Fenerbahçe’de üçüncü cephe

Fenerbahçe kongre yakınlarına şimdi yeni bir para meteoru daha düşmüştür.

Fenerbahçe kongre borsasının, yönetime talip olan, başkanlık tahvil tahtasına, şimdi dörtlü, yeni bir hisse senedi alıcı grubu raptiyelenmiştir.

Vefa Küçük, Aziz Yıldırım, Köksal Özbek ve Osman Yalçın…

Vefa Küçük, uzun yol kardeşim Tamer Gürkan aracılığı ile ilk kere kulağımı çınlatmıştı. Benim gençlik Fatih‘imin henüz salamura haline gelmemiş takvim diriliğinde, benim kuşağımın arkasından yürüyen bir çocuk olduğunu, Metin Aşık ekibinde asbaşkan olduktan sonra öğrendim.

Aziz Yıldırım ve Köksal Özbek‘i gerek Fenerbahçe’nin deplasmanlarında gerekse Milliyet ve Şansal’a yapılan ziyaretlerin sıcacık dakikalarında, içlerine milim milim sokularak tanımaya çalıştım.

Kulüp aşkları küçükten patlamış bir iyi Fenerbahçeli idiler. İdealleri de vardı, hayalleri de… Kendi iş dünyalarının “emredici adam” kişiliğinden çıkıp, Türkiye’de 25 milyon emekçisi olan, koltuklarından dev Fenerbahçe işletmesine bakınca, sistem belki onları hem gururlandırmış hem de ürkütmüştü.

***

Kendi genel müdüründen, kendi işletme müdüründen, kendi usta ve işçisinden ; yani mutlak uysallaştırdıkları bir düzenden çıkıp, 80 yıldır sırtından hep patron atmış, hep sahip atmış bir Fenerbahçe hırçınlığına dizgin uydurmak, insanın çok zor sağlayacağı, kutsal bir barıştı.

Konu buraya viraj aldığında, bu “üç yeni“, ısrarla, aynı tehlikeli manzaraların ressamlığını yapıyordu.

Fenerbahçe’yi 80 yıllık hatalarından arındırıp, ekonomisi ile, işletme ivmesi ile, birimler arası modern dayanışması ile, 25 milyon kişiyi bu işletmenin aktif unsuru kılacak makro planı ile devreye tam kapasite ile sokmak, büyük bir birikim ve tecrübeyi gerektirir. Bizler şahsen Metin Aşık yönetimi içinde bu tespitleri, bu deney ve tecrübe birikimlerini elde edebilmek için bir staj devresi geçiriyoruz. Biz becerebilirsek, Fenerbahçe’nin bugünü değil, yarını olacağız.

Bugün ne olmuştur ki, dün bu büyük Fenerbahçe diploması için, Metin Aşık’ın okulunda yöneticilik sınıfı seçenler, birden bire tedrisatı beğenmemekte ve eğitim biçimine karşı koymaktadır ?

İnsanlar için itaat, nasıl tabiatında bulunması gereken bir haslet ise, isyan da bir canlının tutarsızlıklar karşısında kullanacağı doğal jimnastiktir.

Ters olan, bu çelişkili tepki değildir, aslında…

Ters olan, yönetimle seçilirken, basına mutlak “vahdet-i vücut ” fotoğrafları çektirdikten sonra, çeşitli olayları bir ortak mantık ve karar ilmine alamayıp, idare heyetini, ikili-üçlü derebeyliklere ayıran ve hangi odaktan kaynaklandığı belli olmayan gizli bıçaktır.

Yanlışlık ister Metin Aşık’tan gelsin, ister şimdi başkana karşı olan gruptan gelsin. Hatanın sahibi olmasa bile, hata, hatadır kısaca…

***

Vefa Küçük, Aziz Yıldırım, Köksal Özbek ve Osman Yalçın, şayet grupların para borsasında kur farkını kızıştırmak için öne sürdükleri yeni bir hacıağa bölüğü değilse, şayet bu dörtlü önceden kendilerinde eksik ve toy buldukları yöneticilik birikimlerini Fenerbahçe’ye sahiplik edecek bir bilgi ve tecrübe laboratuvarı haline getirmişlerse, vaat ettikleri maddi paket anlaşılmaz boyutlardadır.

Bu boyutların nasıl sağlam bir protokole bağlanacağı, üç başkan adayı arasında genel kurulun hangi tercih şemsiyesi altına güven duyacağı, Mart havalarının şimdiden kestirilmez kliması içinde gizlidir.

Son 50 yılın spor alanındaki yazı sihirbazı Kahraman Bapçum, Milliyet’e yazdığı son yazısında “Fenerbahçe ihaleye çıkarılmıştır.” diyor.

Nüfus kağıdı yaşı ile yetmişlere uzanmış, düşünme ve kelime üretmesi ile kırkları süren Kahraman abimiz, bir Hilal semt sahası yeşilliğinden ev ve el örgüsü ile yapılmış bir 1940’ların kaleci kazağı içinde, 1992’lerin pragmatist Kalamış’ına bağırıyor…

Fenerbahçe’yi satmayınız…” diye.

Oysa ne Suadiye ne Caddebostan plajı kalmıştır. Ne o akasya ve leylak kokan bahçesi ile yeşil dünya olan köşkler…
Ne Todori, ne Usta Petri’nin meyhanesi, ne ağacı manolya açan eski Kadıköy iskelesi…

Moda plajının trampleninde mahalle kızlarına fiyakaların en tehlikelisini “cek-nayt” atlayışlarına sığdıran Lawton Suphi de Fenerbahçe için tarihtir, en ufak bir imza açılışı için kulüp müdürü Moda Deniz Kulübü’nün serin holünde bir protokol nöbetine saatlerce dikleyen Zeki Rıza Bey de…

Kahraman abi, hatta ben bile, şimdilerde bu metropolde, hala klavsen çalma iddiasındaki, nesli epey seyrelmiş son İstanbullularız, galiba…

Oysa şimdi kongreler, davul zurna ve lahmacunla kazanılıyor.

İSLAM ÇUPİ
(18 Şubat 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.