Tanju gerçeği

TANJU’nun satış kararını değil başkan ve yönetim kurulu olarak yasallaştırmak, gol kralının elden çıkarıp çıkarılmamasını romantik bir sohbetin konusu yapmak bile, aklın hemen kontak çevirip düşünmeden gireceği bir otoyol yolculuğu değildir.

Uğradığı depremin derecesi, telafisi zor bir yüksekliğe varmış Fenerbahçe’de, 9 aylık bir yönetim, yaptığı en isimsiz transferlerle, beklenmiyen bir mali bunalımla karşılaşmışsa, aynı insanların Tanju’yu salıvermeleri için, kulübün kapı ve pencerelerini tamamen açık bırakmış olmasını düşünmek, ne demokratlık sevdasına, ne de özgürlük aşıklığına sığar.

Verilen paraların ilerde hangi verimi sağlıyacağı belirsiz meçhul transferler, Sazak ve arkadaşlarının bütçesinde tahminler dışı bir rakam erozyonu husule getirirken, hayatı hesap kitapla geçmiş bu insanların, kalitesi konusunda hiçbir şüphe ve “acaba” sı kalmamış bir Tanju ‘yu, bir satış rulet diskinde herkesin önünde çevirmeleri beklenemez.

Çünkü o insanlar için, sittin sene yaptıkları ticaret nasıl kumar değilse, simdi işgal ettikleri koltuklardan kendilerine sirayet eden “Fenerbahçe’yi yönetmek” te, yeşil çuhaların üstüne düşmüş hafif bir iş değildir.

Ne sıra adamıdır, ne de ucuz maceracıdır, Fenerbahçe’nin yönetim koltuklarında oturan insanlar…

Sekizi belki de dokuzu yap-sat’çı değil, Türkiye’nin önde gelen müteahhitleridir.

 

Malzeme nedir?.. Yatırım maliyet mimar mühendis proje fizibilite, süre personel nedir, hepsini avuçlarındaki çizgiler gibi bilirler. Yol, köprü, liman, havaalanı, viyadük, petrol boru hattı, dev su ve benzin tankları yaparken, nasıl yanılmazlıklarını sıfıra indirmiş bir mesainin altına başarı imzalarını şerefle atmışlarsa, aynı hatasızlığı Fenerbahçe kulübünü yönetirlerken de, göstereceklerdir, elbette…

* * *

İster çok gelişmiş ülkelerin futbolu olsun, ister az gelişmiş ülkelerin futbolu olsun, üzerinde “futbol kulübü”yazan hangi kupalı veya şildli binanın içine girerseniz giriniz, o odalarda bu oyuna ait hersey konuşulur da, bir dönem önce gol kralı olmuş birisi için, “şunu satalım” diyen bir sohbet, ancak şakayı eşeğe bağlamış, gelişmemiş latifecilerin ağız cimnastiği olur.

Tanju geçen dönem 27 gol atarak kral olmuştur, Fenerbahçe’de..

Bu rakama ulaşırken de Tanju 7 lig maçında Fenerbahçe forması giyememiştir.

İkinci devrenin başından sonuna kadar lig, bir dramdır, bir yalnız kahramanlıktır, Tanju için…

Bütün önemli futbolcuların, sakatlık denilen acımasız bir silahşörün kurşunlarına hedef olup teker teker takım dışı kaldığı dönemlerde Tanju, iki günde bir ayağa kaldırdığı kendi sakatlığını ve griplerini görülmemiş bir onur ve özveriye sararak Fenerbahçe ile santraya koşmuş, klası morali ve inancı cüceleşmiş bir takımla 27gol atarak, Türkiye tahtına oturmuştur. Hem de takım istasyonlarından tek kolektif mühimmat ve yardım sinyali almadan…

Transfer diye, eski alışkanlıkları ne kadar hızlı ve keyifle sürdürürsek sürdürelim .. Türkiye ‘de transfer artık,  “denize düşen yılana değil, köpek balığına sarılır” diye dehşetlenecek bir risk taşımaktadır, çünkü…

Türkiye’de kaliteli genç futbolcu tarlası kurumuştur. Türkiye’yi hiçbir ciddi araştırma yapmadan çok takımlı bir ligin panayırına çevirmek, arz talep dengelerini tamir edilmeyecek ölçüde bozmuş, yıldız futbolcu doğumlarını, bir tır dolusu keçi boynuzundan 100 gram şeker imal etme gibi, dar bir imbiğin dibine itmiştir.

Her yıl Türkiye ‘de üç büyük kulübün formasını giyip, o dönem 25 gol atacak genç futbolcu var mı? Yoookk!…

Peki yoksa, olanı atabildiği güne kadar kullanmak, ondan yararlanmak kapitalizmin tüketim anlayışına daha uygun düşen, bir yasa değil midir

Hem de yaşlandım, artık… Benim gibi Fenerbahçe ‘yi 52 yıl hem sempatizan hem gazeteci olarak seyretmişseniz, veya daha çok…

O zaman beğeni ve titizlik cıvatalarınızı daha çok sıkarsınız.

Futboldaki bütün sihirbazlıklarını bir sarı – lacivertli rozete ve formanın yüceliğine tüketmiş ve tek kuruş almamış oyuncuları saygı ile hatırlarsınız..

Formalarını ve şortunu annelerine evde yıkatan, ayakkabılarını kuyruk yağı ile kendi yağlayan, idmanlara tranvayla gelen, kaybettikleri maçlardan sonra günlerce sokağa çıkmayıp üzülen Fenerbahçeli top şairleri üşüşür hafızanıza…

Bir Galatasaray yenilgisinden sonra, soyunma odasında çıplak ayakla betona bastırılan Fenerbahçeli futbolcuların bu rahatsızlığını, kaptan Zeki Rıza’nın, “bu sonuçtan sonra bize takunya bile çok” deyişi, kulaklarınızda tekrar yankılanır ve Fenerbahçe’nin neden Fenerbahçe olduğuna, tarih yapraklarını bir kere daha ayağa kaldırarak, yeniden tanık olursunuz.

Günümüze gelmemek ve bu Fenerbahçe zaman tünelinin altın oyuncular devrinde kalmakla ısrar ederseniz Tanju tabii ki terstir.

Özel hayatı ile çelişkidir. Silahı ve gece durmazlığı ile çelişkidir. Kendi hayatı ve aile hayatı ile çelişkidir. Fırtınalı iç hayatı ile savaşırken, eskimiş bir hukukla dövüşürken çelişkidir.

Ama yardımsız, nasihatsiz, desteksiz basın ve kamuoyu tarafından her tanrının günü bir tarafı eğelenip vücudundan koparılmak istenirken, Tanju’nun futbolcu olarak kalma konusundaki direnişi, gol kralı olarak tahta oturuşu, bir azim tarifi, bir büyüklüğün tescil edilmiş olması değil midir?..

Büyüklük sadece, Beyazıt kulesi gibi İstanbul’un her tarafından görünen bir mimari heybet ise, ona denecek bir şeyim kalmaz

Hem bana bir şeyi dobra dobra kelimelerle ağızınızdan çıkarıp önüme laf olarak atar mısınız?..

Günümüz futbolcularının hepsi kramponlu birer melektir de, sadece Tanju mu, ceza sahasının üstüne düşmüş bir iblistir.

Profesyonel oyunculuk Türkiye’de üçüncü sınıf uzun saçlı neonların kucağına oturmuş bir cüce zamparalık olmasa, Türkiye’de profesyonel oyunculuk rakı viski ve şampanya şişelerinde yüzen bir balık olmasa, profesyonel futbolculuk Türkiye ‘de gece işçiliği sigara içiciliği pavyon ve gece kulübü müdavimliği olmasa, Trakya dışına çıktığımızda futbolu, paten üzerinde yürümeye çalışan bir taşralı gibi, komik parenda ve taklalar atan bir acaip oyun haline getirmezdik.

Türkiye ‘de bu genel manzarayı ve şaibeli futbolcu mostrasını görmezden gelip, sadece Tanju ‘ya dönerek, “suçlu ayağa kalk“demek, ne insani insaf ölçülerine, ne kişi dayanışma ve sevgisine, ne de her fırsatta açtığımız kalın hukuk kitaplarının sayfa ve madde dalgınlığına sığar…

İSLAM ÇUPİ
(08 Haziran 1993, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.