Laciverdi ve sarısı kalan masal


26.08.1990'de Fenerbahçe'nin Aydınspor'a 6-1 yenildiği maç sonrası.


Cihat Arman 1945’lerde İstanbul’un havası poyrazdan fena ısırıp, Pazar sahası topraktan gökten futbol oynanamaz hale gelip maç tehir düdüğü ile başka bir bahara kaldığında o efsane adam kaleye geçer bir 20 dakika şut mitralyözünde üç bin Sarı-Lacivertli taraftara, bu görkemli oyunda ellerin ne kadar uzmanlaştığını gösterirdi.

Herkesin bir triko ve şayak mumyası olduğu dönemde Cihat Arman giyimi, kuşamı ve başındaki beyaz kepi ile en az 100 bin İstanbullu çocuğu Fenerbahçeli yapmış çekiciliği tartışılmaz karizmatik bir erişilmez kalecilik kişiliğine sahipti.

Oynanmamış bir maçın 25 kuruşluk stat ücretini 20 dakikalık bir solo gösteri ile Fenerbahçe taraftarına bin kere bir güzellikle iade eden Cihat Arman bir dev insan imajı ile kaleye geçtiği günlerde, bugün bir eşcinsel mahallesi haline gelmiş Cihangir Parkı’nın uçsuz bucaksız yeşilinde saat başı yüzlerce çocuk futbol oynardı.

Çok ağaçlı az evli bu semtin bir bodrum serinliğinde ikamet eden ve ayakları karıncalandıkça çıkıp penaltılara ve ölmüş frikiklere çocuklar adına vuruş ortaklığı yapan birinci kuşağın ünlü kenar haflarından Galatasaraylı Papaz Kemal, günün birinde samimi bir arkadaşına aynen şunları söyleyecekti…

“Bizim mahallede öyle vuruş şeytanları belirdi ki,değil arsaya çıkmak ,burnumu pencereden bile dışarı sarkıtamıyorum. Artık alay konusu oluyorum. Osmanlı Paşası kıyafeti ile vals yapan insana dönüyorum, o çocukların yanında…”

Futbolu delikanlılık hünerinin en sıhhatli marifetlerini dokuyarak icra eden o yüzlerce,binlerce çocuktan hiçbiri,ayaklarını o Fenerbahçe klasiğine kadar uzatıp, topu ve kendisini koşturmak gibi bir şerefin pay alıcısı olamıyorlardı.

O dönem İstanbul’da en kolay oynan oyun olan futbol Fenerbahçe forması söz konusu olduğunda, yüzlerce testin aşılması demek olan biri içinden çıkılmaz belalı ve zahmetli bir sınava dönüşüyordu.

Kadıköy tarihinde Fenerbahçe takımında en uzun süre oynama rekorunu elinde bulunduran K.Fikret 1951 yılında 31 yaşında iken,eski stadın tahta kapalı tribünün kum havuzu önünde Adalet’in kaptığı inanılmaz yıldızların matemini tutarak Ankara’dan gelen ve isimlerini hiç bilmediği 6 çocukla baş başa kalmıştı.

İlk yıl ligde üçüncü,ikinci yıl şampiyon olan önce spor dergilerince,sonra taraftarlarca “küçük şeytanlar” diye adlandırılan o takım, hem 33 yaşındaki kaptan K.Fikret’i omuzlarında bir şampiyonluk şerefi olarak dolaştıracak, hem de Türk futbolunun forvet albümüne çok konuşulacak bir ismi göktaşı gibi düşürecekti,canavar Burhan…

1946 yılında Fenerbahçe genç takımının Tavşancıl’da yaptığı bir özel maçta denenen sarışın orta boylu vücudu ile diri bir yunus gibi olan ve oyunda 14 gölün onunu atan çocuk ,20 yıl Fenerbahçe ve Türk futbolunun aşılmaz efsanesi olarak Lefter ismi ile statlarda yeni bir çağın anlatılmaz bir fenomeni olarak dolaşacaktı.

Naci ve Basri ikilisinin Fenerbahçe defansına teknikte ve estetikte getirdiği klasik görüntüler hala kulübün mazisinde birinci derecede bir tarihi eser olarak olanca gizi ve esatiri kişiliği ile dururken,bir öğrenim yasağı yüzünden çalışkan ve örnek öğrenciliği yarıda kesip Fenerbahçe forması ile sahada sanat tarihi dersi veren M.Ali Has’ın akıllardan çıkmayan bale gösterileri nasıl unutulur ?
***
1950 yılında Moda yeşiline henüz müteahhit dinozorlar otsever dişlerini uzatmamışlarken ,Birol ve Can adında 13-14 yaşlarındaki iki çocuk benzersiz ayak hünerleri ile semt sakinlerini sabahın köründe ayağa kaldırırlar,estetik birikimlerine göre seyircileri iki kampa ayırarak bu iki çocuğun birbirleri ile yaptıkları kurnazlık alışverişlerini sabahtan akşama kadar durmuş saatlerini kurmaksızın seyredip keyiflerini tüketirlerdi.

Sonradan uluslararası bir zenginlik kazanan Can dönemi psikolojik bıkkınlıklardan kısa süren Birol devri, Türk futbolu ve Fenerbahçe tarihine yazılmış atlanması zor, iki çarpıcı sayfadır.

Son dönemin en uyumlu en fazla arkadaşlık görüntüsü vermiş Ercan ve Yılmaz’lı defans anonim şirketi ,Ziya’nın hem teknik,hem hırs olan liberoluğu, Fuat’ın dinlendiren orta saha masajı, Alpaslan’ın ayakları ile düşünen insan sükuneti ve sabrı, Osman’ın görünmez golcülüğü, muhteşem Cemil’in her rakibi tek başına yenmiş ,her hücreden ayrı çıkan öldürücülüğü ile Fenerbahçe, tıpkı eski İstanbul gibi,karayolları plaklarında ismi kalmış ama bütün mana, haslet ve değerlerini kaybetmiş bir maket şehir şeklinde en mekanik ve kakafonik sesleri vermektedir.

Geride kalan Pazar günü Aydın’dan 6 gol yiyen Fenerbahçe için şimdi İstanbul’a kara günlere mahsus bayraklar asılmakta,futbolcular için değişik ölüm siparişleri verilmekte,yönetime ve Teknik Direktör Hiddink’e Saddam’a hayırlar olacak beddualar yağmaktadır.

Ben Kalamış’ta çivileri acele acele tahtaya çakılan bu darağacı sanayinin kuruluşunu gördükçe gülüyorum hep…

Benim gibi 58 yıl İstanbul’un sokağını ,yeşilini, çardağını, kargasını bus etmiş, benim gibi Fenerbahçe’yi 50 yıl İstanbul’da düşmemiş bir mehtap şeklinde seyretmiş 15-20 bin yerli insan kalmışsa ,inancım odur ki onlar da bu solo başladığım kahkahaya olanca hançere gücü ile eşlik edip duruyorlar.

Oyuncak teknolojisi çok gelişti galiba…

Hakiki Fenerbahçe’nin öldüğüne inanmayan 15-20 milyon Fenerbahçeli Türkiye’de sahtesi ile bu kadar oynadığına, oynamaya devam ettiğine göre…

İSLAM ÇUPİ
(28 Ağustos 1990, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.