Ölümden önce bir ölü olmak


16.03.1991'de Fenerbahçe'nin Karşıyaka ile 3-3 berabere kaldığı maçın yazısıdır


Dün Kadıköy’deki stadın üstüne inen ve maç boyunca zeminden hiç kalkmayan kurşuni gri bir sis, herhalde içinde oynanan futbolun yığınla ayıbını örtmek için doğaca gönderilmiş kanul bir yorganı idi; sanki…

Hava güneşli ve açık iken, görüş uzaklığı her türlü gözün seyir zevkini bozmayacak düzeyde iken Fenerbahçe’nin Türkiye’nin en tanınır takımı olmak gibi tarihsel tarifi haftadan haftaya bozulunca, artık bir mevsim Sarı-Lacivert yalanlar söyleyen doğa sıkılıp utanmış olmalı ki, futbol adına 1 yıl en çelişkili vitrinleri sergileyen Fenerbahçe takımını, Karşıyaka oyunundan önce kalın bir sisin içine sokarak, bu ekibi seyretmeye koşanların ızdıraplarını nispeten hafifletmek gibi bir duygusal tabiat şakasına sapmıştı.

Yoğun sisin altında, yoğun ızdıraplarla stadın muhtelif basamaklarına çıkmış 2 bin 500 seyirci, iyi ki gökyüzünün azizliğine uğramış Fenerbahçe’nin aslını değil, çok uzaklara park etmiş suretini seyrediyorlardı.

Yoksa sis izin verse, yoksa günlük güneşlik bir hava, takımın üstüne yeni cilalanmış bir ayakkabı sırtı gibi düşse, futbol adına sahanın ötesine-berisine inen talihsiz mesai, insanı çıldırtan boyutlara ulaşır, belki kalpten ölmeler, belki intiharlar, belki sosyal hayatta denenmemiş ecel icatları bu 3-3’lük Karşıyaka maçının bir haftalık yeni mezarlığını oluştururdu.

İyi ki meteorolojinin ibrelerinde hesapta olmayan bir sis, hesapta olan büyük dramını örtüvermişti Fenerbahçe’nin…

Bırakınız futbolda, vücut ve kafa ayrıntılarına dayanan ve bir takımın kollektif ve ferdi zenginliklerini bütün sahaya anlatan gezginci görkemini bir tarafa, Fenerbahçe’nin futbol oynamak için topla iki uygun adım sallamaya mecali bile yok.

Kendi arkadaşını kestirme bilinci olmadığı için topu rakibe verip, Karşıyaka’ya gol getirecek kapanmaz bir hareket alanı açan adam Fenerbahçe’de… Defanstaki ilk topu yere çaptırıp, kendi tehlikelerini kendisi yaratan adam Fenerbahçe’de… Vücudunu ve ayaklarını kendi futbolculuk güveni ile çarpıştıran adam Fenerbahçe’de… Dripling, stop ve pas gibi futbol oyununu seyredilir ve neticeye götürür marifetlerini en ilkel bir iletişime bağlayamayan adamlar Fenerbahçe’de…

Fenerbahçe, Karşıyaka’ya karşı kazandığı bir penaltıyı atacak bir adamı, takımın bütün fertlerini “Sen mi, beni mi?” şeklinde yığılmış tereddüt ve korkuların büyük torbasından “zar-zor” seçiyorsa, atışı yapacak adam topun üzerine giderken bildik sözlü ve yazılı duaların hepsini okumasına rağmen yine de meşin yuvarlağı kaleciye çarptırıyorsa, futbol oynamak için gereken “kişilikli adam, kendisine mutlak güvenen adam” modeli bir tesadüfler tekkesinin bin aminli müridi olmuş demektir.

Bir deplasman galibiyeti ile kümede kalma ümitlerine yeni pencereler açması pekala mümkün olan Karşıyaka, dünkü maçın düğümünü beraberlikten galibiyete doğru açamamışsa, dün karşısında oynayan rakibin ismini koyamamasından, onu hep eski Fenerbahçe olduğunu sanmasındandı.

Futbolda, karşısında oynadığın rakibi kendi oynadığı şeylere bakıp, değerlendirmek varken, onu kalmamış tarihsel bir yükle biçimlendirmek, onu hayali tonajlarla kantara çıkarmak dünkü maçı kazandırmadı Karşıyaka’ya…

Fenerbahçe’nin sahadaki mevcut “dün”ünden maçı kazanmak için ez 10 tane çözüm yolu bulmak, Karşıyaka’nın önüne teslim edilmiş bir açık çek iken, İzmir takımının rakip derken hep “Sarı-Lacivertli büyük bir mazinin” engelinde galibiyet atlayışlarına yönelmesi, gereksiz bir atletizm gösterisi idi.

Yeni bir ikili şarkı kaldı Fenerbahçe’de şimdi…

Hiddink’le önce, Hiddink’siz sonra…

Hiddink’le öncede hala taze sesler vardır futbolcu kramponlarında… “Bizi Hollandalı hoca mahvetti…

Hollandalı hocanın “Hiddink’le önce” yaşadıkları için mahvolan futbolcuların “Hiddink’siz sonra”da düştükleri özgürlük ortamında dün oynadıkları futboldaki yeni eseri gördünüz mü?

Ölümden önce bir ölüm varsa, o Fenerbahçe’dir işte…

Fenerbahçe’nin pist kulübesinde Hiddink’e yapılan suikastten sonra canlı kalan, canlı kaldığı için de şimdi bile taktik mesajlarını sahaya iletebilen kahramanları kutlarım.

Maçın ikinci yarısında Oğuz’u çıkardıkları için…

Oğuz, 80 yıldır birike birike gelmiş Fenerbahçe oyuncu tipinin hataları ile, küskünlükleri ile takımın içine yavaş yavaş girmiş anti-Oğuzcu kalabalığı ile kişiliğini korumaya çalışan son temsilcisidir…

Baktılar ki artık Fenerbahçe’yi kurtarmak mümkün değil, Oğuz’u kurtardılar…

Futbol tarihçileri bir takımı kurtaranlara teknik direktör derler, bir insanı hayata döndürenlere ise plaj cankurtaranı…

İSLAM ÇUPİ
(17 Mart 1991, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.