Çocukların Dilidir


15.04.1990'da Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 5-1 yendiği maçın yazısıdır.


GALATASARAY defansındaki üç adam,’ sanki Londra’daki bir dil okulunda ilk kere yan yana gelmiş, biri Katmandulu biri Perulu biri Malili üç öğrenci gibi idiler…

Ayrı ayrı dildekiler, hiç bilmedikleri dilde ne kadarlık bir kaosun başrolünü oynayacaklarsa, Galatasaray defansındaki o üç adam da maçın başından sonuna kadar “savunma dili” bakımından, Londra’daki dil okulunun ‘mimikli işaretli arkadaşlığını oynadılar’.

Mevsim başından beri birbirleri ile ya çok az, ya da hiç yan yana gelmemiş Erhan, Cüneyt ve Yusuf’tan bir son savunma yüzüğü yapmak Galatasaray hezimetinin en yanlış nikâhı idi…
★ ★ ★

Mevsim başından beri antrenörlük kariyeri konusunda çok kapalı kapılar arkasında kalan Held’in gerçek kişiliği bu kocaman hata ile dün tartışılmaz bir şekilde bir hezimette ortaya çıktığına göre, bu duruma en çok yönetimler sevinmelidir.

Çünkü, “Mustafa niye geldi, Held niye gidiyor?” şeklinde düne kadar gündemde kalan soru, bu ülke için, bu ülkede yaşayan Galatasaraylılar için uçup giden bir mazi olmuştur artık…

Dün Fenerbahçe karşısında hezimete uğrayan Galatasaray, Sarı-Kırmızılı ekibe heyecanları ile değil, aklı ile bakanlara, yığınla adı “gelecekteki tedbirler” diye ibretli bir ders bırakmıştır.

Lige on dördüncü başlayan, ligde futbol takımı yerine top aşiretleri çokluğu yüzünden, kazanılmış her maçı Galatasaray’ın mükemmellik defterine koskoca harflerle “Aferim” yazanlara dünkü hezimet şunu anlatmıştır; kısaca…

Galatasaray’ın şampiyonluğu bu takımla bu yıl hayaldi, takımın büyük bir bölümü yenilenmezse, aynı hayal seneye de sürecek demektir.
★ ★ ★
Saha dışındaki sakatlarla saha içindeki sakatlarla, müşterisi hiç bitmeyen bir hastane görüntüsü veren Fenerbahçe şampiyonluk ihtimalinin uzağa düştüğü haftalarda, bir mezhep yığını gibi peşine yapışan yığınlara “Fenerbahçe tarzı bir haysiyet maçı sunacaktı, zaten…

Fenerbahçe’nin, hiç artık Fenerbahçe olacağına inanmamış, Fenerbahçe’nin ekip haysiyetini ve teknik birikimini ayağa kaldıracağını hiç kestirememiş, bu düellonun kurşun ve barutunun hangi gövdede ne derin delikler açacağını hiç hesaplamamış bir silahşör gibi çıkıvermişti ortaya Galatasaray…

Hiçbir şey oynamadan hiçbir şey yapmadan maçı kazanıvereceğini sanmak…

Hele bir Fenerbahçe maçının rahat kazanılacağına inanmak, Galatasaray’ın oyun mantığını da, Galatasaray’ın çimende nasıl dolaştıracağına bir türlü karar veremediği “favori” halinin, hezimet denilen bir çukura defnedilişi, futboldaki peşin hükmün şimdilik iflas etmiş son örneğidir bence…

İnanılmaz hücum presleri ile Galatasaray’ın defanstan çıkış yollarının hepsini tıkayan B.Şenol, Hakan ve Müjdat bu fark maçının tarihinde hangi mızrak uçları olarak yazılacaktır.

İmkânsızlıkların en dönülmezini teker teker alarak futbolda hiçbir şey yapılmaz noktasına gelen Hakan’ın attığı gol, hangi fizik anfisinde seminer veya panel konusu olacaktır.

Fenerbahçe tarihinde “tek adamın bir-kaç rakiple eğlenmesi” gibi en çok oynanmış en keyif alınmış vodvilinde sahaya çıkmış iki muhteşem aktör Aykut ve Oğuz, yeni unutulmazlar olarak, en taze fotoğrafları çektirmediler mi?..

Rus’un, Nezihi’nin, İsmail ve Erdi ile defansta kurduğu işbirliği dikkat ve yüreği ile oynama ahengi, ilerde alaturka makamlarının birisine ilham kaynağı olursa, hiç mi hiç şaşırma spazmı geçirmeyin.

Maçın en tehlikeli geçidi yani, “üç-bir” geçidinde iki mutlak gol vuruşuna inanılmaz iki müdahale koyan Schumacher, bu fark maçına rota çevirmiş bir inanılmaz kaptandı sanki…

İSLAM ÇUPİ
(16 Nisan 1990, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.