Portekiz konservesi

GUİMARES, Avrupa kupaları için pek seyredilmiş bir vitrin değildi. ‘Brezilya, Kamerun, Portekiz familyasından oluşan açık pazar bir futbolu olması gerekirdi.

Fenerbahçe bu üç milletin karığmasından meydana gelmiş konservenin önce açılıp sahada kendisini tanıtmasını bekledi. Bu tanıtım filmi esnasında Guimares’in kontrollü bir ekip olduğu, top tekniğinin vasatın üstünde bir grafik çizdiği defans ve ofans istasyonlarında çabuk birikip, çabuk yok olduğunu anlatıyordu. Ligi açılmamış bir ağız ve yarım yamalak bir iştahla sürdüren Fenerbahçe’nin, bu rakip karşısında da işinin zor olduğu ilk yarım saatte pekâlâ ortaya çıkmıştı.
★ ★ ★

Zaman zaman çabuklaşan, zaman zaman iki rakip arasında verilen ve alınanlar ilk yarım saat dolduktan sonra gösterdi ki, oyunun çözümü bir ustanın nazik ayaklarına bağlıydı.

Guimares’in uzun boylu defansı kademe anlayışıyla defans müdafaa derinliğine, ilk müdahalelerdeki öldürücü kazancıyla öyle ortadan ver-kaçlarla veya driplinglerle aşılacak bir rakip değildi.

Oğuz’un sahneye çıkışı bu kalın bu az gedikli dikkatli defansı ara toplarıyla çökertmek becerisinde ortaya çıktı.

Ara toplar Gumares’in çabuk dönmeyen defansı için bir arkadan sokulmuş kılıçtı. Oğuz maç bir alınıp bir rakibe teslim edildiği anlarda Fenerbahçe’nin henüz tam takım olarak zemine oturmadığı esnada attığı iki ara top, bu zor zannedilen maçın altındaki görkemli imza oldu.
★ ★ ★
Vokri’nin rakip sağ iç boşluğundan Oğuz’dan aldığı telgrafı Fener’in ilk gol müjdesi olarak ağlara takarken, yapacağı iki şey vardı. Soğukkanlılık ve plase… Vokri ikisini birleştirip galibiyetin ilk gül goncasını attı.

Oynadıkça açılan, açıldıkça da uzun orta saha adımlarıyla her rakibin her tarafını rahatsız eden Turhan, yine Oğuz’dan bu sefer sol çapraza düşen ara topu sürükleyerek ayağının dışıyla takip ağla­rına bırakıverdi.

Fenerbahçe bir lig temposu içinde gö­türdüğü bu maçta, iki usta gol bulunca, artık bir Avrupa Kupası maçına istediği frenleri takıp, dilediği vitesleri takma im­kânına kavuşmuştu.

★ ★ ★

Fenerbahçe’nin hâlâ tartışılan lig sis­temi dün defansın kenarlarından Erdi ve Semih gibi çabuk akına giren ve çabuk ge­riye dönen adamlarla bir ihtilalin ışığını yakmıştı. Çift stoper Ercan ve Gökhan’­ın tek müdahelelerdeki başarısı gitgide bü­yüyen oyun cesaretleriyle Fenerbahçe’nin tenkitlere en çok açılmış kapısı savunma­da gözle görülür bir toparlanma mevcut­tu.

Mevsim başından beri libero elbisesi giymek için Hiddink butiğine sık sık uğ­rayan, fakat bu konudaki tutarlı manken­liği antrenör tarafından hiç görülmemiş B.Şenol’un bir kumar maçında bu mevkiye getirilmesi belki de bundan sonra de­ğişecek Fenerbahçe defansının müjdeli ışıklarıydı…

Üstelik Şenol penaltıdan attığı üçün­cü goldeki sükûnetiyle acaba Fenerbah­çe’nin bundan sonra lig maçlarında daha rahat bir takım, daha kişilikli bir takım görüntüsünün ilk belirtisi miydi?

Fenerbahçe belki hiç ümit etmediği bir Avrupa maçının açık farklı galibiydi. Bu sonuç yönetimiyle, teknik heyetiyle, fut­bolcuların inişli-çıkışlı grafiğiyle Fener­bahçe’deki olumsuz depremin nihayete erdiğini belgeliyordu belki de…

İSLAM ÇUPİ
(20 Eylül 1990, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.