Vezir ve rezil


06.05.1990'da Fenerbahçe'nin Ankaragücü'nü 5-1 yendiği maçın yazısıdır.


Schumacher duşundan önce bir güneş yüklü Fenerbahçe vardı, sahada…

Ankaragücü’nün süratli ve çabuk futboluna çok erken kelepçe takan, Ankaragücü’nün mücadele dozuna pres arzusuna teknik kontralar çıkaran bir Fenerbahçe…

Bir bilgisayar istasyonunun uzman şefi doluluğundaki Oğuz, biribirine basıp söndürdüğü düğmelerle sahanın her noktasına değişik renkli ve sağlıklı futbol şuaları yazarken, 4-0 bitmiş bir ilk devre resitaline görülmesi ve izlenmesi olağanüstü keyif veren bir ikinci golle, bir saksofon solo armağan ediyordu.

* * *
Müthiş arayışcı, ceza sahası üstünde müthiş orijinal diripling hareketlere şartlandırıcı Aykut Fenerbahçe’nin üçüncü golünü atarken, “göz, vücut ve ayak” anası olarak adlandırılan “vole sanatının kaybolmuş eski rönesansını geri getiriyordu.

Tek top tek çalım disiplinine girdiği zaman, sade Hakan’dan hangi bir marifetli Hakan’ın çıktığını dün ibretli bir usta olarak hepimiz gördük.

Bu şeytani üçlü, hangi maça vücutlarını ve gönüllerini tam kapasite ile sokmuşlarsa, o oyunun ibresinde koskocaman sarı lacivert renkli ebem kuşakları doğmuştur.

Çünkü bu teknik potansiyeli önlenemez bir avantaj haline getiren değişmez ve düşmez kavgacılar var Fenerbahçe’de…

Büyük Şenol’un profesyonel vücuduna, oyun mücadelesine, ofans, defans kopuklarına getirdiği disiplin lehimlerine, hangi övgü kitabının satır başlarını açacaksınız?..

Müjdat’ın tam saha oynama ciğer mesaisine, Müjdat’ın on bir parçaya bölünmüş takım için yırtınma fedakârlığına, hangi futbol menkîbelerini anlatıp cevap vereceksiniz?…

İsmail’in, Erdi’nin, Rus’un sezon sonunda yakaladıkları defans heykelcikleri ve hücuma dönük katkıları, sezon başında tam kalori ile yakalanabilse idi, acaba şampiyonluk yarışı başka bir kulvara mı düşerdi? Kimbilir?..

İSLAM ÇUPİ
(07 Mayıs 1990, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.