Hezimet günlüğü


05.03.1989'daki Fenerbahçe'nin Trabzonspor'u 5-1 yendiği maçın yazısıdır.


FENERBAHÇE, Fenerbahçe olalı… Trabzonspor, daha sonra Türkiye Ligi’nde Trabzonspor olalı… “Fenerbahçe: 5 – Trabzonspor: 1” şeklinde ligde bir taksi plakası yok…

Bir takımın günü aydın değildir, bir takımın top keyfi patlaktır, bumburuştur, defans “gelene Rıdvan, gidene Aykut” der, beş gol olur, onu da tarih denen mezarlığın iki m2’lik toprak parçasına gömer, gidersiniz.

Ama Trabzonspor, dün futbol kalıp-kıyafeti ile mücadeleye koyduğu “Karadeniz dozu” oranı ile hiç de beyaz bayrağa peşin çekmiş bir taka değildi Fenerbahçe karşısında.

***

Rakibini ısıran bir kondisyon çabukluğuna ve her çeşit pası çok düşünmeden, isabetli uygulamaya sokan bir emme- basma tulumbaya sahipti Trabzonspor…

Bir ara Fenerbahçe’den orta saha tapusunu gasp eden Trabzonspor kenar ağaları Hasan ve İskender’le rakibini depar yarışmalarında çökertiyor, Hami ve Lukiç tehlikeleri San-Lacivertli yası sahasının beklenmeyen bölgelerinde üstüne basılan gizli mayınlar gibi patlayıp duruyordu…

Bu dakikalarda “Fenerbahçe takımı kolay gol yiyiyor” diye düşünenler, sahaya dönüp baktıklarında Trabzonsporun lodos denizi patlayışlarına dönmüş ofansif hırsı karşısında limanı korumakla yükümlü İsmail, Şenol, Nezihi ve Müjdat’ın müthiş direnişlerine bakıp, belki de peşin verdikleri hükmü katlayıp, ceplerine sokacaktı…

Oyun yüreğine ve bileğine kuvvet bir oyundu işte… Çok şeyler yapmaya çalışan, çok şeyler de yapan Trabzonspor karşısında öylesine vücudu enerji ile dolu, öylesine beyni yaratıcılıklarla renkli bir Fenerbahçe vardı ki, futbol adına rakip ne yaparsa yapsın, Sarı-Lacivertli ekip sakin bir kumarbaz soğukluğunda, “bir pot daha” deyiveriyordu…

***

İstanbul’u kederlere boğan Levent patlamasının akabinde dün Aykut’un Trabzonspor karşısında klas gollerle patlaması, kovuşturmayı gerektirmeyecek Kadıköy’de açan sürprizli bir sevinçti…

Uzun ve kemirici sakatlıkları vücudundan söküp, teker teker atan Hakan’ın Fenerbahçe eserinde yavaş yavaş “baş rolü” tehdit eder biçimde ayak ve kafasını rejisörleştirmesi acaba Veselinoviç’e bir adet gül göndermemizi gerektiriyor mu, gerektirmiyor mu?

Her maç sahada atacağı gizli bir golle dolaşan Turan’ın her galibiyetteki mütevazı rolü, teknik dengeyi 90 dakika kuramadığı maçlarda bile önlenemez bir gol pasına ayak sahipliği eden Oğuz’a Fenerbahçe’nin dünkü “beşlik” darphanesinde gizli kahraman madalyası takmayacak mıyız?

Affedersiniz, dünkü oyunda yoktum” diyen Hasan’a, en anlamlı yıldızları Babıali rotatifleri değil, tribündeki taraftarlar verdi.

***

Maçtan önce takım kadroları basın tribünü ile birlikte, şeref tribünündeki muhterem zevata da dağıtılıyor. Fakat yazı emekçiliğini hep basın tribünündekiler yapar, şeref tribününden ise cepten hep cigara çıkar da, bir tek maç yorumlayan müellif çıkmaz.

Bu Fenerbahçe’nin mali kongresinde “Rıdvan’ı satalım” kerametinde bulunan avukat-kabzımal karışımı zat dün acaba maçta mıydı?

Ben baktım, göremedim. Görsem, önüne benim kullandığım kağıt ve kalemi sürüp, ilk harfe benzeyen bir komet verecektim.

Yaz bakalım Rıdvan ne?..

Rıdvan’ı yazmak, bakkala sipariş listesi yazmak kadar kolay değil… Hele insan mikrofon dişbazı olup, beyaz kağıt ve açılmamış kalem fakiri ise, hangi elle yazı-yorsa oraya cümle değil, nüzül iner…

Sahaya inmiş, en iyi hakem İhsan Türe, itilmiş ve yere indirilmiş Hasan ve Aykut’a nasıl ceza sahasının ortasındaki yuvarlak kirece çalınmış iki penaltı düdüğü indirmez?

Demek sadece uçaklar değil, bazen de hakem düdükleri havada dolaşır

İSLAM ÇUPİ
(06 Mart 1989, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.