Fatih Sultan Terim Ali Sami Yen düştü

Fatih Sultan Terim, diyar-ı Ali Sami Yen’i istilaya karar vermişti. Diyar-ı Ali Sami Yen’in tayyare uçmaz, Limuzin geçmez, uçsuz bucaksızlığında Galatasaray İmparatorluğu hüküm sürüyordu.

İmparatorluk, bunca görkemine rağmen mütevazı değil, haristi.

Galatasaray İmparatorluğu, istilacı ve yayılmacı isteklerinden vazgeçmiyor, bu yıl da futbol haritasındaki Türkiye Ligi şampiyonluğu ile Türkiye Kupası birinciliğini istiyordu.

İstiladan iki gün önce Mecidiyeköy kapısı başkumandanı, Girit sancaktarı Mustafa Bey, savaşla ilgili kurşun maharetini soran Galata basınına, taş basması bir fermanla cevap veriyordu.

“Düşmana düşman bile denemez. Bu düşman, bir kızgın kazan yağ altındaki iki kiloluk zeytinyağlı pırasa lezzetidir.”

Girit sancaktarı Mustafa Bey, zaferden o derece emindir ki Ali Sami Yen savaşından sonra, Yerebatan Sarayı’nın bir ziyafet için hazırlanmasını emretmiş ve uçurduğu güvercinlerle Mısır kraliçesi Kleopatra’yı, İtalyan seks yıldızı Rafaela Cara’yı, o muhteşem geceye çağırmıştı.

***

Galatasaray İmparatorluğu’nda bu hazırlıklar olurken, Fatih Sultan Terim, Galata Kulesi’nin üçüncü katına çıkmış; bir taraftan önündeki yumurtalı piyazla ızgara köftesini yiyor, bir taraftan gözlerine götürdüğü dürbünle düşmanın yaptığı hazırlıkları en ufak ayrıntılarına kadar inceliyordu.

Çok iyi tanıyordu Galatasaray İmparatorluğu’nu. 13 yıl orada parlak bir tebalık devri geçirmişti.

Kuvvetli tarafı, zayıf tarafı ile çok iyi tanıyordu imparatorluğu.

O imparatorluk defansta kese kağıdı gibi oturan rakiplerini Naim olup romatizmalı kolları ile kaldırır, önüne hareketsiz bir keçi boynuzu butu sürüldüğünde, onu takma dişleri ile bile olsa kemirirdi.

Hücum edecekti Fatih Sultan Terim. Kendi kalesinden taşınacaktı. Ordusunu, tek kaleye saldırıya dayalı bir savaş anlayışı üstüne şartlayacaktı.

Savaş, ihanetlerle dolu bir kazanma-kaybetme sanatıdır, çünkü…

Aaa, bak… Yugoslav Meryem’inin lütfudur bu…

Devşirme Levent Simoviç’in koruduğu Galatasaray kal’asında, bir bayrak indirme, yeni bayrak çekme töreni var.

Ne çabuk düştü, Galatasaray kalesiyle Simoviç’in kazağı.

İsmail, Yusuf, Erhan ve Semih gibi, kendi defansında uçan jeti bile mecburi inişe zorlayan sipahi taburu nerede idi ?

Ne oldu, “Galatasaray İmparatorluğu düşmez.” diye tribündeki halkına her gün büyücülük ve müneccimlik seansları yapan Uğur, Savaş, Tanju ve Prekazi gibi gaipten haber veren fal vüzeralarına ?

Pontus sancaktarı Ergun Bey, işin vahametini anlayıp Karadeniz’den takviye birlikleri getirmeye yeltendiğinde, Ali Sami Yen çoktan düşmüştü.

Girit Beyi Mustafa, Girit’e gidemeden soyunma odasının girişinde yığıldı kaldı.

Anlaşılan, içtiği ıhlamurun içine kahkaha tozu karıştırılmış olacak ki, İmparator Derwall hazretleri, içtiği her yudumdan sonra koyuveriyordu makaraları.

Fatih Sultan Terim, zaferden sonra yine mütevazı idi. Discoryum’a eğlenmeye gideceğine, üçüncü sınıf bir köftecinin yolunu tuttu. Atı ile değil, 39 marka ıstrapenteli bir araba ile.

(Not : Bu yazıyı, çok çok ciddi Galatasaraylılar, çok çok ciddiyetsizlik takınarak okusunlar, lütfen)

İSLAM ÇUPİ
(25 Mart 1988, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.