Tanrıların takımı


06.09.1992'de Fenerbahçe'nin sahasında Sarıyer'e 1-0 yenildiği maçın yazısıdır.


Sarıyer, Fenerbahçe’nin “ada“sını “parsel“ini ve “çap”ını geçen yıl olduğu gibi çok sağlıklı çıkarmış…

Fenerbahçe yeşilinde Sarıyer ligin “1-0“lık en flaş gökdelenini yaparken, mimar olarak iki eski Sarı- Lacivertli oyuncuyu kullandı ; Erdi ve Sercan.

Mecnun, Engin’in önünden dönen toplar için esrarengiz gölge adam olup kahır golünü atarken, Feridun, Cengiz, Esat, oyunun getirip götürücüsü oldular.

Sarıyer forması ile birkaç sezondur hiç tek maç şimşeği patlamayan Yaşar, dünkü oyundaki Rambo görüntüleri ile, Piontek’in başına değil, Avrupa Karmasının göbek taşına düşecek kadar bir futbol gösterişçisi olarak, Fenerbahçe’nin gol teşebbüslerinin üstüne düştü.

***

Fenerbahçe’de ne teknik direktör var, ne antrenör, ne takım, ne de konuştuğu anda ağzından ateş çıkaracak bir futbol konuşma tanrısı…

Fenerbahçe’nin, Fenerbahçe takımı diye elinde dört kare ası var ; Rıdvan, Aykut, Tanju ve Oğuz…

Ligi ister karada, ister havada veya denizde oynayın, göstereceğiniz bunlardan başka kartınız yok. Ne karada tankınız, ne havada cobra helikopteriniz, ne denizin dibinde atom denizaltınız.

Bu dört adama, felaketlerde de mutluluklarda da 20 milyon Fenerbahçeli katlanmak zorunda…

Mübarekler, insani değerlerden yoksun, tabiatı kimyadan olma nitro- gliserin…

***

Ya rakiplerin başına patlayacaklar ya 20 milyon Fenerbahçelinin gönlünde ya da kulüp yönetimi, teknik direktör ve antrenör ceplerine ya da eşofman kuytuluklarına…

Dün Fenerbahçe için patlamayan bu insanlar, Fenerbahçe’nin kendisine patladılar.

Sarıyer’in rakibine karşı uyguladığı akıl dolu, ikili mücadele dolu, kondisyon fışkırtan futboluna karşılık Fenerbahçe’ye bebe kayışları ile “tay – tay” yaptırmaya çalışan bu dört ebeveyn, büyük futbol insanı olma konusunda mevsimin en kötü ve en yetersiz pedagoji dersini verdiler.

***

Bizim tribün “şeref”lisi ile birlikte Fenerbahçe teknik direktörü ve antrenörüne nefesi fazla, şerefi çok ikazlar gönderiyorlar.

“Aykut’u çıkar, Oğuz’u kenara al, Tanju’dan vazgeç…” diye…

Yedek listesine bakıyorum ; iki garip Aydınlı İlker ve Faruk var. Çocuklara mevsim başından beri tek şans vermemişsin. Nasıl koyacaksın da hangi rakip kaleyi aydınlatacak ?

Ümit tabelada yok. Arif diye hazırlık maçlarının en çok futbol konusu olan bir çocuğu, nerede ise Kadıköy’den süreceksin. Defansa çala orak bir transfer tırpanı almışsın ; dörtlünün toprak ağalığını ve zemin hegemonyasını bozmamak için orta sahadaki sıkıntılarını belki şıklıklara sokacak Hakan ve Novak’ı bek oynatıyorsun.

***

Venglos’un ve teknik menecerin, Fenerbahçe’yi bu saatten sonra “dört sesten” kurtarıp “onbir sesli” bir takım orkestrası yapmaya mecalleri yok.

Buna ne beyinleri, ne yürekleri, ne totalci görüşleri müsait…

Stada toplanan 30 bin Fenerbahçe taraftarı, şunu bilmelidir bu yıl da…

Fenerbahçe’nin bu şartlar altında takım olması olanaksız… Bu takımda kollektif bütünlük ve yekvücut bir ekip görüntüsü hayal etmeyin. Altına, “Bu takımın neferidir” diye altı imzalanmış, tek oyun göreceğinizi zannetmeyin.

Kadıköy’de yapılacak tek ilahi eylem kalmıştır.

Elleri göğe kaldırıp bu dörtlü için süper futbol duası etmek. Futbolda tek tanrı takımdır ama bazen dinler demokratikleşir ; çok tanrılı bir çoğalışa sapabiliriz.

Fenerbahçe’de olduğu gibi…

İSLAM ÇUPİ
(07 Eylül 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.