Futbolun önü ve arkası


10.05.1989'de Türkiye'nin SSCB'ye 1-0 yenildiği maçın yazısıdır.


Devre arasında statta hoparlörde anonslar vardı :

Roma şenlikleri için saat 19:00’da Gülhane Parkı’nda hepinizi bekleriz.

Oysa o anda skor tabelasında Sovyet takımının 1-0 ileride olduğu sallanıyor ve amuda kalkan mantığımıza, nanik yapıp duruyordu adeta…

Sovyet takımını ufalama kampanyası sadece anons iyimserliği ile kalmamış, günlerdir Babıali’nin bir kısım localarından çıkan “Bu takımı paramparça ederiz.” naraları maçtan bir gün önceki resepsiyonda Roma sahipliğine kadar uzayıp gelivermişti.

***

Bu Roma havaları çok çok önemli bir stratejiye dayanmıyorsa, bu Roma havalarının altında buzağı aranmıyorsa, milletçe bir delilik polikliniğinin müşterisi olduk demektir.

Sovyet takımının ufaltılıp ufaltılıp bir karınca maketine benzetilmesi, görüldü ki öncelikle kendi ekibimizi, ne oynayacağını bilmez bir komaya soktu.

Milli Takım’ın çoğunluğunun bir Türkiye ligi futbol seviyesinde kalışı, Semih, Cüneyt ve özellikle Ünal’ın ancak bir Balkan irtifasına tırmanışı, Sovyet ekibi ile ilgili verilen yanlış tüyoların sonucu değil miydi ?

Yazarı ile görüntü tespit eden foto muhabirleri ile mahşeri kalabalık federasyon zevatı ve teknik heyeti, hep birlikte neden kaybettiğimizi kestiremediğimiz bir maçın başından girdik bitiminden çıktık.

***

Sovyet takımına ay-yıldızlı renkleri fazlaca koyulatıp öyle bakan ve öyle yazmaya kalkarsanız vereceğiniz hüküm şöyle olur :

Yenilmekten müthiş korkuyorlardı. Maçın birinci dakikasından doksanıncı dakikasına kadar beraberliği korumak için oyunu yavaşlattılar, topu defansında tuttular, maçı kaleciye geri pas olarak boğdular, futbol zamanını çalmak için centilmenlik dışı ne kadar davranış varsa hepsini kullandılar… Ve bir tesadüf golü ile maçı kazanıp gittiler.

Şayet dünkü oyunu böyle düşünüp böyle yazıyorsanız, Türk futbolundaki serap finalleri, olanca hızı ile devam edecek demektir.

Sovyet takımı bize hiç bir şey göstermemişse, şunu ispat etti dün. Biz oynatmamayı düşünen kalıbı çok ağır bir rakip, bizi oynatmaz. Çünkü Türk futbolu bazılarının çok erken açan iddialarına rağmen, ne hücumcudur ne çağdaştır ne de total bir evrenselliktedir.

***

Sovyet takım ile bizim takım arasında çok ağır basan ve çok hafif çeker fizik farklar, dünkü sonuçta değişmeyen bir yazgı idi, galiba.

Sovyet ekibinin 90 dakika boyunca kendi defansında ve orta sahada kurduğu savunma kapanları, akılla, teknikle aşılacak engeller değildi.

Rakibi daima ilk harekette yakalayan bu savunma, ikili mücadelelerdeki üstünlük, yayılma ve kapanmadaki çabukluk, yer ve hava dikkati ile bizim Dünya Kupası eleme maçlarında içine hiç düşmediğimiz bir cehennemdi.

Önce yan ortalarla kapısını çaldığımız Sovyetler hiç oralı olmadı, sonra rakip ceza sahası üstünde “ver-kaç“lı becerilere yeltendik, her keresinde ikinci topa biz değil, Sovyetler vurdu.

Sonunda Türk takımını Roma iddialısı haline getirmiş iki öldürücü silaha başvurduk . Tanju ve özellikle Rıdvan’ın kişisel kapasitelerine.

Avrupa haritasının üstünde son yıllarda gerçek bir dev olarak düşen Tanju ve Rıdvan, öyle sert Sovyet defans prangalarının içine düştüler ki ne zaman bir şeyler yapmayı düşündülerse sert bir Sovyet defans kalkanına vurup sersemlediler.

Şimdi Türkiye’de 10 milyon kişi “Sovyetler’i 90 dakika defans yapmaya mahkum ettik. Tesadüfi bir gol yedik. Bu mağlubiyeti hak etmedik. Biraz şanslı olsa idik, Sovyetler’i yenerdik. Lideriz, Roma’ya gideriz.” diye düşünüyorlarsa eyvah…

Dünkü maç 1-0 değil, 20-0’dır, 20-0…

İSLAM ÇUPİ
(11 Mayıs 1989, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.