Afrika rüyası

Pazar günü Dakar’da başlayan Afrika Kupası futbol karşılaşmalarını, Avrupa’dan bir yığın top için kaşarlanmış, tonla simsarla birlikte, Türkiye’den de uzmanlık boyları her zaman mezurada tartışılacak insanların görücü olarak katılmaları, Türk futbolunda hangi dışa açılmanın rotasını anlatmaktadır ?

Bir 20 yıldır kaliteli iç üretimi tamamen küf tutmuş kulüplerimizin, bir uzun süre Balkan emekliler hurdalığından ayak bacak seçme ticareti, sonradan futboldaki yaratıcılığı tundralaşmış, iklimi ve kendileri de soğuk sosyalist bloka kaymış, ama bu oyunculuk halitası neticede kimseyi tatmin etmemiş olacak ki, sonunda kramponlu seyyahlık hevesi, Afrika’nın göbeğine kadar düşecek, uzun bir paraşütlük deneyimine dönüşmüştür.

Kendi öz kaynaklarını ve alt yapısını, keşfedilmesi imkansız bir kıta gibi görüp, uzun futbol seyahatlerinin kendi araştırma meraklarına daha uygun bulan top uzmanlarının Afrika hevesleri, Türk futbolunun geleceklerine hangi kolay nefes alan, sağlıklı kursakları açacaktır ?..

***

Üstelik Afrika’nın insanını daha da pahalılaştırmak için, Avrupa kapitalizmine çok inançlı, çok bilimsel hak ve metodlara dayalı bir savaş açtığı şu günlerde…

İnsanlığın geçmişi üstüne, markası doğruluk ve tarafsızlık olan bir stilo ile eğilen tarihçilere göre, Afrika’dan Avrupa’ya köle transferi, 1450 yıllarında başlamış.

Kendi topraklarında kendi ebeveynleri ile yaşama hakkı ellerinden alınıp, yeni toprak ve yeni sahiplerine satılan Afrikalı, 350 yıldan beri bu insanlık dışı bir trafiği sürdürmeye mecbur edilmiş ve bu süre zarfında, kendi özgürlüğünü totaliter bir beyazlığın emrine sokmak istemeyenlerden yüz milyon kişiye bir siyah soykırımı uygulamış, otuz milyon kişi de zincirler ve süngüler eşliğinde, Avrupa burjuva kapılarının giriş merdivenine, yarı ölü yarı diri bir sağlık raporu ile bırakılmışlardır.

Pazar günü Dakar’da başlayan Afrika Kupası Futbol Şampiyonası’nda hangi takımın şampiyon olacağı, hangi oyuncuların Avrupa futbol borsalarınca ne para değerlerine yükseleceği, umurunda değildir Afrikalının…

***

Afrika’da yaşayan insanın şu anda umuru olup da vücudunun her kromozomunda bitmeyen bir rekorla dolaştırdığı şey, atalarının, dedelerinin 350 yıl çektiği bu ekonomik, bu insansal mezalimin, Afrika Birliği Örgütü tarafından, Birleşmiş Milletler’in gündemine sokulup sokulmayacağı merakıdır.

Canlıya ait hiç bir hayat hakkı verilmemiş kendi siyah insanı ile, canlıya ait bir hak milyarderi olmuş beyaz insanın, 350 yıl sonra başlayan en anlamlı, en büyük maçıdır bu…

Dünya, Afrika Kupası futbol maçlarının skorlarını ve şampiyonunu ya da Dakar’ın yeni top cambazlarını merak etmemeli, aslında beşeriyetin kurduğu en haksız santrada, siyahları çılgınca alkışlamalı, beyazlara da 350 yıllık gecikmiş eseflerini göndermelidir artık…

İnsanlık maçı, onbir’erden 22 kişinin oynadığı bir kupa oyunundan önemlidir çünkü..

***

Bu beşeriyet maçının bir futbol kupası maçından daha da ötede bir insan teri ve bir insan kanı hesaplaşması olacağı, sürenin doksan dakikanın çok çok ötesine sarkacağı muhakkak.

Çünkü Nijerya Devlet Başkanı İbrahim Babangida ve Nobel edebiyat ödülünü kazanmış Wole Sayinko başta olmak üzere, kara Afrika’nın çok gerekçe toplamış aydınları, şimdi Birleşmiş Milletler’in dev kalabalıklı amfisinde, olayla ilgili, cürmü çuvalları bulmuş, belgeleri yığma hazırlığı içindeler…

18. yüzyılda, Londra’da yayınlanmış günlük gazetelerin ilan sütunlarında Afrikalı kölelerin beyaz asilzadelere 70 Pound’dan satıldığı saptanarak, açılacak ceza davasında, aradan geçen uzun zaman, paranın değer değişkenliği ve enflasyon saptanarak, köle başına 250 bin Pound bir alacak tahakkuku için bir hukuk kavgası verilecek ve kararın lehte çıkması halinde bu mebla, Afrika’nın Avrupa’dan aldığı borçlardan düşülecektir.

***

Bunları neden yazıyorum ?..

Bizimkiler Dakar’a uçarken herhalde yanlarına pasaport ve dövizlerini, gözlük ve dürbünlerini, gold kart ve transfer taksitlerini ödeyecek dış itibarlı çek defterlerini aldılar.

Ama Afrika Tarihi kitabının son yazılı fasiküllerini almadılar, herhalde…

Ola ki birileri ile pazarlık masasına oturdukları zaman, eğer karşıdan “250 bin Pound dedemin dedesi, 250 bin Pound dedem, 500 bin Pound da kendim için istiyorum” şeklinde, hiç altından kalkamadıkları, zinhar kasasından çıkamadıkları bir teklifle karşılaştıkları zaman, benim yazım, aydınlatıcı bir rehber olur.

Afrika’ya giden bizimkiler için benden bir kara replik daha…
En ucuz pazar, sahanın içi değil de galiba sahanın dışındaki yedek kulübeleri…
Sahanın içinde oynayanlar en gelişmiş toplumlarda bile, bir bakıma futbolun kölesi sayılırlar.

Yedek kulübesinin içinde oturanlar ise, bu ezici statüyü henüz imzalamamış, ucuz hayatlar olarak tanımlanıyor, hala.

İSLAM ÇUPİ
(14 Ocak 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.