Ucuz gece


10.10.1993'de Fenerbahçe'nin Sarıyer'i 5-2 yendiği maç sonrası.


Bülent’in forvet şeytanlığını yapan bu ülkenin anası değil mi ?

Ekmeği, karavanası, çalışması ve vücudunu forvet kalıbına sokması Türkiye kaynaklı değil mi ?

Sercan’a yapılan penaltıyı ancak hamallar derneğinin amatör takımı yapardı.

Wagenhaus o kadar ağır ve defans korkuları taşıyan bir adam ki, çabuk insanla, çabuk topa hangi rahatsızlıkları vereceğini düşünmeden, ceza sahası dışında ve içinde ya sarı kartlık, ya da penaltılık fauller yapıyor.

Wagenhaus, bu tutumuyla, ayaklarındaki darbukasıyla baş enstrümanı keman olan konçertolar çalıyor.

***

3-0′ la açılan oyunun rakip adına hezimet olacak yerde, Sarıyer’i bir penaltı kazanacak derecede ofansa götüren etken neydi ?

Tribünlerin en büyük şampiyonu seyirci, ısrarla sürdürdükleri bir yeryüzü kıyameti ile, Sarıyer’in kulaklarını tıkar, gözlerine perde ve ayaklarına kelepçe takarken, Fenerbahçe oyuncusu olarak, futbolu oynamak dünyanın en basit ve keyif işi idi.

Bu basit ve keyifli işi, saçma sapan futbol hareketleri haline getirmek, ancak rakip kaleye geniş metreleri azalttıkça, bütün vuruş melekelerini düşüren mahalleden olma tüysüz çırakların mesaisi idi.

***

İlk hava ortasında, artistik bir paraşüt vole gösterisine girip, golden çok fotoğrafçılara enstantane güzelliği veren Mecnun’un topu direkten döndü diye aferin diyelim, sonraki Fenerbahçe adına kaçanlara ne diyelim ?

Kalenin en geniş göründüğü ve plase noktalarında kolay gole gebe alanlarda Mecnun’un, İlker’in Müjdat’in, Cengiz’in işlediği gol cinayetlerine, hangi beceriksiz kriminal nazar boncuğunu asalım ?

Büyük futbolculuk, sahanın her yerinde her şeyi büyük düşünüp, öldürücü ve affa izin vermeyecek şekilde uygulayan adam demektir.

Fenerbahçe takımı yeniden kuruluyor, bünye gençleşiyor, bunlara biraz zaman tanıyıp hoşgörülü davranalım; kabulüm, ama…

Kale nedir, kaleci nedir, hangi açı dar, hangi açı geniştir ? Gol pozisyonlarına nasıl girilir, topa ne zaman ve nasıl vurulur…

Bunlar futbol oynanmaya başlandığından beri, insanların öğrene öğrene meleke haline getirdikleri forvet meziyetleridir.

Türkiye’ye her şey ithal edilir de dikkatli göz, gole inanan beyin, hangi vuruşu yapacağı kumandalanmış, ayak ithal edilemez.

***
Bülent’in forvet şeytanlığını yapan bu ülkenin anası değil mi ? Ekmeği, karavanası, çalışması ve vücudunu öldürücü bir forvet kalıbına sokması Türkiye kaynaklı değil mi ?

Fenerbahçe modernleşti. Artık maç kamerası da var ; bütün olayları kalıcı kılacak bir videosu da.

Şu Bülent’in attığı dört golün içindeki toplam forvet hareketlerini, Dereağzı’ndaki idmanları bırakıp sinema matinesi haline getirsek, diğerlerine ayıp mı olur, yoksa etkili ve yararlı bir ders mi ?

***
Peki ikinci devre sahanın bütününü ve futbol inisiyatifinin tamamını Sarıyer’e bırakan Fenerbahçe’ye ne kalmıştı ki ?

Osieck’in “mücadele ediyorlar, yardımlaşıyorlar, tam saha pres yapıyorlar, çabuk oynuyorlar” dediği Fenerbahçe dün gece stadda mıydı, yoksa Alman’ın kurduğu bir hayal istasyonunda mı ?

İkinci yarıda bu kadar pas hatası yapan forvette bu kadar gole duruş yanlışı yapan, bloklar arasındaki boşluğu ve büyük çöküntüyü önlemeyen Fenerbahçe, iftihar ettiği gençliği ile nereye kadar gidecektir ki… Dün gece saatin bittiği dakikalara sıkıştırdığı gollerin sevincinden başka…

İyi şeyler yazmak isterdim, ama iyi şeyler görmüyorum ki Fenerbahçe’de… İyi şeyler görmediğim Fenerbahçe’de, iyi şeyler yazmak benim işim değil, vücudun her hücresiyle hayal görenlerin işi…

Oğuz’un kaybolduğu oyunlarda ne gençlik kalıyor ne mücadele isteği, ne çabukluk, ne pas intizamıi ne de tam saha pres Fenerbahçe’de…

Gecekonduda “yalı konforu” görmeyelim beyler…

İSLAM ÇUPİ
(11 Ekim 1993, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.