Beyaz gün ve sıkıntıları


24.02.1992'de Fenerbahçe'nin Bakırköyspor'u 1-0 yendiği maçın yazısıdır.


Beyaz Balina için Sinop sahilleri, ne kadar sevimli bir akvaryum ise, Fenerbahçe için kar yağışı, zeminin futbola bozuk çalışı, o denli felaket…

Hemen bir itiraz amuda kalkar… “Fenerbahçe için olan şartlar, Bakırköy için de var.

Bu taşlar, adalet tartar.

Fenerbahçe tek sonucu, yani galibiyeti düşünecek. Futbol için gereken seyirciyi ve sesi stada tek başına getirecek. Rakibin her bozduğu topu, her “dan-dun“a bindirdiği pozisyonu tekrar “güzel oyun“a çevirmek için ayaklarının tabanını yırtacak.

Bakırköy ise, elinde iki zarı keyifle zeminin üstüne yuvarlayacak da yuvarlayacak…

Beraberlik de olur mağlubiyet de…” O halde vur futbolu havaya… Vur futbolu auta ve caddeye… Nasıl olsa kışın adaleti var ya…

Kar levhası taksimatı… Yüzde doksan soğuk Fenerbahçe’ye, yüzde on hararet Bakırköy’e…

***

Hakem torbasının inanırlığı ile, benim sokağın başındaki tombalacının heybesinin güvenirliği arasında bir tercih farkı kalmadı, galiba…

İkisi de İzmir işi…

Dünkü maçın iki yan hakeminin numaralı tribün tarafında olanı, maçın ilk devresinde Fenerbahçe’yi izinli öyle ofsayt kayaklarına bindirdi ki Sarı-Lacivertli hücumcular ile, Albertville kralı Alberto Tomba‘nın farkı yoktu, vallahi…

İkinci devre aksine… Kapalı tribünün önünde tenezzüh buyuran yan hakem de Fenerbahçe’nin her nizami kontratağından, ofsayt yalanlarından yığılı bir kış tezgahı açtı.

Orta hakemi de, yandaki arkadaşlarının yüzü suyu hürmetinin çeşmesine giderek, “maçta penaltı vermemek” için ne denli bir ağır abdest almak gerekirse, onu yaptı.

***

Bakırköy, oyunu defansta tutarak, orta sahada bol yan ve geri paslar yaparak, Fenerbahçe’yi önce yorgunluğa, sonra da golsüzlük stresine sokmak istedi.

İleride tuttuğu Araskiewicz, Ahmet ve Hasan‘la da belki Fenerbahçe’nin defans dalgınlığından bir koşu hatası çıkar da bir “beyaz balina” da Fenerbahçe kalesinin içinde yüzüverir diye düşündü.

Futbolcunun maaşını gününde verme… Pirimini savsakla, transfer taksidi karşısında cebini 31 gün dikili tut…

Sonra Fenerbahçe’nin galibiyetine 15 milyon lira pirim vaat et…

Bakırköy kulübüne bir petrol şeyhi, fahri başkan mı oldu, ne ?

Florya’ya açılamadan, Orta Doğu’ya açıl… Sonra git Pekin’de final oyna…

***

Dünkü maçta 10 bin küsür taraftar, incelikler oyunu, ustalıklar oyunu olan futbolun, sadece düşmelerine, çelmelerine, çarpma ve vurmalarına tanık olmuşsa…

Dünkü oyunda, dünkü hakemler, saha şartlarından ötürü ağır değerlendirme hataları yapıp ikinci yarıda bastıran tipi yüzünden, adamla top arasındaki tüm hukuksal bağlantılarını kaybetmişlerse…

Tehir denen çok elastiki kararı üst düzeydeki kişiler es geçip İstanbul Bölgesi’nin süpürgecileri, kürekçileri ve faraşçılarına bırakmışlarsa…

Dünkü maçın futbol olmadığını, mesai başlangıcı olan pazartesi gününün dünyanın hiç bir ülkesinde “futbol günü” olarak seçilmediğini, dünkü iklim koşullarının Bakırköy’e müthiş avantaj tanırken, Fenerbahçe’ye dört bir taraftan eziyet döktüğünü ben mi anlatacağım ?..

***

Futbol düşünceleri ile birlikte, tekniğini topu ve kendisine bir metre ileriye götüremeyen Oğuz, bu havanın mahkumu değilse, hangi profesyonel vurdum duymazlığın etkeni altındadır ?

Aykut’un rakibini her ekarte edişinin arkasından topu ve kendisini patlatması, kötü zeminden kaynaklanmadı ise bu garipliğin arkasında hangi cin ve peri sürüleri vardı ?

Tek gollü maçın olağanüstü kafasının yaratan Tanju, sahanın çok basılmış olmasından ötürü kendisini batakta oynayan adam ağırlığından nasıl kurtarabilirdi ?

Öldürücü deparlı ve gol ortaları getirici Ümit, saha şartları bu denli durdurucu ve yok edici bir zeminde depar atmasa idi, acaba etkinliğini hangi rakip bu ölçüde bozabilirdi ?

***

Fenerbahçe’nin orta saha gerilerindeki büyük dağınıklığın, tereddüt bolluğunun, korkunun hakimiyeti de iklim şartlarından kaynaklandı dün…

1-0‘lık bir oyunu, zeminin her an bir azizlik yapacağını sanarak elinde tutmak, bir plastik bidonla nitrogliserin taşımak kadar belalı bir işti, çünkü…

Soka’nın Turhan, Müjdat, İsmail ve Semih‘in çokçası vücutlarına sakatlığı çağırarak yaptığı müdahaleler, futbol olarak göze hoş görünmese bile bir büyük dövüşün bir tutarlı mücadelenin cephe gerisi fotoğrafları idiler.

Hele bu kahramanlar mangasının gerisinde, oyuna çok büyük ve soğukkanlı bakan, altı pas içi aksiyonlarını ustalık ve cesaretini dolu dolu kullanıp, öldüren bir sonuncu sigorta; Engin de varsa…

Bu, aynı zamanda PAZAR’ınERTESİ yazısıdır. Bir daktiloda iki tuş…

İSLAM ÇUPİ
(25 Şubat 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.