Sahada F.Bahçe


23.08.1992'de ligin ilk maçında Fenerbahçe'nin Bakırköyspor'u 4-0 yendiği maçın yazısıdır.


Bir haftadan beri Fenerbahçe koltuklarında topsuz devam eden düello, bir takım şekerlemelere bağlanırken, dün Fenerbahçe’nin Bakırköy ile yaptığı lig düellosu, açık farklı sonuca rağmen, gelecekler için mutlu bir çimen tablosu muydu ?

Bu konuda dünkü oyunun anatomisi, organ nakillerinin ters yerleştirildiği bir insan karması olarak ortaya çıkıyor.

Terk edilip edilmediği, numara sorumluluklarından hiç belli olmayan 3-5-2 taktiği sistemi oyuncuların sırtına yapışmış bir illet gibi duruyordu. Fenerbahçe’nin sistem plaka numarası meçhuldü şimdilik.

Bu meçhuliyet bir de henüz vücutlara tam randımanla girmeyen bir fizik kondüsyon ilkelliği ile harmanlanınca, ortaya zaman zaman duran bir Fenerbahçe çıktı.

Futbolda en büyük tehlike, duran takımların manzarasıdır aslında…

***

Günümüzde futbolu çabuk oynayamayınca, bloklar arası çabuk kaynaşmalar ve girip çıkmalar olmayınca, tek top yerine tribünleri yamultan suni driplingler olunca, ortaya çağdaş bir futbol takımının patenti çıkmıyor.

Dünkü Fenerbahçe gibi tıpkı…

Bakırköy karşısında ezici bir futbol karşılığı almamasına rağmen Fenerbahçe’nin geri bloğu birçok tehlike alan bir mayınlı arazi gibiydi. Hasan’ın tek başına deparları öbekleşmişs ikili-üçlü Fenerbahçe kalabalığını bir anda unutan ataklar oluyor ve Sarı – Lacivertli kale bazen Engin’in, bazen şansın koruduğu bir sihirli kutu şekline dönüşüyor.

Geçen seneki doksan dakikalık tempo mükemmelliğinde olmasa bile, Gerson’un kişisel yamalarla diktiği orta saha, Oğuz’a ve Stoilov’a kalsa, orta mevsimin en çarpıcı transparan maketi çıkacaktı.

***

Hakan’ı ve özellikle Novak’ı gerinin dışarıdan kontrol ettiği adamları görevine getirdiniz mi, ortaya bir sürü sıkıntılarla birlikte sorular da çıkacaktır, elbet.

Dört milyarlık bek, Türkiye için, kadere de dahil, büyük lükstür. Dört milyara bek almak; bir Karadeniz takasını lüks bir transatlantik almakla eş değerli, büyük bir hatadır. Üstelik dün çok dar bir bölgede, belirli görevlerle kısıtlanan Novak, öyle tam saha hareketleri yaptı ki orta sahaya ; yani alanına panaromik bakan bir yere yerleştirilse Fenerbahçe’nin temposunda futbol hem hızlanacak hem istikametleri çok değişen bir çarpıcılığa ve öldürücülüğe kavuşacak.

Bakırköy hiç de yerli yerine oturmuş, hedefleri belli bir oyun planına sahip değildi. Hasan’ın dağıtıcılığı ve Mehmet’in eskiyen ustalığı dışında herhangi bir flaşı yoktu Bakırköy’ün.

Fenerbahçe, Rıdvan’ın hızlandırdığı bir vantilatör olduğunda rüzgarın önünde duramayan iskambil kağıtları gibi Bakırköy’ü öteye ve beriye döktü. Ama oyun artık iyice duran Tanju ve Aykut yönüne saptığında ortaya çıkan manzara, şişmanların jogging’i gibiydi.

İkinci devre oyuna alınan çocuk Ümit miydi ? İki depardan sonra yürüyemeyecek hale gelen Ümit, hangi nüfus dairelerinde ismini değiştirmişti, bilinmez.

İSLAM ÇUPİ
(24 Ağustos 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.