Aydın havası


11.10.1992'de Fenerbahçe'nin Aydınspor ile 1-1 berabere kaldığı maç sonrası.


FENERBAHÇE’nin teknik heyeti, boş zamanları sokağa atma enstitüsü.

Aydınspor maçında, rakibin tüm müsabaka direncini kıracak oyun üstündeki puan niyetini ortadan kaldıracak çok erken bir penaltıya adam seçerken, teknik heyet karpuz seçemiyecek kadar kabak bir değerlendirme yapmıştır.

İki maçtır Fenerbahçe takımında oynamıyor, hem fizik hem moral olarak futbol yaşamının en bunalımlı dönemine girdiği belli olan Tanju‘nun bu penaltıyı atacak adam diye seçilişi, teknik heyetin takımı yönetme işinde, havlu değil sahaya bornoz (!) attığının işaretidir.

İyi penaltı atışcısı olduğunu Altay maçındaki kritik plase ile belli eden Stoilov teknik heyet tarafından dışlandığına göre, Fenerbahçe rakibinden çok, bu tömbeki kafaların ihaneti içindedir.

* * *

Rıdvan o penaltıya sebep olan müthiş topla kendi finişini muhtemelen son defa yapmaktadır, Fenerbahçe’de…

Rıdvan, ne topa sahip olduğu zaman hiçbir futbol aksiyonu ortaya koyamıyan, ne topu kaybettiği zaman takibe tek bir direniş fiskesi vuramıyan bu takımda hangi tek adamlık sınırlarını zorlarsa zorlasın, bu kokuşmuşluğu ortadan kaldıracak bir dezenfektan olamayacaktır.

Fenerbahçe takımı, futbola ait sahiplenecek her şeye ayak çevirirken, Rıdvan ‘dan mucizeler beklemek hakkına sahip değildir.

Rıdvan‘nın saha içi ve dışında futbol adına girdiği fedakarlık ve her maçta ortaya koyduğu kişisel paralanmalara koca bir takım utanma diye bir itirafı çok görüyorsa, bu yıldız niye dursun arenada..

Rıdvan ‘sız oyunlara da rastlıyacağız, ilerki haftalarda…

O zaman rakip onsekizin içine bile giremiyen tek gol aksiyonu bile düzenlemiyen bir takım görürseniz, adını hiç çekinmeden düşünmeden koyunuz. Fenerbahçe deyiniz.

Bir defans ki, ilk topa basmaz geri kaçar… Bir defans ki, birbirine gönderebileceği paslarda isabet kaydetmez, rakibine kontraatak imkanları hazırlar…Bir defans ki, sahip olduğu pas toplarını “dan” diye havadan vurup kendi hücumcularını bir görülmemiş olan ve pozisyon engizisyonuna sokar.

Bu tip bir defansla modern futbolun en ilkeli bile oynanmaz. Bu sapan taşları ile sahada takım avlanmaz avlansa avlansa Çamlıca tepesinde saksağan avlanır.

Orta sahadaki dörtlü, hangi futbol mesaisine imza atarlar,belli değil. Topu rakip kullanırken kendi defansında  yoklar, top Fenerbahçe’de iken kendi hücumcularına tek ayak selamı vermezler?

Nerededir  bu adamlar?

Yerde mi, gökte mi, yoksa Türkiye’nin dışında mı, in mi, cin mi yoksa kramponlu melek mi?

* * *

Sonuç ne olursa olsun Fenerbahçe ‘de inancını hiç kaybetmeyen sadece seyirci kalmıştır.

Ağlar, kahrolur. Dövünür, ama kurtuluş için her maç sonu bana sığınır.

Çare tükenmiş ve deniz bitmiştir Fenerbahçe için…

Bundan sonra Fenerbahçe’ye uzatılacak şifalı otlar, bundan sonra Fenerbahçe’ye sürülecek melhemler, içirilecek kocakarı ilaçları, bu büyük hayatı ayağa kaldırmaya yetmeyecek galiba.

En iyisi uzaklaşmak. Yalnızlık Tanrı’ya mahsustur derler ama; Bazen insanların Fenerbahçe’siz, Fenerbahçe’nin taraftarsız kalışı da tercih edilecek bir istihdam yoludur.

* * *

Aydınspor, tipik bir beraberlik oyunu oynadı, dün…

Tam sahaya yayılmadı, Fenerbahçe’yi dar alanda kaçakları iyice tıkanmış bir bölgede içeri sokarak sadece kenarlardan orta yapacak bir yeknesaklığa ve kuruluğa sevketti.

Amani ve İsmail bu oyun içinde öyle bol kafa topu topladılar ki, futbolcu olmayıp mesela Aydın’dan incir toplasalardı, 90 dakika sonunda milyoner olurlardı.

İSLAM ÇUPİ
(12 Ekim 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.