Bu rekabeti anlamak


25.10.1987'de Galatasaray'ın Fenerbahçe ile 1-1 berabere kaldığı maçın yazısıdır.


Bab-ı Ali’de futbola kalemlerini ilk açanlar, yani eskiler, derbinin ismi Fenerbahçe – Galatasaray maçı olunca, deneyimlerinden iki modası geçmez laf üretmişler.

Lafın kulvara ilk oturanı şu : ” Top yuvarlaktır.”

Lafın kulvarına ikinci oturanı da şu : ” Ezeli rekabette zayıf denilen takım, kuvvetli denilen takımdan daha tehlikelidir.”

Fenerbahçe’yi bir hafta boyunca, Galatasaray’la aynı santraya koymaya tenezzül etmeyen, Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki futbol farkına “İngiltere – Patagonya” markalı bir terazi bulanlar, dün Fenerbahçe’nin büyüyüşüne, Galatasaray’in da küçülüşüne bakarak “ezeli rekabet”in her beyni bozabileceği gerçeğine bir kere daha inandılar…

Ezeli rekabetini şimdiye kadar ölçülü sözlerle okşayan iki cemaatten Sarı-Kırmızılı olanlar, ilk defa bu kemikleşen adab-ı muaşereti terk edip tedavülden kaldırarak dillerini fena kaldırdılar.

Hem politikacı hem başkan olan Ali Tanrıyar, bu Gordion düğümüne ilk parayı salladı. Ha gayret kesim fulelerine selamet.

“Fenerbahçe’yi elimizden kimse alamaz.”

Ali Tanrıyar’ın kaç numaralı bir iskemlede oturup maç seyrettiğini bilmiyorum, ama “Elimizden kimse alamaz” dediği Fenerbahçe, dün usul usul ovulan bir Alaaddin’in lambası gibi, orta yere bir dev çıkarmış ve o devin ayak sesleri, Galatasaray’ı şaşırtan, sağırlaştıran bir orkestranın kahredici temposuna dönüşmüştü.

Yine büyüktü Simoviç…

Simoviç, “Superman” filmlerinin inanılmaz becerilerini ellerine ve ayaklarına sokmuş olmasa, bazen toplu takım onuru ile ; bazen de maçın kahramanı Şenol’la Galatasaray defansını düşmüş yapraklara çeviren Fenerbahçe, her şeyi moderne göre kurulmuş rakibine – kaleci faktörünü sahadan çıkar – daha ilk yarıda ağır bir havlu attırdı.

Bay Başkan’ı koruyan Tanrı… Çünkü, “Elimizden kimse alamaz.” dediği Fenerbahçe, hazretin elinde ilk yarıda dört gol atmış bir takım olarak otursa idi, sicil kütüğünü kulüpten getirip herkese gösterse, Galatasaraylı olduğuna kimseyi inandıramayacaktı.

Peki ne demişti Denizli…

Antik kafa değil, çağdaş kafa idi Denizli…

Bir Galatasaray – Fenerbahçe maçına niye gelenekleri ile baksın ? Başkalarının krikosuna binip havalanmış mantığı ile bakacak ve şöyle konuşacaktı :

“Ezeli rekabette tarihsel bir fark, tarihsel bir hezimet olacak.”

Kimin adına ?.. Mustafa, Galatasaray’ın antrenörü olduğuna göre, fark kabağı Fenerbahçe’nin başına, güm…

Bu çocuğun antrenörlüğü umutlu bir başlangıçtı…Hem Galatasaray hem futbolumuz için… Fakat çabuk alabora oldu.

Şu futbolcuyu oyunun içine tam sokma diye Türkçeleştirecek şu cenabet “motivie” faslı var ya, Mustafa o enstrümanda gerçeklere sadık kalma yerine, devamlı gerçekleri abarttı, yalanladı.

İngiltere- Türkiye arasında maçtan önce oynattığı maçla, Wembley’de oynanan maç arasındaki hezimet, bu abartının ve yalanın sonucu idi.

Dün de Mustafa maçtan önce oynattığı Galatasaray – Fenerbahçe maçının galibi, ancak sahada oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçının mağlubu idi.

Mustafa’nın takımı değildi, bereket Galatasaray…

Cüneyt, Erhan ve Semih, teknik direktörün, “Mahalle takımı” telkinlerine inanmayıp, rakip Fenerbahçe’dir ciddiyeti içinde, hücum futbolu kayığına zırt pırt binip ileri gitmediler.

Savaş ve Uğur’lu, sonrası bilinmez Galatasaray orta sahası, Fenerbahçe maçının çantaya girmiş bir keklik olmadığını anlayıp, hakim bir kişiliğe girmediler, bilakis sıkıntılı bir direnişe girdiler ; savaştılar…

Tanju, Kovaçeviç ve Prekazi gibi golü basit ve çabuk bulan elemanlar, mayınlanmış Fenerbahçe gerilerinde, Mustafa’nın düşüncesindeki yürüyüşü yapamadılar.

Mustafa’nın düşüncelerindeki mübalağa ve hayal paylarının yaratacağı riskli sonuçları, Galatasaray futbolcuları önlediği için, onlara beraberlik primi dışında teknik direktörü kurtaran ana ödül de verilmelidir.

İSLAM ÇUPİ
(26 Ekim 1987, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.