Futbolda yeni harita çizmek

Adını iç şampiyonluklarla adeta soyadı kadar bitişik yazdırmaya alıştırmış büyük takımlarımızın, son 5-6 yıldır, sezon açılışlarını Türkiye yerine frenk deplasmanlarında yapışı, bana Fruko kapakları altına sıkıştırılmış şırayı içmek kadar, çekilmez bir meşrubat kokteyli gibi geliyor.

Tarih kuruluş yaşları, kaşerlik platformuna ister oturmuş, isterse oturmamış olsun, doğumları Türkiye’de vuku bulmuş ve yıllık faaliyetinin yüzde doksanlık bölümünü misak-ı milli hudutlarının içinde tüketecek olan futbol kulüplerimizin, sezon başı denen topla balayı dönemi için yabancı garsiyonerler seçmesi, bu oyunda hangi final ailelerinin içimizden uç vermesini hazırlayacaktır ?

***

Kökü Türkiye’deki doğumevi bostanlarında değil de, doğuş malzemeleri batı markalı sezeryan bahçelerinde atılmış ecnebiyatçı teknik direktörler, bu yurt değişikliğinin sezon başı olanına, itirazsız bir yalan rotası gönyelemişlerdir.

“Türkler, Avrupalılarla oynaya oynaya, günün birinde onlar gibi oynamaya başlayacaktır.”

Sanki bir İngiliz takımı, sezon başı hazırlıklarını hep İspanya’da yaptığı için Avrupa’da ayağına çok itibar edilen bir top efendisi haline gelmiş ; bir İtalyan, bir Alman, Hollandalı, İspanyol ve Portekizli yıllar yılı bu oyunun ilk galalarını kendi ülkelerinin dışında düzenlemekten aldıkları büyük deneyimlerini, ayakkabılarındaki kramponlara üst üste koyarak, Avrupa’ya en yukarıdan bakma irtifasını elde etmişlerdir.

Eğer bir ülkedeki 200-300 yıl geçmişi olan temel değerler, oralara yapılan 15-20 günlük sezon başı gezi ve kamplarla “mota-mo” çalınabilse idi şayet ; bütün milletler “ay”da bir tenezzühe çıkar, atomu bilgin ötesi bir grup elit dahi yerine, dünyanın herhangi semtinde icra-ı şekercilik eden bir pastacı da, bıçak keskinliği elverdiğince parçalara bölerdi.

***

Üstelik ileride Avrupalı gibi oynamak için, hangi Avrupalıyı seçiyorsun, gittiğin sezon açılışı galalarında ?..

Milan’ı, Inter’i, Napoli’yi mi ? Barcelona, Real Madrid, Benfica mı ? Manchester United ya da Arsenal mi refakat ediyor santradaki krampon izlerine ? Ya da Ajax, Göteborg, PSV mi sarsıyor futbol mostranı Avrupa sahalarında ?

Gittiğin yerler ve oynadığın maçların yüzde sekseni, evrensel değil, lokal…

O şehir ve kasabaların ne Avrupa’nın turistik haritalarında “gezilebilir” diye dağı, taşı, doğası ve tarihi şaha kaldırılmış bir şöhreti var ; ne de onları temsil eden takımların, dünya futbol rehber kitabında hatırı sayılır bir krampon resitali.

Gittiğin kasabanın hangisinde, stadı ile kulübü, futbolcusu, seyircisi, hakemi koruma anlayışı ile, ciddi ve evrensel boyutlarda bir profesyonellik var.

Oynadığın maçların yüzde sekseni ne dünya seyircisini alakadar ediyor ne de dünya basını ile görüntülü medyasını… Bir İtalyan, İspanyol veya İngiliz basın mensubu gelip bu basketbol skoru ile biten oyunları mı izliyor, yoksa 5 saniye bir TV kamerası teşrif edip bir pozisyonu, Avrupa ortak spor yayınına mı dahil ediyor, bu kimsenin haber ve merak demediği top figüranlığını…

***

Avrupa’da emek ve kazanç kuluçkalığı yapan kendi vatandaşımızı takmışız bu tip maçların peşine…
Alkış Türkiye’den… Takdir nidaları, aslan kaplan resimlerini çekmek Türkiye’den… Futbolcuları göğe çıkarmak, kulüp flamalarını tribünlere çekmek Türkiye’den… Bu maçın gelirlerini Alman markı olarak ödemek, Alman’dan değil, Türklerden…

Kendi otomobillerine koydukları benzin, Alman pompalarından, parası mark Alman’ından değil, mark Türk’ünden…

Bir golle zevk gevişi getir, çek birayı… Doldur mark Alman’dan, ödemek mark Türk’ten. Trene bin, tramvaya, otobüse dol, kilometrelerce bir Türk takımının peşinden git, üzül, sevin, yorul, uykusuz kal, Türk olarak yaşa, Alman gibi öde…

Türk takımlarının 15-20 günlük “Avrupalı gibi olmak, Avrupalı gibi oynamak” kampında, pasaportlardaki vize yabancılığı hariç, her şey yerlidir, aslında…

Otel lobisine imza almak için gelen sevimli çocuk Türk’tür. Futbolcuları ziyarete gelip, onların yanaklarına bir hasret öpücüğü kondurup ilk lafı, “bu yıl şampiyon olacak mısınız ?” diye soranlar, Türk’tür. Araba parçaları kataloğunu futbolcuların meraklarına sonuna kadar açan, latif koku konusunda en son parfümetik haberleri veren yine Türklerdir.

Türkiye’den Avrupa’ya giden Türk, hele futbolcu olursa, kesinlikle Avrupalı olmaz, Avrupa’daki Türk olur.

İçtiği su ile, tabağındaki yağlısı, tuzlusu fazla yemek prospektüsü ile, uykusu, uykusuzluğu ile Avrupa’daki Türk olur.

***

Bu Türk futbolunda son yıllarda arız olan yeni modadır, aslında…

Üç defa dünya kupasında şampiyon olarak futbolda bir kainat hegemonyası kuran Alman milletinin futbolcu ve teknik direktör denen fertleri, Türklerin bu oyunda Avrupalılaşabilmeleri için her sezon başı Alman kasabalarında 15-20 gün kalıp Almanlaşmalarını öğütlerken, kendileri tam tersini yapıyorlar.

Alman birası tiryakiliğini bırakıp rakılaşıyorlar. Alman vatandaşlığı etiketini atıp TC’leşiyorlar. Maine nehri kahverengiliği yerine, Boğaz mavisinin kayığına binmek istiyorlar. “Deutschland, Deutschland, Uber Alles” yerine Muazzez Abacı’dan bir nihavend şarkı dinlemeyi yeğliyorlar.

Petrol haritası ile birlikte, Orta Doğu’daki futbol haritası da yeniden mi çiziliyor yoksa ?..

İSLAM ÇUPİ
(27 Temmuz 1993, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.