Süleyman Seba

Süleyman Seba’nın ezici bir oy çokluğu ile Beşiktaş’a üst üste beşinci kere başkan olması, siyah-beyazlı camianın sandık konusunda vardığı sağlam mantık ve tercih doğruluğunu göstermektedir.

Çoğu Seba okulunda yöneticilik alfabesinin harf inceliklerini öğrenmiş insanlardan kurulu sevimli muhalefet, hangi modern sandık taktiklerini kullanırsa kullansın, hangi karun hazinelerinin anahtar demetini havaya kaldırırsa kaldırsın, genel kurul yine, açık ara nidaları ile, eski değişmezini, baş tacı etmiştir Beşiktaş‘ın üstüne…

***

İnanılmaz bir eskiye sahipçi, akıl almaz bir mazi sarmalayıcısıdır, Beşiktaş’ın kongre üyeleri…

Yaşları hangi sakal jiletinin kalınlığında temizlenirse temizlensin, yaşam uzunlukları hangi çıta yüksekliğini geçmiş olursa olsun, Beşiktaş’ın sandık neferleri, büyük gün gelip çattığında, bugüne hep eski bir İstanbul’un yenilere dersi, hoca kılığı içinde çıkıyorlar.

Pazar günü Hilton’un yeni otel anlayışının göbeğine çakılan seçim sandıklarının etrafındaki şık kostümlü, şık kravatlı kalabalığın içlerinde, belki hiç bir gazeteci objektifinin tesbite muvaffak olamadığı, bir Yahya Efendi Dergahı’nın tertemiz yeşilliği, asırlık çınar ve çam ağaçlarının yüceliği, ihtimal geniş seçici kurula esatiri bir yığın sorumluluklar anlatmıştır.

Merhum Şeref, Merhum Refik Osman ve Hüsnü gibi Beşiktaş’ı büyük yapan üçler, yattıkları müşterek Kabristan’dan başlarını kaldırıp, Hilton Oteli’nin lövanten hayatlı duvarlarına, rulet bakara poker aksesuarlı yalancı masalarına bağırmışlardır.

Beşiktaş’a dolar mark seçmeyin, hakiki bir Beşiktaşlı evlat seçin…

***

İlkbahar patlar patlamaz, o 1940’larda Gayrettepe’nin insansız, evsiz varoşlarından ; Fulya’nın Arnavut bostanları ile örülü dünyasına o tertemiz kar suyu getiren Ihlamur Deresi de, Hilton’un o deniz-terkos karışımı, içinde klor ve deterjan melezi likit karmasına bakıp, kongre üyelerinin oy bekaretlerine son ihtarı göndermiştir, mutlaka…

Beşiktaş’ın başına, Ihlamur Deresi suyu emmiş bir Beşiktaşlı getirin.

Serencebey Yokuşu’nun düzlendiği yerde geniş bir ray parkında biraz sonra Beşiktaş’ı alıp Fatih’e götürecek üç vagonlu eski bir tramvay, Kabataş düzlüğünden Dolmabahçe’ye seğirttiğinde hızı dokuzu bulunca, 1940’ların Şeref Stadı rüzgarı, Şükrü Kemal Sabri olacak ve Hilton’daki Beşiktaş kongresine, çok anlamlı, çok çarpıcı bir değişmez kontratak fırlatacaktır.

Beşiktaş’ın en güzel Hilton golü, futbolcudan başkan olacaktır.

Bugün paranın kirli bahalarına zamparalık yatakları açan, bugün kadın budlarını tarihi boğaza doğru oda oda, pencere pencere asan Çırağan Oteli, Beşiktaş’ın 1939’dan 1945’e kadar şampiyonluk harası olan Şeref Stadı’na dönüşünce, en büyük kadro ve en büyük kaptan Hakkı‘dan Hilton Oteli’ndeki sandık yağmuruna en sağlam şemsiye postalanacaktır, mutlaka…

Şimdi Beşiktaş’ın kongre takımını sayıyorum ; sağaçık Süleyman Seba Başkan…

***

Günümüzde para insanlar indinde hangi cazibeli ve pırıltılı şartları onların gözlerinde kaydırırsa kaydırsın, günümüzde İstanbul’un büyük kulüplerine hangi ekonomik stratejilerle hangi yeni insanlar sahip çıkmak isterse istesin, her nesli temsil eden Beşiktaş’ın kongre ordusu, mareşal olarak 1940’lardan beri, Beşiktaş’ın içinde olan, hatta Beşiktaş’ın kendisi olan insanı seçmiştir.

Süleyman abidir, bu Beşiktaş değişmezinin ismi…

***

Akaretler’den Beşiktaş Kulübü’nün başkanlık binasına doğru yine ayni adımlar, arkasında çok kalın siyah-beyazlı bir tarih bahçesini çiçekleyerek O götürecek…

Tarihi Şeref Stadı’nın bostan kuyusuna benzer havuzundan bugün gelinen olimpik ölçümlü pisinlere, dünün Çırağan delhizli, küf kokulu, insan kovalayan fareli soyunma odalarından 1992’lerde varılan futbolcu konforuna kadar, ileride satır satır yazılacak Beşiktaş tarihinde Süleyman abi, adımlarını hammal gibi atıp hayatını ziyan etmiş bir kahraman olarak anılacaktır.

O, 1940’larda Şeref Stadı’nın üç- beş beton basamaklı tribünlerinde, elindeki dev kağnı tekerleklerine benzer bir büyüklükteki tepsilerde şam tatlısı satan Beşiktaşlı Necdet kadar eski bir damak tadıdır.

O, duşları amatör para dayanmadığı için çok sık yanmayan Şeref Stadı’na ısı naklini gece yarısı Dolmabahçe stadının arkasındaki gazhaneden taş kömürü aşırarak yapan Arap Remzi’nin arakçılığında simgeleşen bir Beşiktaş açıkgözlülüğünün, babacan ve hoşgörüsü sınırsız savcı beyidir.

O, yalınayak yazılmış bir Beşiktaş tarihinin ; O, kahvede soyunulmuş ve giyinilmiş nice kapitalsiz şampiyonluğun ; O, paranın pulun boş verilip Beşiktaş formasının insan hayatından değerli tutulduğu bir pırlanta kuşağın son temsilcisidir.

Zaferlerle doğru orantılı bir akşamcı zafer masası yapmayı da sevmez Süleyman abi…

Kongre akşamı, Süleyman abi, 1940’tan kalma sevdikleri ile bir çilingir sofrası yapmıştır.
Mutlaka herkesi eşitleyen bir meyhane masası seçmiştir Süleyman abi…

Önünde beyaz peynir, az pilaki, dilimleri çok küçültülmüş bir çoban salatası birikintisi, beş on tane zeytinyağlanıp limonlaştırılmış siyan zeytin, belki tek ızgara uskumru balığı, bir kadeh Yeni Rakı, tansiyon ayar saati, üç-beş baş taze sarımsak…

Cüzdanınız kredi kartı bolluğunda bir gebe fare durumuna gelmemişse, “SA“lar lokanta zincirinin mideden asılı oburu değilseniz, hele İstanbul’un 1935-40’larından kalma bir delikanlısı iseniz, şampiyonluklar hep böyle kutlanırdı, zaten…

İSLAM ÇUPİ
(31 Mart 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.