Sahanın seyircisi


01.04.1987'de Türkiye kupası maçında Fenerbahçe'nin Samsunspor ile 0-0 berabere kalıp elendiği maçın yazısıdır.


İster inan, ister inanma” değil… Fenerbahçe’nin Samsunspor karşısında kupadan saf dışı kalışını, “ister inan, ister inanma” hayretine bağlamak mümkün değil…

Bir takım, bir maçı kazanmayı aklına koymuşsa, kupa müsabakası oynayan bir takım, rakibini o avantajdan düşürmeyi yüreğine yerleştirmişse, zemine düşen dinamit lokumları ve zeminden yükselen barut kokularında, futbola ait yapılmış tam mesainin bütün görüntüsünü 90 dakika içinizde yaşar, sonra bunu kalem aracılığı ile kâğıda dökersiniz.

Futboldaki kazanmayı ayak, yürek ve kafadan ibaret bir üçgen savaşı olarak tarif ettiğinizde, dünkü sahaya Samsunspor’u elemek için giren Fenerbahçe’nin bu gayretlerin gramını yanına almadığını ibretle görür ve şayet o renklere gönül vermiş bir taraftarsanız maçtan sonra göğsünüz gururla değil, sadece göz çukurlarınız gözyaşı ile dolar…

★ ★ ★

Dün Fenerbahçe 90 dakika boyunca Samsunspor’u elemek için sahaya hiçbir “öldürücü plan” getiremedi.

Fenerbahçe’de bir tek tuttuğunu koparan futbolcu yoktu. Fenerbahçe’nin gerek kolektif armonide, gerekse kişisel gösteride gol ışığının yandığı tek bir bilinçli gol pozisyonu yoktu. Özellikle maçın ikinci yarısında yan toplardan gelip Samsunspor ceza sahasının içinde karambole dönüşen görüntülerde, telaşlı taraf Samsun defansı, düşünen ve bitiren taraf Fenerbahçe’nin taarruz eden elemanları olacağına, bunun tam tersi oldu.

ikinci yarıda Samsunspor ceza sahası içindeki Fenerbahçeliler, sanki elleri ile çimene basıp bacaklarını göğe dikmiş akrobat müsveddeleri gibi, tek bir yer topuna ayak süremediler.

★ ★ ★

Bilhassa maçın ikinci yansında vakit öldürmek için suni sakatlıklar yaratan, taç ve autlarda “bir ileri, iki geri” şek-linde mehter gösterileri yapan, Galatasaray yenilgisine kadar “Türkiye’nin en renkli hücum futbolunu oynuyor” dediğimiz Samsunspor, dün mevta olmuş hali ile rakibini kupadan elemişse, bunu içlerine bir zafer olarak yerleştirmemelidirler.

Çünkü dünkü Fenerbahçe’nin o futbolu ile, değil kupanın yarı finalini, bir mahalle maçının gayri ciddiliği içinden “ciddi” bir galibiyet çıkarması bile mucize olurdu.

Fenerbahçe’nin, maçın hemen başında kazandığı bir penaltı, ol her şey ab-ı hayat…

Ama Zafer, ne kadar karar değiştire değiştire yürüdü topun üzerine… Ne kadar inançsız ve yavaş vurdu. Top yuvarlanırken. “Fatih’in ellerine vurayım mı, vurmayayım mı?” diye katettiği yol boyunca düşündü.

Futbol takımları da üreme kabiliyeti olan canlılar gibidir.

Sıhhatli futbol doğumları yapamadığı anlar, kazandığı penaltılar da çokçası böylesine “düşük” olur.

İSLAM ÇUPİ
(02 Nisan 1987, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.