80 yıllık Peter Pan

DERİMOD’un ayın golünün TV’den çıkarılıp futbolseverlere sunulduğu toplantıda, Milli Takım Teknik Direktörü Sepp Piontek ‘in basınla olan iletişim sisteminde hiç gözden uçmayan önemli voltaj düşüklükleri bulunduğu gözlendi.

Danimarka’nın kendisine göre futbolda küçük Avrupa isyanları yapmış ünlü hocası, Batı basınında edepli mürekkep ve tutarlı haber disiplininden çıkıp, günlük hayatın ipe asılmış külot ve sütyenini bile fotoğraflayan ve kalitesi ile ilgili geniş trikografik bilgiler veren Babıali’nin rotatif fuarına düşünce, ne zaman. nerede, nasıl kapatacağını kestiremediği ağzının jimnastiği konusunda büyük sıkıntılarına düşmüş.

* * *

Özellikle olumsuz patlayan yerli futbol soruları üzerine, gelmesi gereken olumsuz cevaplar konusunda, rahat beyan ağızını özgür kullanma melekeleri yoktu, Piontek’te…

En mantıklı soru karşısında, Türk futbolunun en gizli bataklıklarına inen hatırlatmalarda, Piontek, Batı’nın dürüst yorumcu tipini masanın üstüm koymak yerine, Doğu insanına has bir soru kaçıcısı ve yusvuvarlak bir anlaşılmaz top edebiyatının hatibi oluyordu.

Milli Takım’ın kamp yaptığı otelde, kavak ağaçlarını doğan merdiveni kılıp, pisisinde yüzen futbolcunun üstündeki ıslaklık modasını merak eden foto muhabirinin görev aşkı ekip mutlak istirahatte iken haber toplayıcı kesimin oyuncu odalarını bir gizli örgütün ajanı gibi didik didik etmesi, Piontek ‘in çalıştığı ülkelerde rastladığı, şahit olduğu bir basındaki “vazife ve selahiyetler” koşusu değildir herhalde.

Babıali basınının evrensel spor gazeteciliğinde dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanmayan bir çirkin ve gereksiz teferruatı günün mana ve önemi haline getirmesi, böyle bir gazete ile hiç tanışmamış Piontek ‘i doğal olarak rahatsız edecektir.

Fakat Piontek’in Türk futbolcusunun kişiliği ile ilgili henüz tercüme edilmemiş bilgiler verirken yüzünde patlayan foto muhabirlerinin şimşekli flaşlarına tanık olduktan sonra aniden susması, hangi şehir cereyanının kesilmesinin, talihsiz karanlığını anlatmaktadır ?

Sonra, Almanca Türkçeye dönünce loş salonda her şey anlaşıldı birden..

Benim sinirli yüzümün fotoğrafını çekeceksiniz, sonra, ertesi gün gazetenizde ‘Piontek Türk futbolcusunu kötüledi’  diye yazacaksınız.

* * *

Tarihsel yalan, gündemden hala kalkmayan bir ağız modeli olarak devam ediyor Türkiye’de…

Ben Babıali’de 33 yıldır “gelsin beyaz kağıt, gitsin yazılı kağıt mürettiphaneye” emek ayniliğinde futbol yazısı yazıp duruyorum.

O süre içinde yüzlerce yabancı antrenör, Türk kulüplerinin teknik patronu oldu, Milli Takım denen futbol zirvesinin doruklarında bir Avrupalı, başbuğ gibi oturdu.

Futbolumuzun makus talihini yenmek üstüne belki Türkiye’de, top vitrinden alınıp, sahalarda yuvarlanmaya başladığından beri Avrupa’dan getirtilen ve “İçimizi Avrupalılaştıracak ” dediğimiz hiçbir yabancı futbol teknisyeni, bu çok arzuladığımız kalkınma modelim gerçekleştiremedi.

Çünkü, Türkiye’ye gelen Avrupalı antrenör, evinin adresi ile idman yapacağı sahanın trafik uzunluğunu öğrenince, Batı’daki futbol prensiplerini kullanmaya gerek duymadığı bir çeyiz sandığı gibi kilitleyip, “bize göre futbol” diye bir Şark melteminin villalı kuranderlerine karşı Japon yelpazeleri salladı durdu.

İsterseniz, şimdi, 80 yıldır Avrupalı antrenörlerin Türk futbolu üstüne söyledikleri papa sözlerini iki parantezin içine hapsedelim de, gelecek kuşaklara doldurulmuş bir konserve mamulü bırakalım…

“Türk futbolcuları Avrupalı meslektaşlarından aşağı değildir. Türkiye’de, Avrupa’yı kıskandıracak bir futbol potansiyeli var. 3-4 yıllık ciddi bir çalışma sonunda Türk futbolu dış sahalarda söz sahibi olur. Türkiye’de beş- altı tane dünya çapında oyuncu var. Türkiye’de, profesyonel kulüpler mükemmel… Türkiye’de, devletin profesyonel futbola bakış açısı görülmemiş bir sıcak nazar… Türkiye’de çok yetenekli çocuklar ve örnek bir altyapı var.Tek eksikleri, bol dış temas ve tecrübe noksanlığı…. Boğazınız, lüferiniz ve rakınız bir harika…”

80 yıldır Avrupalıların vaat ettiği bir yeni futbol dünyası beklerken, hepimiz tanıdığımız bakkal ve manava selamlar vererek yaşadık, hepimiz oturduğumuz semtlere yakın camilerde. Müslüman törelerine göre tabutlandık, üstümüzü örten topraklı yorgan, yine aşina dev selvilerin köklerini tutan Tanrı’nın harcı idi.

Nesiller nesillerle “doğum-ölüm“oyunu oynadı. Dünyadan çekilenler, gerçekleşmeyen bir futbol kalkınmasının sitemlerini, aşağılık duygularını toprağın altına götürdü, dünyaya yeni gelenler ise aynı suni mehtabın gökyüzünde çizilmesini bekledi.

80 yıl, Türkiye’ye yüzlerce Avrupalı teknisyeni getirdik ama, Avrupa futbolunu getiremedik.

Çünkü, bize hiçbir Avrupalı, onların oynadığı futbolla bizim oynadığımız futbol arasındaki uzlaşmaz farkları, iki futbol arasındaki tarihsel birikim tezatlarını anlatmadı.

Türkiye’yi komplimana boğdular. En insanları çeken renk pembeyi statların tazelenen badanası haline getirdiler, futbol  nüfusumuzun üstüne, “sen aslansın, kaplansın” fresklerini yalancı bir anıtın aksesuar, olarak çaktılar Türkiye’de…

Hiç kimse gerçeğe, hiç kimse doğru haline gelmiş yalanlara ağzını olanca içtenliği ile yanaştırmadı.

Hiçbir Avrupalı. “Türkiye’de bu şartarla futbolda bir Milano, bir Madrid, bir Münih, bir Liverpool şehri kurulamaz” şeklinde, şamara benzeyen bir fizibilite raporu vermedi.

Masal edebiyatında, tüm uzama telkinlerine rağmen büyümeyen tek kahraman Peter-Pan ‘dır.

Peter-Pan ‘a, 80 yıl sonra yeni bir Avrupalı masal uzmanı getirdik, Sepp Piontek…

Elde mezura, her gün ölçüm kontrolü yapacağız…

 

İSLAM ÇUPİ
(09 Ekim 1990, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.