Zaferler geçicidir


08.11.1992'de Fenerbahçe'nin Ali Sami Yen'de Galatasaray'ı 1-0 yendiği maçın yazısıdır.


Frankfurt’u eleyen Galatasaray, o büyük futbol gururu ve zaferi ile, defne dalının bir çiçeği yerde, bir çiçeği gökte ihtişamı ile, o Türkiye’de kendisinden kocamanını tanımaz kibiri ile, Alman faşinginin bittiği günde kalmıştı, galiba…

Oysa futbol bir yaşamdır, adeta…

Yaşamın bir değişkenlik olduğunu, her yeni günün insan hayatına hangi mutlulukları ya da kederi getireceğini düşünmeden, tarihe yazılmış ve de aynısı tekrarlanmayacak bir Frankfurt zaferi içinde bağdaş kurmak, insanı da yanıltır, toplumları ve futbol takımlarını da…

Tıpkı dünkü Galatasaray gibi…

***

Galatasaray’ın dün tarihi çok değişken ve Türkiye’nin en zor bir derby maçına çıkarken, seyircisi ile, yönetimi, teknik direktörü ve futbolcusu ile çok boş verilmiş bir gücün önünde, en alaylı tamtamları çalıyordu…

Fenerbahçe kim?..

Bu iki büyük kulübün tarihi içinde, tarih olan müstesna isimlerden Ali Sami Yen, Aslan Nihat, Suphi Batur, Gündüz Kılıç ve başkaları, şartlar ne olursa olsun, tek bir gün gazetelerin iri manşetlerinin üstüne çıkıp, “Kim bu Fenerbahçe ?” lafını etmemişlerdir.

Çünkü o insanlar, birbirlerini saymasını, sevmesini bilirlerdi.

Çünkü o insanlar, bu iki kulübün santrasına top konulduğu zaman, maçın her türlü sonuca açık, tahminlerine hiç sığmayan bir mücadele olduğu bilincinde idiler.

Çünkü o insanlar, Fenerbahçe – Galatasaray tarihini yapanlardı. Bu tarihi yapanlar, Fenerbahçe – Galatasaray maçlarına bu yüzden tahmini “en az doğru çıkan oyunlar” diye bir kutsallık asmışlar ve bu karşılaşmalara, yeryüzünde görülmemiş bir tanrısallık mührü basmışlardır.

Ümit edilir ki, dünkü oyundan sonra, şimdiye kadar İstanbul’da Galatasaray tarihi yerine sadece apartman ve lüks inşaatlar yapan (!) Adnan Polat’ın terasta olan aklı, kafatasının içine girmiştir, inşallah…

***

Kalli bu derby maçının satranç tahtasını iyi oturtamamıştı Ali Sami Yen’in yeşil çuhasına…

Fenerbahçe’yi karşılayacak etkili bir savunmanın çivilerini mi çakmıştı kendi yarı sahasında ?..

Yoksa orta sahadan hiç hazırlık pası yapmadan, yani ikinci bölgeden hiç destek almaksızın Fenerbahçe defansına havadan yüklenmeyi mi planlamıştı ?

Ya da Fenerbahçe’nin teknik adamlarına, topla çok oynayan adamlarına, futbol yorumlarına açıklık getirmeyecek bir amansız pres mi uygulayacaktı ?

***

Kalli’nin fizik ağırlıklı, düşünce ağırlıklı hiçbir futbol stratejisi dolaşmıyordu, Galatasaray oyunlarının sırtında…

Bilakis, Sigma maçının ağır hezimetini düşüncesinden çıkarmayacağı sanılan, yönetim ve teknik heyet bunalımlarını vücudunda ve beyninde dinmez bir ağrı olarak taşıyacağı tahmin edilen Fenerbahçe, ilk yarım saatte Galatasaray’ı öne tek adım atamayan bir oyun çukuruna sokuverdi.

Akıllı akın, etkili gol pozisyonları, dripling ve pas üstünlüğü Fenerbahçe’de idi, hep…

Stumpf ve Falko gibi iri kıyım ve vücudu dayanıklı adamlar, balta yemiş ağaçlar gibi Fenerbahçe hücumları karşısında yerle bir oluyor, Bülent faul stokları taşıyarak Sarı -Lacivertli tehlikelerin patladığı noktalara koşuyor, Fenerbahçe’nin iplerine takılan Tugay ve Muhammed, Galatasaray takımının içinden çekilip sahanın dışına alınıyordu.

Kaleci Hayrettin, eski defans sevdasından örnekler veren Yusuf, ferdi yırtınışlar içindeki Uğur’dan başka, Galatasaray bir hayaletler gemisi gibi idi. Hele oyuna sonradan giren Boliç, teknede hayal miço bile olamaz.

***
Oysa karşıda, yani bu hayaletler gemisinin kalmayan – oynamayan rotasının üstüne gelen iki destroyer vardı ; Oğuz ve Aykut..

Oğuz, maçın başından sonuna kadar bir dikkatli dedektör aleti gibi, zeminde ne kadar Galatasaray mayını varsa bir bir çıkarıyor, orta saha oyuncusu olarak ne kadar Avrupai futbol dizaynları varsa ; yeni top kontrolü, kişisel ustalık, oyun rahatlığı ve oyun sezişi üstüne çarpıcı dersler veriyordu.

Aykut, Galatasaray ceza sahasına ne zaman girdi ise, o zaman orada kapanmaz bir panik, önlenemez bir korku ve tekmelerin, faullerin bile yakalayamadığı bir ustalık dolaşıyordu.

Kalecilerin çıkış ve hareket noktaları ile kendi vuruş anını, çok öldürücü bir akrep-yelkovan ayarına bindiren Aykut’un tek gollü, uzun zaman hatırlanacak bir vuruş hikayesinin paragraf başı idi.

***

Bu kadar az değildi, bu zaferin Fenerbahçe kahramanları…

Maçın tümünde, özellikle Galatasaray’ın son 20 dakikada Fenerbahçe’yi kendi yarı sahasında kapalı tuttuğu zamanda yaptığı süper kurtarışları ile Engin…

Geldiği ilk oyunda kaybolmuş, Rambo adelelerini Galatasaray’ın önüne bir fizik duvar olarak koyan Turhan, savunma direniş fotoğraflarında hep ilk flaş önünde poz veren Semih, Şenol, hatta Müjdat…

Sahanın dış uçlarında tilki adımları atan Gerson, Novak, Hakan…

Hatta hatta, birinci golün başlangıç fulelerine kendi dirisini değil, ölüsünün bile kısa hünerini koyan Rıdvan bile…

Fenerbahçe – Galatasaray futbol külliyatına, Sarı – Lacivertli futbolcular yeni bir tarih yaprağı yaptılar.

Şimdi sıra Adnan Polat’ta… İlk inşaatını nerede yapacak acaba ?.. Galatasaray tarihine yaprak yapmak, lüks apartman yapmak kadar kolay bir iş değildir, çünkü…

İSLAM ÇUPİ
(09 Kasım 1992, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.