TSYD yarışı

Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin geleneksel Yıllık Yarışması, Babıali fıçısında dinmez bir lodos fırtınası çıkardı.

Yaşı ile çok yaşasın TSYD’nin nerede ise çeyrek yüzyılın nasırına basacak olan yarışı hangi yıl, hangi ay yapılsa, rakip tanımaz insan egosunun hırslı toprağında ne zaman çiçek açmaya kalksa, tüm bahçevanlar ayağa dikilip, “Benim çiçeğim iyidir. Hayır sen halt etmişsin ; benimki daha iyidir” diye bir mostra savaşı ile ortalığı talan eder dururlar.

Bu tip yarışmaların kronometresi ve bitime basılan son noktası olmadığından birinciyi matematikçe saptamanın mümkünü yoktur ve mücadeleye katılan herkes kişisel tercihten ötürü, gerçek şampiyonun kendisi olduğuna inanır.

Yarışma dialektiği ancak tek şampiyon çıkarmaya cevaz verirken, TSYD Yarışı’na katılan herkesin “ipi ben göğüsledim” diye ortalığa çıkıverme öfkesine yığınları mutlu eden bir ortak barış göndermenin mümkünü yoktur.

***

İnsan egosunun yenilgi tanımaz meşrebi, insan egosunun sadece kendisini hakim kılma karakteri “tek ve mutlak otorite” olarak devam ettiği sürece, TSYD Yarışı’nın birincileri her geçen yıl büyüyen vetolarla ıslatılıp duracaklardır.

Bu yılki yarışma yönetmeliğine baraj konulması ; baraj takıntıları yüzünden bazı branşlarda birincinin yanında ikincinin, üçüncünün olmaması, ödül sayısının “bol kepçe” den “çay kaşığı” darlığına indirilmesi, yarışan çoğunluğu haklı olarak rahatsız etmiş olabilir. Ama eski yıllarda olduğu gibi, kırka yakın ödülün bir saate yakın süren tantana ile sahiplerine verilmesi, bir aile gururu ve kıvancı içinde yarışma sahibini “beşikten mezara kadar” başarıları ile övüncümüz hale getirmesi, o gevşemenin, o meslekte ipe un sermenin tembelliğini hiç mi hiç beraberinde getirmedi mi ?..

Çok ödüllü yıllardan, az ödüllü bu yıla kadar tüm yarışmalar bana göre spor gazeteciliğinin geleceklerine tutarlı bir malzeme ve harç konusu yapılmalıdır.

Spor gazeteciliğini haftalık dergilerden alıp, günlük gazetelerin üç dört sütunluk beyazlığına kabul ettirenlerin – yani birinci kuşağın – çoğu yaşamıyor.

Şu halde, benden 3-5 yıl önce mesleğe başlayanlarla birlikte ben de artık birinci kuşaktan sayılırım.

Benim ve benim gibiler için bundan sonraki kilometre taşları yolun başı değil, yolun sonudur…

Biz artık mürekkebini eleyip, kalemi asma hazırlığı içindeyiz.

Ama bizden sonraki kuşaklar spor gazeteciliği için kalemi eline, kağıt tomarlarını koltuğunun altına alacak yeni kuşaklar, bu yılki az ödüllü yarışmaya ne kadar kızarlarsa kızsınlar, onu ne kadar adaletsiz bulurlarsa bulsunlar, yine derin dersler için bu öfkeli derinliklerde sıhhatli dalışlar yapmak zorundadır.

Spor gazeteciliği, kaliteli ürün ve yaratıcılık olarak ne durumdadır ? Bu mesleğin eski ve yeni emekçileri olarak neyi yapıyoruz, neyi yapamıyoruz ? Okuyucu ile bütünleşme eksiğimiz var mı ? Konuları seçerken, gündeme getirirken sığlıktan yana mıyız, yoksa derinlikten mi ?..

1987 yılını spor gazeteciliği yönünden kendi kendimizle çok soru ile çarpışacağımız bir yıl olarak ilan etmeliyiz.

Spor gazeteciliğini sağlıklı yarınlara hoplatabilmemiz için bu yoğun sorulara açık seçik ve doğru cevaplar bulmalıyız…

İSLAM ÇUPİ
(07 Nisan 1987, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.