Beşiktaş’ın ölümü

HAKKI Yeten de bu dünyadaki ömür nöbetini bitirip dünyaların ikincisine göçtü.

Hakkı Yeten Beşiktaş’ta varılamamış bir sembol müydü, bir dürüstlük, mertlik, ahlakın simgesi miydi, yoksa Siyah-Beyazlı tarihin önemli bir bölümünü kramponları ile yazmış bir futbolcu muydu ?

Galiba hepsi…

Benim neslimin ilk gençliği bir forveti kerrat cetvelinin üstünde yapılan bir okul talimi gibi, hep tekdüze bir zihin idmanı ile geçirmiştir.

Sabri, Hakkı, Kemal, Şeref ve Şükrü…

En usta kalemin bile kelime üretirken duracağı bu Beşiktaş’ın unutulmaz forvetinde Hakkı Yeten takım kaptanı idi ve o zamanın futbol kelamı ile sağiç oynardı.

Bir futbolcudan çok, bütün bir Beşiktaş’tı Hakkı Yeten.

Beşiktaşlı ve diğer kulüp taraftarları, Beşiktaş’ın başkanını tanımaz, Hakkı Yeten’i tanırdı. Beşiktaş’ın umumi kaptanı kim, Beşiktaş’ın asbaşkanı veya veznedarının ismi ne, Beşiktaş’ı hangi antrenör çalıştırıyor diye çeşitli meraklar uyandığında millet bu bilinmezlerin üstüne acele bir sünger çeker patronun ismini bir hamlede söylerdi.
Hakkı Yeten…

***
Anlatılmaz bir karizmatik kişiliği vardı; Hakkı Yeten’in…

Kendi takım arkadaşları arasında yaydığı korkulu disiplin her dakika başı tazelenen bir nöbet almak şöyle dursun, Hakkı Yeten’in rakip futbolcular ve hakemler indinde hiç bir futbolcunun bugüne kadar erişemediği anlatılmaz bir saygınlığı vardı.

Kolaylıkla iddia edilebilir ki, oynadığı sürece futbol olayını tek başına idare etmiş adamın ismi tartışmasız Hakkı Yeten’dir.

Tartışmalı gollerde hakemlerin fikrine müracaat ettikleri tek jüri idi ; Hakkı Yeten…

Rakip oyuncular şayet Beşiktaş takımında bir futbol usülsüzlüğü görmüşlerse, şikayet mercii yine Hakkı Yeten’dir.

Şeref Stadı’nın kale direkleri değişecekse, kararı Hakkı Yeten verirdi. Duşların yanıp yanmayacağına, idmanlara masörün gelip gelmeyeceğine, hangi futbolcuya kaç para verileceğine, prim bareminin ne olacağına kimse karar veremez, son söz her zaman Hakkı Yeten’in ağzından çıkardı.

Rivayet o doğrultudadır ki, hiçbir takım arkadaşı oynadığı sürece soyunuk görmemiştir Hakkı Yeten’i… Çünkü o yıkanıp giyinmeden hiçbir futbolcu duşa girmezmiş.

Ben hatırlıyorum deplasman maçlarını…

Oyun bitip yıkanma ve giyinme faslı kapandıktan sonra Hakkı Yeten ve takım arkadaşları yola koyulurken kaptanın elinde büyükçe ve şişkin bir torba dikkati çekerdi.

Ne var ki o şişkin torbada ? Beşiktaş’a düşen maç hasılatını bile, Hakkı Yeten taşırdı.

***
Bir hafıza ıskası yapabilirim.

1932 yılında Halıcıoğlu Askeri Okul öğrenciliğinden soyunup Siyah- Beyazlı formayı giydiği günden ölümüne kadar, yani 57 yıl, yaşayan en büyük Beşiktaşlıdır Hakkı Yeten…

Formaların evde Öküzbaş çivitine batırıldığı, maçlara yayan gidildiği, futbolun bir amatör aşkla oynandığı, kulüp renklerinin mukaddes bir emanet gibi saklandığı bir dönemin ilahıdır Hakkı Yeten…

Beşiktaş’ta oynadığı sürece dış transfer teklifleri kulaklarında ışımış. Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri o zamana göre kendisine servetler sunmasına rağmen Hakkı Yeten bırakın Beşiktaş formasını değiştirmeyi, oturduğu Beşiktaş semtini bile değiştirmemiştir.

Futbol hayatına “The End” koyduktan sonra Hakkı Yeten, Beşiktaş’ta antrenörlük, yöneticilik, kulüp reisliği yapmış ve kendisine şeref başkanı payesi verilmiştir.

Yaşamının son 15 yılında Beşiktaş’ın aktif dünyasından çıkıp kendi kendisini emekli etmiştir, Hakkı Yeten…

İnanmış ve görmüştür ki İstanbul kendi gençliğinin ve futbolculuğunun İstanbul’u değildir. Futbol topu kendi vurduğu dönemlerdeki kadar temiz süt emmiş değildir. Profesyonelliğin bini bir para kepazelikleri şişirmeye başlamıştır, futbol topunu…

Futbol kulüpleri bir amatörlük mabedi olmaktan çıkmış, lüks otellerdeki dövizli kumar makinesine dönmüştür. Yönetimler hesabı verilemeyecek para babalarının servetlerine teslim edilmiştir. Futbolculara profeyonel sistem, bin yüzlü yürekli bir karakter panayırının görülmez iplerini vermiştir.

Belki Hakkı Yeten çoktan ölmüş kendi dünyasının dışında bir dünyada yaşamaya bu kadar tahammül edebildi.
79 uzun yıl şereflerle yaşanmış lekesiz bir hayatı Hakkı Yeten’ce bitirmenin adıdır, belki bu son ölüm…

Nur içinde yat koca kaptanım !..

İSLAM ÇUPİ
(18 Nisan 1989, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.