TV’yi tutan F.Bahçeliler

20 bin Fenerbahçe taraftarını Televizyona kaptırıp tribünlerdeki brüt 6 bin Fenerbahçeliye kalırsanız, sahada tavla, pişpirik oynayabilirsiniz ama futbolun iyisini katiyen oynayamazsınız.

Yığınlar tarafından desteklenmeyen, ateşlenmeyen futbol ve futbolcu, dünyanın en kuru, en cansız ve en ölü oyuncağı olur, çünkü…

Puan cetvelinin tepesinde nadide yerlerden birine hangi dualar, hangi nefesler ve hangi muskalarla geldiği, hangi şarkılar giyilerek tartışılırsa tartışılsın, Fenerbahçe’nin lig şampiyonluğunu yakalama haftalarda en büyük gücü olan seyircisinin %80’ini televizyona kaptırması, yönetimin devlete uzatması gereken bir zorunlu taviz midir?

* * *

Son büyük usta Oğuz’un sahanın hangi cephesine koşarsa koşsun, maç başından maç sonuna kadar bir tek Fenerbahçe’nin sağlam askerine rastlamaması ve  “ölü ordunun generali”  rolünü çaresizlik içinde oynaması televizyon meydan savaşında kaybedilmiş 20 bin kişilik bir tribün rezervinden kaynaklanmıyorsa, hangi uğursuz pınardan fışkırıyor?

Bir meniskus reviri ve çok sık sakatlanma hastanesi haline gelen Fenerbahçe, şampiyonluk haftalarının çok kritik kulvarına girerken, zaten ne teknik, ne de efor olarak şekilleyemediği ve de “her an yıkılabilir” bir futbol oynarken, seyircisini de televizyon sever yönetim sayesinde “beyaz cam“a kaptırsa, rakiplerine karşı ateşleyeceği hiçbir silahı kalmıyor.

* * *

Bir futbol ana okulunun bol ağaçlı çok sahalı yeşiline dönüp adamları ve hareketleri yargılamak Fenerbahçe için çok geç kalınmış bir teknik nasihat olmaz mı?…

Pas isabeti yok…Dripling dengesi şaşkın… Pres keyfi kayıp…Kademe ve yardımlaşma bilinmiyor…Kolektif kemikleşme hak getire… Ferdi beceri açılmamış, hiç okunmamış bir kitap…” gibi Avrupa’da 12-14 yaş grubunda bilinir ve yenilip yutulmuş bir futbol mönüsü olan bir sofranın başına hangi aşçılık ustalığın gösterirsek gösterelim,25 yaşını bitirip otuza doğru yürümüş insanları oturtmak, mümkün olmaz.

Dün Bolu karşısında bir yarım saat rakip nerede kalabalıksa oraya saldıran, Bolu merkezinde ne kadar dört kanatlı yel değirmenleri varsa taarruz sevk ve idaresini  oraya yığan her seferinde kafasını gözünü yaranı bacaklarını ve dizlerini kan gölüne çeviren Fenerbahçe, tüm politik duvarların yıkıldığı günümüz dünyasında bu markaj esaretini kıramıyorsa bu rakip kalabalığını tenhalığa dönüştüremiyorsa, bunun altında belki de hali çözülmemiş bir tarihsel büyünün ağır vebali gezmektedir.

Futbol tarihinin 50 yılını Fenerbahçe ve Şeref Stadı’nda, sonraları daha bir çimen asriliğine bürünmüş İnönü ve Ali Sami Yen’de geniş bir özgürlük yelpazesi altında geçiren Sarı lacivertli takımın son 8-9 yılını İstanbul’un en kötü stadına kilitlemesi, rakip defansları bir türlü yeteri kadar açamamanın üstüne çöreklenen bir aşağılık duygusundan kaynaklanmaktadır  belki de…

* * *

Şampiyonluğa hangi silahlarla gittiği, Şampiyonluğa  hangi faziletleri ile gittiği bilimsel açıdan ispatlanamayan Fenerbahçe ‘nin eski şampiyon Fenerbahçe olmadığı kesin…

Çünkü Fenerbahçe futbol bakımından alfabesi “A”dan “Z” sine kadar oturmuş bir oyun ilim yuvası olsa, Nielsen gibi İstanbul’da  coplarla, kızılcık sopaları, şimşir tokaçlarla kovalanmış bir insan dün, hayatı ve futbolculuğu hep inkar edilmiş bir küçüklükle  sahaya girip oradan maçı kurtarmış bir kahraman olarak çıkamazdı.

Fenerbahçe, dokunsan yıkılacak bir lig ve kupa şampiyonluk adayı.

Fenerbahçe, “ bu hafta kaybeder” şeklinde bir genel hükümle çıktığı maçları, bir ferdi büyü nedense kazanıyor.

Fenerbahçe’nin yitmiş çok şeyini geri getirmek mümkün değil.

Ama Fenerbahçe’nin televizyona yapışmış yığınlarını geri getirmek mümkün.

İnsanlar  Fenerbahçeli ise Fenerbahçe’yı tutarlar, televizyonu değil.

Başkan, şu beyaz camdaki ampulü lütfen söndür.

İSLAM ÇUPİ
(18 Mart 1990, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.