Ali Sami’den manzaralar

Büyük maçlarda büyük lokma yutup bir kalori zengini olarak büyük laflar etmeyin. Derby  İstanbul’a gelip çattığı zaman da, ” Hangar gibi stadımız var” diye burnunuza 90 derecelik açı gururu verdirip, bir bay geometri rolüne soyunmayın.

Ali Sami Yen pazarın küçük kulübesi idi. O küçük kulübede büyük maçlar olduğunda insan trafiği iki seksen baygınlaşıp, içeri kimin girip kimin çıktığı belli değil.

Bir pazarda, bir büyük maçta, stadın mahrem yerlerini usul usul yoklamak, adımlamak kişiye bir seyahat şehveti veriyor.

Şeref tribünü futbolun lortlar locası. O lortlar locasında sayın bakanlarımızdan Cahit Aral, kucağında şipşirin bir küçükle —büyük bir ihtimalle torunu— oturuyor. Şeref tribününün üst sıralarında saçları punk modasına göre kesilmiş montgomerli ve ayaklarında blucinli 18-19 yaşında çocuklar. Kıyafetleri şık, hüviyetleri belirsiz hanımlar. Yüzünü ilk kere gördüğünüz, futbol aşkına o pazarda yakalanmış zuhurların nev’i.

* *

L tribünü büyük maçların başta kemanı, başka cümbüşüdür.

Ünlü kuaförler, lüks otellerin barmenleri, adı neonlara üçüncü sınıf yazılan haykırmalı hatunlar, pavyon ve bar sahipleri, cümbür cemaat salkım saçak o tribündedir.

“L” tribününün yöneticilere ayrılan lobisi, sizlere ömür olmakta ve büyük maçlarda oraları, galiz küfürlerin edildiği, açık açık takım tutulduğu, maç pozisyonlarına canhıraş feryatlar atıldığı, amigolu bir açık tribüne dönüşmektedir.

Elimize düşmüş, Hayatının 24 saatinin hepsini İstanbul’a vermeye hazır bir bölge müdürümüz var.

O pazar Sabri Sadıklar’a acıdım. Adam büyük bir kazana tek postacısı gibi, oradan oraya koşturmaktan her tarafı su topladı.

Maç başlamıştı ki, geldi şeref tribününün taş basamaklarında çeyrek kalçalı bir soğukluğa oturuverdi.

İstanbul’un ayıbıdır bu. İstanbul Bölge Müdürünü oraya oturtmayacak kadar zarif ve saygıdeğer olmalı.

Şu genç, didinen, yatmayan Sadıklar’a mutlak bir yetki versek, maçlara kimlerin hangi yerlere gireceğini o saptasa, herhalde statlardaki bu at pazarı, bu sirk havası görüntüleri önemli derecede azalır.

Çünkü ben, 45 yıllık ömrümü statlara atmış bir insanım. 31 yıla dayanmış bir spor yazarlığım var.

Spor camiasını ben tanımıyorsam, başka hangi kompütür gelse hava.

Ama pazar günü gördüğüm kalabalığın çok ufal bir azınlık dışında spor camiası ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Saygıdeğer büyüklere, çok çok büyük saygımız var. Ama makam arabalarının giriş kapıları önünde parklaması bence sakıncalı. Boşalışı zorlaştırdığı için sinirleri gergin seyirci ile, makam şoförleri arasında her an nahoş olaylar çıkabilir. Nitekim pazar günü şimdilik ufak tefek yarın büyüyebilir tartışmalara gözlerimle tanık oldum.

Bu meslek bizi çok dolaştırdı.Batı’da da maçlara, oranın çok çok saygıdeğer büyükleri gelir. O büyükler de maçlara arabasız değil arabalı teşrif ederler.

Ama Batı’da şeref tribünü, idareci tribünü, basın tribünü kapılarını öpecek şekilde parklamış tek görevli aracı göremezsiniz

İSLAM ÇUPİ
(24 Şubat 1987, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.