Profesyonelliğin yalan maskesi

Türkiye’de profesyonel futbolcuların kendi asli işlerinden koparak sosyal hayatın bin labirentli lunapark atlı karıncasında “çocuklar gibi şen, çocuklar kadar sorumsuz” bir ömür biçimine soyunmaları, zaten ciddi tık nefesler geçiren bu yuvarlak toplu oyunun çimene serilen yeni bir belalı yaprağıdır.

Transfer paralarının birkaç milyara tırmandığı, maaş ve primlerin Türkiye’de gelir dağılımına bakıldığında nerede ise büyük bir servete ulaştığı günümüzde, profesyonel futbolcuların, çok ciddiyetli işlerin dışında türlü çeşitli toplum oyuncakları ile oynaması, kulüplerin yönetim birimlerine hiç rahatsız edici bir flu gözlük taktırmıyor mu ?

Amatör dönemin az paralı, profesyonel çağın benzersiz krampon ustaları geçimleri ve istikbaldeki pembe günleri hiç yaptığı işe bağlı olmadığı halde, “sahada en büyük olmak ve kalmak” konusunda futbola benzersiz sevgiler, hırslar ve rekabet devamlılığı atarken, ayakları bankerleyen günümüz profesyonelliğinde, futbolcuların bu altın yumurtlayan tavuğun boynuna yağlı ilmik uzatmalar cevabı bulunamayan bir soru olarak herkesin kulağını usuldan usuldan çekmektedir.

***

Profesyonel futbolcuların hele krampon uzunlukları toplum boyu bir starlık tabakasını delmişse, asli işini çokça ıskalayan bir çeşit parabolünün bir semazen olmuşsa, bu kopukluğu bağlamak kulüplerin yönetim koltuklarına oturmuş insanların ilk görevi değil midir ?…

Gazetelerin spor sayfaları son yıllarda bir borsa bülteni olmuştur aslında…

Et sarayı kepengi açıp, kebapçı dükkanına başlangıç davetiyesi bastıran profesyonel futbolcu tipi Türkiye’de… Faiz ve tahvil yarışına giren, benzin istasyonu, motel, otoban restoran patronu olmak için itibarlı siyasi kodaman avına çıkan, iktidardaki partinin mamalı şemsiyesinde gölge arayan profesyonel futbolcu tipi Türkiye’de… İthalat-ihracat şirketi kuran, halı saha rekabetinde ayakların izinde başrol oynayan otobüsleşen, yatlaşan ticaretin baş direksiyonunu tutan futbolcu tipi Türkiye’de…

TV reklam bantlarının en pahalı saliselerine ismi büyük stara çıkmış bir profesyonel futbolcu oturuyorsa, çeşitli derneklerin panel ve forum furyasına, ayaklarını kapatıp çenesini açmış bir saha emekçisi konuşmacı olarak katılıyorsa ; güzellik kraliçesi seçimine jürilik etmek, bir giyim firmasının görkemli defilesine kumaş sunucu olarak boy uzatmak, uzman insanların işi yerine profesyonel futbolcuların tanıtım alanına dönüşmüşse, emek kavramı bu kadar “hıyar-ananas” karışımı bir tercih salatasına dönmüş Türkiye’nin yarınlarında sağlıklı futbol garantisinden nasıl söz edilebilir ?

Haftada altı saati geçmeyen bir prematüre idman uzunluğu ile, profesyonel futbolculuk yaşamı ile özel hayatı arasındaki büyük dengesizliği giderilememiş oyuncu tipi ile, Türkiye’nin bırakın Avrupa ve dünya düzeyinde bir futbolcu parlaklığına kavuşması, ancak kendi pabucunu Trakya içinde bulamayan kaldırımlar boyacısı olur.

***

Türk futbolu ve Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en büyük profesyonellerinden biri olan Ercan Aktuna’nın Sarı-Lacivertli kulübe menajer olduktan sonra ülkemizde hem davulcuya hem zurnacıya kaçan profesyonelliği sağlam bir bekçilik şemasına bağlamak istemesi, kulüplerin birinci derecede halletmesi gereken sancısı, hiç geçmemiş bir karın ağrısıdır.

Ercan Aktuna’nın kararlı ve inatçı kişiliğinde şimdilik Fenerbahçe anayasası olarak kelimelenip sorumsuzluğu fazla vücutlara asılan “profesyonel futbol ve futbolculukta tam gün yasası” yönetimin üstüne titizlikle kapanacağı, uygulanması için 24 saat teyakkuzda kalacağı bir temel görüş olmalıdır.

Türk futbolu ve özellikle Fenerbahçe’de son yıllarda çekilen usta oyuncu sıkıntısı ve sayısal saha dengesini bozacak teknik adam yokluğunun yarattığı büyük oyun uçurumlarını kapamak, ancak ve ancak profesyonelce idman alan, özel hayatının her dakikası titizlikle denetlenen bir takımla olur.

Şimdiye kadar yapıldığı gibi sezon başı hazırlıkları 5 bin 7 bin Mark karşılığında Almanya ve Hollanda’daki kasaba maçlarına satılırsa, oyuncu cinliği ve diktatörlüğü her seferinde olduğu gibi, gelecek teknik direktörün antrenman ve maça hazırlık şemasına çaktırmadan kopukluklar ve yumuşatmalar sokarsa, futbolcular yeni profesyonel hayattan şikayetçi, yöneticiler onlara hak verici bir adaletteki cüppe rolüne çıkarsa, takım bireyleri toplu ve kişisel disiplini sevmedikleri bir kıyafet gibi vücutlarından çıkarıp yere çalar ve özel hayatı, “Her sorumsuzluk bir yaşam biçimidir.” şeklinde bin fırçalı bir ressam paletine çevirirlerse, hangi transferler yapılırsa yapılsın Fenerbahçe santrasına yazılacak kelime bellidir ; hüsran…

Şimdiye kadar kullandığımız topu, lüften yakışan ayağa atınız, yöneticiler…

Ercan futbolculukta da profesyonel oyunculukta da Fenerbahçelilikte de büyük kalmış, kalmasını bilmiş bir insan…

Bırakınız bu yıl Fenerbahçeli futbolcular kendilerinin istediği gibi, sizin göz yumup profesyonel gündemden kaçırdığınız tatlı balayı takvimli bir hayat gibi, pembe bulutlarda sayfiyecilik oynamasınlar, Ercan’ın istediği biçimde yaşasınlar.

Fenerbahçe bu profesyonellikte kaçınılmaz esaretin içine girerken bütün kahırlar, bütün çatlak isyanlar Ercan’ın olacak, alkışlar ise sizin…

İSLAM ÇUPİ
(04 Haziran 1991, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.