“Benim golcülerim siyah-beyazdı”

“İlk gününden bu yana Türkiye Ligi’ni izleyen İslam Çupi unutamadığı golleri ve golcüleri anlattı “

Hangisi daha öldürücü?

Kongo’nun iklimi mi, Metin Oktay’ın şutları mı?

30 yıl önce İslam Çupi bu soruyu kağıda döküp bir Galatasaray maçının kritiği olarak Yazıişleri Müdürü ilhan Turalı’ya verdiği zaman, hayatının en büyük şokuyla karşılaştı.

Turalı dudağını bükmüş, “Böyle yazı olmaz kardeşim” deyip, kağıdı buruşturarak çöp sepetine atmıştı.

Öyle yazı olmazdı ama, öyle gol de olmazdı işte… Metin Oktay unutulmaz 5-O’lık Fenerbahçe maçında bir üçüncü gol atmıştı ki, İslam Çupi 30 yıldır anlata anlata bitiremiyordu: “İnönü’nün zemini o zaman futbol sahası değil, taş-toprak ve çamurdan oluşan bir inşaat sahasıydı. Metin Oktay düello yapıyordu. Top falan oynamıyordu. Önünü Naci ile Osman kapatmıştı… Santrada kapıştılar, inanılmaz nefis çalımlarla ikisini de geçti. Korkunç bir süratle o ağır sahada 20 metre top sürdü… Şimdi şaşacaksınız… Bu ne ustalık, ne enerjidir? Hem sana yaklaşan adamdan kaçıp, rotanı ona göre düzelteceksin, hem kendini diri tutacak, öldürücü vuruş gücünü de adalelerinde saklayacaksın. Yani koşarak tüketmiş olmayacaksın kendini. Ve kaleye bir yirmi metre kala enerjini ayağında toplayıp her şeyi lehine, pozisyonu da gole çevireceksin. Bu, 45 metrelik bir koridor içinde herkesi öldürmek değil de nedir?”

TARİHİ YARATAN GOL

İslam Çupi’nin gol galerisinde dolaşmaya devam ediyoruz… Söz Metin Oktay’dan açılmışken, gol krallığı, ağları delen gol ve rekorlar geliyor akla… Çupi’nin keyfi kaçıyor: “Benim için atılan golün lezzeti, rengi, yaratıcılığı, ustalığı önemli…

Herkes gol kralı olabilir. Ama benim anılarmda yaşamak için gol kralı olmak yetmez. Mesela ben, gol kralı Fikri’nin, Güven Önüt’ün, B.Mustafa’nın gollerini hatırlamıyorum. Varsın golleri sayanlar tutsun gol krallığı listesini. Şimdi Metin Oktay’ın Fenerbahçe’ye attığı o meşhur ağları delen gol hikayesi. Bence Özcan’ın defterindeki kocaman bir sabıkadan başka bir şey değil. Bir kaleci, ön direkten, yani kendisiyle ön direğin arasından gol yiyebilir. Ona bir şey demem. Ama top önünden geçip, arka direğin çatalına takılıyor veya ağlarla direğin en gergin bağlantı yerinde çürük bir yer bulup, oraya kadar gittikten sonra dışarı çıkıyorsa, orada ben golcüyü değil, kaleciyi görürüm. Bu gol Metin Oktay’ın maharetinden ziyade, Özcan Arkoç’un büyük hatasıdır. Aynı Metin, aynı Özcan’a bir gece maçında -bu defa Beşiktaş kalecisi iken- bir penaltı golü attı. İşte o gol meşhur 38’inci goldür. 25 yıllık rekoru yaratan goldür. O penaltıda Metin’in Özcan’ın üzerine attığı öldürücü bir top vardır ki, hiç bir kaleci tutamazdı!”

“DONDUK HAKEM BEY”

Peki Metin Oktay’dan sonra öteki golcüler kimlerdi?

Çupi burada bir parantez açma izni istiyor:

“Sen bana hep lig gollerini soruyorsun. Ama Metin Oktay’a en yakın golcü Kemal Gülçelik’ti. Beşiktaşlı Kemal ne İnönü Stadı’na yetişebildi, ne de Türkiye Ligi’ne… Macera dolu karmaşık bir hayatı vardı. Müthiş bir futbolcuydu. Şeref Stadı’nda karlı bir gün. Çamlıca’nın poyrazı beyaz beyaz lapalıyor. Voleci Şeref sağ taraftan bir top attı… Kemal sağ tarafa deplase oldu. Topu stop etti, 50 metre havaya dikti… Sonra baktı ki kimse topu kaldırdığı yere deplase olmuyor, kendi topuna yetişip müthiş bir kafa çaktı. O anda rakip takım da, kaleci de, kale de teslim olmuştu Kemal’e… Beşiktaş’ın rakibini hatırlamıyorum. Ama skor aklımda.. Beşiktaş 13-0 galipti. 20’nci dakikada Baba Hakkı, hakemi çağırıp ‘Bu adamı oyundan at. Deminden beri bize de rakibe de top göstermiyor. Burada hepimiz soğuktan öleceğiz’ dediğinde Kemal sekiz gol atmıştı.”

ANLATILIR GİBİ DEĞİL

Gol ve golcüler İslam Çupi için başlı başına bir nostalji. O golcülerden hiçbiri bugünün seyircisine yeni goller gösteremez. Bilenler ve görenler bilmeyenlere, görmeyenlere anlatabilir. Yazık ki elimizde video bantları da yok. O halde bırakalım İslam Çupi o günlere dönüp kahramanlarını anlatsın:

“Yine İnönü’deyiz. Lefter’in İstanbulspor’a attığı bir gol var. İstanbulspor’un kalesinde Deli Turan duruyordu. Lefter topu sağa açtı, kaleci atladı. Lefter de muhtemel bir sakatlıktan kurtulmak için Turan’ın üstünden atladı. Üç metre gitmişti ki birden geri döndü. Biz ‘Eyvah, sinirlendi, Turan’a vuracak’ diye beklerken, o topu Turan’dan aldı ve içeri attı. Meğer Turan topa yatınca altından kaçırmış, top sırtında kalmış. Enteresan olan Lefter’in altıncı hissi.. Giderken birden geri dönmesi…”

Çupi iki şeye vurgundur. Top ve kalem. Birincisi ayakla ya da kafayla buluştu mu, ikincisi de Çupi’nin elinden ölümsüz satırlar döktürmeye başlar. Bab-ı Ali’de golleri ve golcüleri en iyi anlatan kalem ustası olmanın sırrı da kimbilir belki buradadır. Onun için daktilo, ya da bilgisayarlı, ekranlı yazı sistemleri hala icat edilmemiştir… Gönlünü ve gözünü doyuran golcüler de anılarında yaşamaktadır ve henüz yeni bir kahramanla tanışmamıştır.

ALTI PASTAKİ SMAÇÖR

“Benim golcülerim basının siyah-beyaz döneminde yaşıyor… Metin Oktay, Lefter, Mehmet Ali, Suat, Kadri, Şenol… Suat’ın bir İstanbulspor-Galatasaray maçında attığı gol var.. Unutulmaz.. Rahmetli Ergun Ercins santrayı biraz geçtikten sonra müthiş bir sağ vurdu kaleye.. Top belli ki, üst direğin bir karış üstünden auta gidecek. Suat da altı pasın sol köşesinde, kaleye arkası dönük.. Şimdiki yeni açık tribünlerin olduğu kalede.. O topa sıçradı, kafası
direğin bir karış üstündeki topla buluştu ve bir voleybolcunun smacı gibi vurdu topa… Kadri’nin Fenerbahçe’de oynarken Beşiktaş’a attığı bir gol var. O maçı Fenerbahçe 6-2 kazanmıştı. İlk yarıda Beşiktaş 2-0 öndeydi, 2-2 oldu. İkinci yanda Fenerbahçe Beşiktaş’ı dağıttı. Kadri’nin attığı gol 30 metredendi. O maçta üç Beşiktaşlı, Münir, Doğan ve Beton Mustafa re’sen emekli oldular… Sonra Şenol var. Beşiktaş’taki Şenol, Fenerbahçe’deki Şenol’dan büyüktü. Bir golünü bana Birol Pekel anlattı. Birol topu almış, tam sürecek, pas atacak, 15 metreden kopup gelen Şenol topa 35 metreden öyle bir çakıyor ki, 90’a takılıyor top… Birol ‘Sanki gökten indi yanıma’ demişti bu gol için.. Müthiş bir sol ayağı vardı Şenol’un… Gene Şenol’un unutulmayan bir golü var. Beşiktaş’tan Fenerbahçe’ye Birol’la beraber o yıl transfer olmuşlar. İlk yarının son maçı… Beşiktaş beş puan önde.. Maçın bitimine beş saniye var. Şenol onsekiz üstünde yakaladığı topa vurdu ve golü attı. Hakem golü verdi ve maçı bitirdi. Santrası bile yapılmayan goldü bu.. Fenerbahçe o maçta aldığı hızla şampiyon olmuştu.”

SİYAH-BEYAZIN SIRRI

Çupi’nin golcüleri basının siyah-beyaz sayfalarında yaşıyor: Peki 1970’lerde başlayan renkli baskılarla, diapozitif fılmlere çekilmiş renkli gol fotoğrafları onun gönlünü hiç mi doyurmuyor? Bu sorunun ön cevabı kocaman bir “Maalesef…” Çupi siyah-beyaz gol kahramanlarının sırrını fısıldayarak devam ediyor:

“40’lı, 50’li yıllarda biz sadece maçlara değil, idmanlara da giderdik… Beşiktaşlı Voleci Şeref’i seyretmeye doyum olmazdı. Şeref abi, idmandan sonra üstüste iyi vole atardı… Çaçi ile çok ıyi anlaşırdı. Aralarında topun hangi yükseklikten geleceğini konuşurlar, Şeref abi de neresiyle vurursa nereye gideceğini söylerdi. Dediği yere giderdi top. Metin Oktay, Turgay’ı, idman sonrası 500 şutla bombardımana tabi tutardı. Gelmiş geçmiş en büyük kaleciye bu ekstra mesai karşılığı bira ısmarlamayı da ihmal etmezdi. Lefter de öyle şeyler yapardı. Yani bu adamlar `Melekelerimin yüzde birini bile kaybetmeyeyim’ diye kaygılanırlardı. Yemek yer gibi sürekli beceri tekrarı yaparlardı. Şimdiki idmanlara bakıyorsun, böyle şeyler yok. Aerobik, anaerobik diye bir şeyler çıkardılar. Sahada atlet mi koşuyor, futbolcu mu? Futbolsa top nerede? Anlayamıyorum. Fizik kaliteler, kondisyon dayanıklılık, cooper testi filan hep öne geçti de bu arada teknik hapı yuttu. Yaratıcılık, ustalık çekti gitti. İyi ama bütün bu çalışmalara rağmen fizik gücün sınırına gelindi, ortada hala doğru dürüst futbol yok. Eskinin gölgesi bile yok. Eğer yeniden tekniğe dönülmezse, futbol seyredilmez hale gelecek. İşte o yüzden benim golcülerim maalesef siyah-be-yaz fotoğraf döneminde kaldılar. Bunun tek istisnası Cemil oldu.”

Çupi, gol nostaljisindeki son adamı şöyle anlattı:

ÖNCE DEPAR

“1947-1965 kuşağının dışında İnönü’de ve ligde attığı gollerle klasikleşen tek kahramanı Cemil’dir. Cemil’in attığı bütün gollerde ilk planda depar vardı. Bir roket hızı vardı. Kalçaları çok kuvvetliydi. Bacak adaleleri müthişti. Ekarte ettiği rakibin ikinci bir müdahaleye fırsatı yoktu. Sonra Cemil, kalecinin üzerine inatla giden bir adamdı. Kalecinin alt yanlarını çok iyi görürdü. En kısa yoldan en çabuk biçimde kaleciyi rahatsız etmeyi bilen son adamım Cemil’di. Cemil’den sonrakiler kusura bakmasın, o tadı, o lezzeti, o şeytani zeka pırıltılarını veremiyorlar bana.”

Ne dersiniz? İslam Çupi mi haklı, yoksa bugünkü golcüler mi? Hele şu lig başlasın da görelim.

 

 

ATİLLA GÖKÇE

İSLAM ÇUPİ
(17 Ağustos 1988, Gelişim Spor)

No Comments

Leave a Comment.