Hezimetten dönmek


24.09.1988'de Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 1-0 yendiği maçın yazısıdır.


TOPU ayakları ile oynamayıp kafasında yuvarlayan iki teknik adamdan Veselinoviç, Mustafa’ya çift beyin porsiyon galip…

Veselinoviç Galatasaray’ın tüm futbolu yaratan ve bu yaratıcılığı gole götüren ayaklarını keserken Mustafa, Fenerbahçe’nin aldığı öldürme tedbirlerinin dışında maç boyunca yeni bir Sarı-Kırmızılı canlı yaratamadı.

Sözün birincisi bu…

Son on yıldır yapılan bu futbolumuzun en büyük derby’sinde Galatasaray’ın Fenerbahçe karşısında bu kadar yeşil çimenden uçup bir gök meleği olduğu, bu kadar acizlik ve güçsüzlük kostümü giydiği başka bir maçı kalemden çıkarıp masanın üstüne atmak mümkün değil…

Simoviç muhteşemliği olmasa Fenerbahçe’nin girdiği mutlak yedi gol pozisyonunda şans ve beceriksizlik kokteyli Sarı-Lacivertli futbolcuları sarhoş etmese ortaya çıkacak skor, ezeli rekabetin şimdilik Galatasaray adına en çarpıcı “siyah tahta”sı olurdu.

Maç boyunca tek gol pozisyonuna girmeyen Galatasaray’ın koruyucu “yatır”ı Karacaahmet’te miydi, yoksa “Yuşa Tepesi”nde mi?..

Sözün ikincisi bu…

***
Teknik zenginlik olarak aylardan beri gazete sayfalarının manşetine çıkan kantar dün şunu gösterdi ki, ustalık ibresinin boyası Sarı-Lacivert…

Daha form doruğunun merdivenlerini çıkmakta olan Oğuz ve Aykut dünkü tempoları ile bile Galatasaray’ in belindeki fıtıkları çoğaltacak kadar birer beceri teknisyeni…

Dünkü maç bir kere daha şunu ispatlamıştır ki, Rıdvan bir futbolcu değil, bir takımdır.

Rıdvan dün sık sık tekmelerle kesilen “gaddar Galatasaray filmi” içinde atılması imkan dışı olan golü ile rakip yarı sahasında yarattığı depar çalım ve bacak arası şovları ile oyunumuzun içindeki bir numaralı futbolcudur ve bir Fenerbahçe kahramanıdır.

Genç Ergin’den “Prekazi temizleme tozu” reklâmına çıkan İsmail’e, herkül kondisyonlu Turan’dan ince bir kesici olan Şenol’a kadar -Orhan ve Nezihi’yi parantez dışı tutalım- Fenerbahçe’de arızalı tek adam yoktu.

Schumacher’i de bir güven heykeli olarak alkışlayalım.

Sözün üçüncüsü bu…

***

Ben genellikle maç kritiklerini “hakem”siz yazarım.

Deda için düne kadar hep devasa satırlar yazdım. Fakat bu günün öncesinde, öyle bir yönetim gördüm ki, adam hakem değil, Galatasaray lisesi’nin önündeki trafik polisi sanki.

Bir derby maçında bir takımı alabildiğine taltif ederken öteki takıma alabildiğine mahkum kılığı giydiren bir insana hakem değil, dense dense, Borjiyalar devrinde engizisyon hâkimi denir.

Burdur’dan tarafsızlık (!) ithal etmek neden? Dün maçı Denizli yönetse idi, düdüklerini Fenerbahçe’den bu kadar uzaklaştırmazdı.

Burdur İstanbul’dan çok uzak…

Anlaşılan kilometre kalabalığı hakemin görüşünü zayıflatıyor, tansiyonunu çıkarıp şekerini yükseltiyor. Burdur’da bir süre “mecburi ! ikâmetçi” olarak kalması sıhhiye memuru olan Deda’nın sağlığına daha iyi gelecek galiba…

Sözün sonu da bu…

 

İSLAM ÇUPİ
(25 Eylül 1988, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.