İnsandan Direkler


18.03.1989'daki Fenerbahçe -Beşiktaş 2-1 maçı sonrası yazısıdır


DERBY maçları “takım“dan önce inancı çok büyük amacı sınırsız, canlı ve yenilmez direkler ister.

Bu adı insan olan direklere “kaleci” diyorlar futbolda…

Zalad’ın ilk devre boyunca belinden ayak parmaklarının ucuna kadar inen bir eşofman vardı. Eşofman altı İstanbul’a yazı indirmiş böyle bir havada, kaleci hareketlerini engelleyen bir hapishane değilse acaba hangi defans özgürlüklerini kısıtlayan bir sansür olarak tarif edilebilirdi?

Zalad Aykut’un attığı birinci golde top ne kadar yerden ve köşeye gitmiş olursa olsun, eşofman altı yüzünden mumyalanmış bir adam çaresizliğini anlatmıyor muydu?

Zalad’ın kendi defası ile maç boyunca hiç kuramadığı pozisyon koalisyonu eksikliğinde bana göre hiç de önemsenmemiş bu “kıyafet ağırlığı“nın tartışılmayacak tesiri vardı.

Schumacher ise kaleciliğin tüm becerilerini lastikleşerek maymun çabukluğuna sokacak, ne kadar rahat bir kıyafet varsa onun içinde her maç dakikasında, Beşiktaş taarruzlarının içinde uzadıkça uzadı ve bu derby kahramanlarından biri oldu.

Şöyle bir ilk eziliş fotoğrafı çekelim artık… Aslında  Fenerbahçe, Beşiktaş arasındaki fark, Zalad ile Schumacher  arasındaki fark kadar ikincinin  lehine gelişen bir kapatılmazlıktı

* * *

Maça dönen projektörler maçtan önce iki takımın defanslarını  nasıl aydınlatıyorlardı?

Aydınlık bir karanlıktı Fenerbahçe defansı için aslında.

Beşiktaş’ın geri dörtlüsü ise mevsim başından beri bir istisna yıldız ışıldatmasa bile, hem beraberlik korkusu yüzünden, hem uyum ferdi ve kolektif dikkat yönünden, hem de tempo ve müdahale zenginliği yönünden rakibi ile kıyaslanmayacak pozitif zindelikler taşıyordu.

Fenerbahçe defansında İsmail’in Feyyaz devini , Nezihi’nin  Ferdinand heyulasını, Şenol’un devamlı sağ bölgeyi kullanan Ah sinsiliğini silmesi Müjdat’ın libero olarak Beşiktaş’ın hücum liberasyonuna eşsiz bir fizik ağırlığı koymasın karşılık , Beşiktaş’ın ilk yarım saatteki Gökhan farkından başka bu bölgede maçın büyük önemi kadar büyümüş tek Siyah-Beyazlı futbolcu yoktu.

Defans farklarının maç önemi hep Beşiktaş lehine tarif edildiği bir bölgede Kartal‘ın hep irtifa kaybetmesine karşılık Kanarya‘nın devamlı yükselişi, savunma dengelerini alt üst etmekle kalmamış, maçı kazanan Fenerbahçe’ye beklenmedik bir itici güç olmuştu…

* * *

Orta sahadaki ayak ve kafa satrancı hangi hamlelerin cilalarında pırıldıyor ve kayıyordu ?

Rıza bilinen bir fiziksel enerji kulvarında idi.

Fakat sol çizgiye gidip Beşiktaş’tan ayrı bir takım olarak yaşayan Mehmet’in hangi taktik hangi taktik görev için Beşiktaş dışı bir Beşiktaşlılığa itildiğini anlamak futbolu anlayanlar için mümkün olmayan bir teşhis bulanıklığı idi.

Beşiktaş’ın orta sahasına artık oturmuş hissi veren Şenol’un kendisinden çok şeyler beklenen bir derby maçında, bütün gramları ile bir mesih gibı bastığı zeminden göklere uçuvermesi, dün Berşiktaş adına yapılacak bir “ahir zaman” Peygamberlik gösterisi miydi ?

Oğuz Beşiktaş’ın boş defans aralarına top koymada yaratıcı pas bırakmada teknolojinin son harikası olan bir radardı ama oyuna tek başına kontrol mühendisliği yapmada ve kaçırdığı golde inançsız olmada, kendisine yakışmayan negatif raporlar aldı.

Turan her zamanki oyun tankı idi ama, rakip mevzilere yürürken sık sık engellere takılıp kaldı.

Maçın istilacı F.Bahçe hakanının adı Hakan’dı zaten… Ufak tefek dripling kusurlarına, pas itmedeki ayar sakarlıklarına rağmen Hakan gerek türlü  fizik direnişte gerekse görkemli teknik ustalıkla sahanın bir numaralı futbolcusu idi. Attın golde ise, bir “Brezilya rüyasının” Fenerbahçe Stadının Beşiktaş tarafına düşen esnemelerinin rehavetini bulabilirdiniz,pekala.

Fenerbahçe taraftan dün ilk defa. “Aykut’u transfer etmişi be” diye sevinme fırsatını buldu.

Aykut’un maç boyunca sahaya serdiği “Teknik ve beceri albümüne” Rıdvan eski şeytanlık maçlarının dikkati içinde baksa idi, Hasan bir türlü açamadığı gol ve depar yollarına bir ulaşım mantığı koyabilse idi, Fenerbahçe Beşiktaş’ın ilk yarı kaçırdığı gollere , ikinci devrede ikiye katlanmış bir patlama zenginliği ekleyecekti…

Erman Toroğlu “futbolu futbolcular oynar” deyip özellikle maçın içinden çıkmak istedi.

Acaba bu “hakem feragatine” titizlik gösterirken çok mu sahanın dışına düştü ?

 

İSLAM ÇUPİ
(19 Mart 1989, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.