Milyarlık hayaller


03.09.1989'de ligin ilk maçında Fenerbahçe'nin Altay'a 2-1 yenildiği maçın yazısıdır.


FENERBAHÇE tarihinde bir maça başlayıp, bir maçın ikinci yarısında bu kadar kepaze olmuş bir defans komikliğini görmek, dün İzmir ve Ege’nin çeşitli illerinden gelmiş Fenerbahçe taraftarlarına nasip oldu.

30 bine yaklaşan Fenerbahçeli adına defans denen o bahçede futbol adına, savunma adına yapılan ayağın ve aklın alamayacağı acayiplikleri, gariplikleri, komiklikleri görüp önce üzüldü, sonra kahroldu, en sonunda 30 bin Altay’lı olup kendisini yenen rakibini çılgınlar gibi alkışladı.

İsmail’in, iki Şenol’ların, Nezihi’nin dünkü savunma dramını yazmak için maçı gören kalemlerin ifade zenginliği yetmezdi.

Mezarından kaldırıp Shakespeare’i futbol yazarı yapmak gerekirdi. Çünkü defansta tarihinin en acı ve en uzun gözyaşlarını döken Fenerbahçe’nin melodramını yazıp ölümsüzleştirmek ancak Shakespeare gibi dehaların kaleminden San-Lacivertli tarihin içine akıtılabilirdi.

Maçın ikinci yarısında hep aciz ve halsiz fotoğraflar halinde üstelik eksik yakalanan Fenerbahçe savunmasının içinde, üstünde dolaşan ikili, üçlü Altay hücumları beceriksizlikle ve talihsizliklerle dolu son hareketlerde kalecide kalıp yığınla aut ve kornerle tanışmasa, Altay, Fenerbahçe’nin alanına en ağır futbol hezimetini yatacaktı.

Schumacher’in ve Müjdat’ın yüreklerini ve ciğerlerini tümüyle çıkarıp zemine dökmelerine rağmen…

* * *

Fenerbahçe’nin dün bir tek mazereti vardı. İkinci Altay gölünün açık bir ofsayt sonucu atılması…

Ama Fenerbahçe, yan hakemin işaret vermemesi, orta hakemin de olayı atlaması neticesinde yediği ikinci golü bir çocuk bahçesi tahmini andıran Altay karşısında galibiyete götürecek bir anahtarla açamamışsa, bu ekip nasıl geçen sezon şampiyon olur, ya da yıldızlar topluluğu.

Nasıl bir teknik birikim ve ferdi ustalık ekibidir ki Fenerbahçe, ikinci yanda Altay’ın merkez savunma adamlarına havadan teslim edilmiş bir oyunu yanlara götürmez, yere indirmez ve yüzlerce kılcal damara benzeyen yeni bir gol şeması çizemez.

Şimdiden kafalarında 2-3 milyarlı borsa yemeleri kuran Fenerbahçe’nin ona saha ve ileri ucunda top allemesi oldukları kesin Oğuz, Aykut ve Hakan, Altay’ı karşılarına bir çocuk dergisindeki bir defans bilmecesi gibi sunduğu ilkel bir savunma karışıklığını iki ayak darbesi ile sürdüremiyorlarsa, iki-üç milyar serveti isterken gazete objektiflerine hangi yüzle poz verecekler? . . .

Dün hiçbir ferdi ve kolektif beceriye kendisinden hiçbir Rıdvanlık katmayan Şeytan, yoksa Fenerbahçe’ye yaptığı üstün hizmetlerini burada kesiyor ve kendisini bir kere daha rakibin ceza sahasına girmemek tövbesi ile emekli mi ediyordu?

Altay’da, İzmirli de maçtan önce düşüncelerini söyle bir espri ipine seriyordu:

“Altay kasasına çok para girecek. İnşallah kalesine de aynı şey olmaz.”

Maçı Fenerbahçe adına dörtlü, beşli telekslere bağlayan yığınla postane vardı İzmir’de…

Şu milyonların bankosu olan Fenerbahçe takımına bakın siz. Dağ kadar geliri Altay’a bırakmakla kalmadı, bir de maçı bıraktı.

Unutkanlığın böylesine Türkçede kelime bulmak benim harcım değil… Türk Dil Kurumu’nu arayın lütfen.

İSLAM ÇUPİ
(04 Eylül 1989, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.