Kanaryalar ve kafes


25.12.1988'de Fenerbahçe'nin Sarıyer'i 3-2 yendiği maçtan sonraki yazısıdır.


FENERBAHÇE’nin farklı kazanacağı maç bir ofans ciddiyetsizliği içinde bitimine 15 dakika öncesinde o hale geldi ki, San-Lacivertli defans ve kaleci Schumacher 3-2’lik galibiyeti korumak üstüne zemine futbolda kaç büyü çeşidi varsa hepsini attılar.

Girdiği her cenahı ve her bölgeyi Dalan’ın dozeri gibi tanınmaz hale getiren Sercan, şayet peşine iki üç Fener iştahı çeken Sarıyerli futbolcu takabilse idi, şimdilik ligde lider olan Sarı-lacivertli ekip bir renk şokuna uğrar, adı beraberlik olan patlıcan moru kıyafetini giyerdi.

İki sarı kartlı Erdal kendisini erken Noel tatiline sokarken dün bir kere daha görüldü ki, Fenerbahçe seyircilerinin maçtan önce bir kral muamelesi yapığı Selçuk artık saygı duyulacak bir mazidir.

O Silva denen ve renginden başka Brezilya ayak adetlerinin hiçbirini almamış çocuğu galiba Kayserililer boyayıp Sarıyer’e sokmuşlar. Ortada Selçuk’un, yanda Silva’nun oyuna ama şarkıcılar örneği bakışına karşılık, Sercan’ın ofans yalnızlığına orta saha ve geri dörtlüden tek bir Sarıyer muhabbetinin gelmemesi, Fenerbahçe’yi büyük bir sürprizden kurtaran etken oldu…

* * *

Pek de Fenerbahçe ile başabaş bir oynamaya niyeti yoktu Sarıyer’in…

Sarıyer maçın başında kendi sahasında kurduğu yedi adamlı gökdelene semtini terk etmemesi için sıkı nasihatlarda bulunmuştu. İleriye az hareket eden, sertliği ve tekme göstermesi hakem uyarıncaya kadar devam edecek ışıksız ilkel bir savunma anlayışı idi bu…

Peki bu arada Fenerbahçe’nin orta sahadaki sihirli kemanları ne yapıyordu ? Hakan akordu yerli yerine oturmamış bir kakafoni idi sanki…Oğuz’a müthiş sololarını çoğu zaman yerli yerine oturtamamış bir başarısız müzik devrimcisi denebilirdi.

Ciğerlerine ve ayaklarına taşıttığı yüzle orta sabanın dev trombonu Turan’dı ve attığı görülmeye değer golle, kendisine, “tekniği yok” diyenleri yerin dibine çaktı.

* * *

Sarıyer’in basılmaya değer bulmadığı yollar olarak nitelendirdiği sabanın kenarlarında İsmail ve Şenol çok etkin göründü.

Ama kaleye yaptıkları çaprazlama ortaların hiçbirisine belirli bir irtifa kazandırmadıkları için, tüm tehlike olabilecek toplar Sarıyer defans birikintisinin kafalarında kaldı.

Başlangıç, havalanış ve iniş rotasını ayarlayamamış böyle ayaklara modern futbol pek saygı duymuyor günümüzde…

Hakemin Rıdvan’a yapılan faulü penaltı ile tecziye etmesi, dışarıda yapılmış bir ihlalin onsekiz içine taşınması anlamı ve görüntüsü verdi.

Belki de hakemin Rıdvan’a tanıdığı bir geçiş üstünlüğü idi bu…

Bu geçiş üstünlüğü, bir aciz vuruşçuluğuna döndü az sonra… Yani bu maçtan sonra Fenerbahçe’nin oyundaki kusurları yanında tez tarihte halli gereken bir başka zaafı çıktı orta yere: Aykut’un dışında bir penaltıcı bulmak…

Çünkü Aykut’un penaltı üslubu rakip kalecilerin şifresini kolay çözebileceği adresi belli bir mektuba benziyor.

Kanarya Hasan dün çok çalıştı bir de kafa golü attı.

Fakat çokcası Sarıyer kalesinde durgun ve dalgın bir mahkumdu, adeta… Lacivert gökler dururken Kanarya’nın Sarıyer kafesinde ne işi var?..

İSLAM ÇUPİ
(16 Aralık 1988, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.