Osman Solakoğlu

Osman Solakoğlu gibi basketbolun Türkiye’de yaşayan son devi 40 yıldır politikacı-federasyon başkanı maçı için giyilmiş boks eldivenlerinin danışıklı dövüş yumruklarına maruz kalıp. ringin üstünden ringin dışına düştü.

23 yıldır, icraatle, dürüstlükle şan ve  şerefle sürmüş olan basketboldaki Solakoğlu imparatorluğunun potadan bu şekilde sökülüp yere çalınışı, Türkiye’de bütün insani elektriklerin söndüğünü, yeni yaşıyanların eski yaşayanlara en ufak bir sevgi ye saygı kırıntısı duymadığını belgelemektedir.

Gençliğini, orta yaşını ve de şimdi, kalan ömrünün ihtiyar birkaç yılını basketbol yeldeğirmeninin kalleş rüzgarlı dönüşlerine, hala dimdik uzatan Osman Solakoğlu’na basketbolda onurlu bir emeklilik için dürüst yol aranacağı yerde O’nu, bilinen spordaki hanedan oyunları ile istifaya zorlamak, Türkiye’deki “ahd-ı vefa” kavramının uçup gittiğini  anlatmaktadır.

***

23 yıldır işinin başında kalmış bir insan, icraat gibi çok zor bir emeği, basketbol damarlarında dolaştırırken, etrafına seven de toplayacaktır, sevmeyen de…

23 yıldır basketbol sanayimizin başında kalmış bir insan, bu uzun patronluk apoletinde, elbet doğru olan ile, birlikte yanlışlar da yapacak, başarı madalyalarının yanında, başarısızlarını da imal edecektir.

23 yaş ta bir insandır, aslında…

Siz bütün ekonomik ve sosyal katmanları ilkel ve yapısal depremi dinmemiş bir ülkede değil federasyon başkanı, bir apartmanın bodrumunda kapıcılık yapsanız, bıktırıcı şartlar, yeknesaklık, üsttekiler alttakiler protokolü yüzünden bir sürü hata yapmakla kalmaz, kafanızın bütün tellerini teker teker koparırdınız.

Osman Solakoğlu 23 yıldır bir federasyon başkanı mıydı, yoksa basketbolun 24 saat uyumaz bir amelesi mi?..

Nerede görmediniz Solakoğlu’nu bu 23 yıl, zarfında?..

Bir yeni basketbol potası çakılır, Solakoğlu o çivi kutusunun başındadır. Milli takımlar toplanır basketbolcular kamp müdüründen önce karşısında Osman Solakoğlu’nu görürler. Eşofman forma alınacaktır o, skor bord takılacaktır o, yabancılar ve Türk potaları arasındaki mütarekede yine o…

Ben-sen-o“nun arazi olduğu, yıllardan beri sistem tembellerinin çeşitli hamaklara sırtüstü uzandığı.her belalı her pürüzü,  hır-gürü fazla işte “bana ne?.. Patron halletsin” diyen saklanıcıların cirit attığı, basketbolumuzun luna parkında, sonra Solakoğlu hatalı, sonra Solakoğlu adam tanımaz ve diktatör…

Bunun adı Türkiye’de “adam ve yanlışlar”  psikoloji kitabı değildir

Bunun adı Türkiye’de,  uzun süre bir görevde kalmış bir insana duyulan kin, kompleks ve tahammülsüzlük “benim adım kerim, ben herkesi ezerim” diyen bir şark kabadayılığının aşağılık duygulu yüksek yumurta topuklu siluetidir.

***

Osman Solakoğlu‘nu 50 yıldır, basketbolu iş edinme, onu kendi hayatının vazgeçilmez bir parçası yapma eğilimi, bu Türkiye’de tek kalmış büyük yöneticinin önce moraline iri küskünlükler  ve nefretler soktu, sonra da vücuduna yaşamını bayağı tehdit eden hastalıkları…

Ne yazık ki Azrail ile “kalma gitme” şeklinde hayatının en güç kavgasına soyunan bu basketbol fenomeni, bu güç günlerde tam teşekküllü bir insan desteğine ihtiyacı varken, tamamen aksi yapıldı ve federasyon başkanlığından gönderilmesi için, malum atölyelerin tezgahında bir defin tabutunun çivileri çakılmaya başlandı…

Basketbola 50 yıl, dünyada hiçbir maddi servetle ölçülemiyecek, yanı kendi hayatını veren Osman Solakoğlu, bir vasiyet hükmü ve romantizmi içinde Türkiye’den küçücük iki fırsat istemişti; sonuçta…

Bu yıl basketbolda Türkiye’de yapılacak Avrupa Kupası finalleri federasyon başkanı olarak görmek, 1993’te yine Türkiye’de oynanacak Avrupa genç takımlar şampiyonasını federasyon başkanı olarak yapmak…

Sonra “bu koltuk benim değil” diyecekti, Osman Solakoğlu…

***

Kendi yaşamının en verimli yıllarında, belki işinden daha önde gördüğü ve üst üste koyduğu basketbol topları ile, 23 yıllık bir federasyon başkanlığı abidesi yapan Osman Solakoğlu, yöneticilik yaşamının finiş metrelerine koymak istediği iki noktanın önemini, ne bakana, ne olup olmadığı belli olmayan genel müdüre, ne basketbol kulüplerine, ne de çember, her keresinde kazan gibi kaldıran ribound’culara anlatabildi.

Musluk açıp kapamak, temizlik disiplini olan her müslüman ve vatandaşın-şayet suyu akıyorsa-en doğal hakkıdır.

Ama açılmış olan Osman Solakoğlu dönemini bu şekilde kapatanlara, her halde ilerde yazılacak spor tarihi, suyu çok adaletli kullandılar şeklinde bir alkışlı fatura göndermiyecektir.

İSLAM ÇUPİ
(10 Mart 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.