum bırakılmıştır.

B.Fikret, 18 yaşında Fenerbahçe’nin imparatoru ve muhteşem ismi Zeki Rıza’nın “Önüme geç” direktifi ile takım kaptanı olmuştur.

O Zeki Rıza ki, futbol oynadığı yıllarda sahaya kazakla çıkar, maç başlayacağı an, sırtından alınan kazak, kulüp müstahdemleri tarafından itina ile sarıp sarmalanır, öpülür, alna götürülür ve tören yürüyüşü ile soyunma odasına taşınırdı…

O Zeki Rıza ki, kaybedilmiş bir G.Saray maçından sonra soyunma odasında bağırıp çağırarak takunya isteyen Niyazi Sel’i, “G.Saray’a maç kaybetmiş bir Fenerli’ye bir takunya bile fazla…” diye kovan adamdır.

***

Zeki Rıza’nın ilahlığını kendisinin öldürüp yeni yarattığı ilah B.Fikret takım kaptanı olarak, futbolcu olarak sayısız şampiyonluklar görmüş ve bizzat yaşamıştır.

Futbolu bırakıp Fenerbahçe’de menajer olduktan sonra, aynı şampiyonluk hazzını teknik adam olarak tatmıştır. Keza uzun yıllar kulüp müdürü olduğu anlar, onun çocuğu ve torunu yaşındaki gençler, her getirdikleri şampiyonluktan sonra gidip B.Fikret’in elini öpmüşlerdir.

Yıl 1985’tir. Fenerbahçe şampiyondur ve Fenerbahçe’nin bu kez şampiyonluğunda B.Fikret, kulüp başkanı koltuğunda oturmaktadır.

Her Fikret, Fikret doğar, Büyük Fikret istisna… 60 yıl Fenerbahçe’de “BÜYÜK” kalmak için de galiba Büyük Fikret olmak lazım…

İSLAM ÇUPİ
(04 Haziran 1985, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.