Akşam

1960 yılında çalışmaya başladığım AKŞAM, Bab-ı Ali’nin üç büyüklerindendi. Yani Hürriyet, Yenisabah ve Akşam…

Vilayet’in tam karşısındaki kovuktan seyirtip Cemal Nadir sokağına girildiğinde sola yalpalanırsanız eğer, kıyı kıyı bir yolculuk, sizi sonunda, 3 katlı dışı kagir içi ahşap binaya götürürdü.

Türk basınının üç büyüklerinden biri olan Akşam, 1960’larda orada çıkardı.

Kapısına vardığınızda sizi eşikte iyice silinmiş gıcır gıcır beyaz mermerler karşılar, üstteki cumbaya benzeyen çıkıntı binanın eskiliği ile ilgili başınıza tarih yaprakları boca ederdi. Yeşil boyalı demirden dış kapı mesai saati başladığında yarım açık durur, oradan içeri girdiğinizde yağlı krem boyalı arkasına yay konulmuş ikincisi sizi karşılar, bu mimari barikatlar bittiğinde, holde bulurdunuz kendinizi.

Holün sağında ve solundaki ilk iki odanın sahipleri belli idi. Birisi vezne ve muhasebe, öteki ilana aitti.

Bu odaları geçip dibe doğru yürüdüğünüzde, sizi yer muşambalı her gün mazotlanan basamak ve trabzanı ahşap merdivenler karşılardı.

Merdivene daha gelmeden sağ tarafta, sonradan yapıldığı belli olan ve bir bahçe müştemilatına benzeyen telefon santralı, içinde barındırdığı olağanüstü güzel kızları ile, “günaydın” derdi, içeri girip çıkanlara.

Ahşap merdivenler, hangi enstrümandan çıktığı belli olmayan gizli melodilerle, gıcırdardı hep.

Beş altı basamak çıktığınızda, karşınıza sinema perdesine benzeyen genişlikte hergün pırıl pırıl silinmiş bir cam gelir, buradan baktığınızda 5 – 6 tulumlu emekçinin ellerindeki üstüpüleri benzin ve gaz bidonlarının içine batırarak, bodruma monte edilmiş rotatifi, büyük bir ayakkabıyı boyar gibi, aynalaştırdığını görürdünüz.

***

Birinci kata vardığınızda sol tarafta iç içe bağlanmış geniş odalardan pencereleri tüllü olanında, o zamanki deyimle genel yayın müdürü Osman Karaca oturur, dipten öne geldiğinizde idare müdürü Haluk Yetiş ve personeli yer alırdı.

Birinci katın sol tarafındaki oda ise, Akşam’ın beyinsel ve düşünsel stratejisini tayin eden kişilere aitti ve galiba içerde İlhan Turalı, İrfan Derman ve Doğan Can gibi, bu mesleğin o zamanki uluları otururdu.

İkinci kat tekmili birden, gazetenin patronu Malik Yolaç’a aitti.

Moda’da doğup büyüyen, iyi bir burjuva eğitimi almış Malik Yolaç, insan ilişkilerindeki yumuşaklık ve hoş görüsü ile, herkesin sevip saydığı hatta taptığı bir patrondu.

40 yıldan beri bu yokuşta hiç değişmemiş rütbeleri ile gazetenin kurmayları kendisine “Malik bey” diye hitap ederler, benim gibi taze küçükler için, aradan 5 -6 ay geçince aradaki tüm protokol barikatları yıkılır ve sadece “abi” olurdu, sevgili patron bizler için…

Üçüncü katın tam karşısına düşen, belki de konak işlevi ile kullanıldığında misafir salonu olarak görev yapan uçsuz bucaksız alan, sol tarafındaki onlu geniş masası ile, Akşam’ın birinci sayfasının çizildiği yazı işleri ve sekreterya odası idi.

İnsansız ve tenha olurdu o geniş oda, sabahları.

Sadece odanın sağ dip tarafına çok erkenden Hamdi Avcıoğlu ve Cengiz Tuncer gibi, Türkçe’nin yazı düzeltme ve kısaltmanın ordinaryüsleri gelir, kocaman Remington daktilolarının arkasına oturup, Ankara telekslerini başkent kulisi ile şehir haberlerini yayına hazır duruma getirirlerdi.

Üçüncü katın sağındaki ilk oda dış haberlere aitti ve içerde Fransız dilinin ilahi Selahattin Hilav’la, Hüseyin Baş ve Ali Sirmen otururdu.

Müteakip sırada tuvalet yer alır, ondan sonrasında ise, hiç gündüz güneşi görmeyen Abbas Goralı, Şeref Köylübay ve İsmet Büyüklale gibi foto muhabirlerinin idare ettiği fotoğrafhane ve karanlık oda mevzilenirdi.

Üçüncü katın solunda, geniş bir koridorda yol boyu iki yana konulmuş masa ve iskemlelerde Akşam’ın istihbarat kadrosu yer alır, şef Ümit Deniz bu insanları değişik haber imal eden yaratıcılar orkestrası gibi yönetirdi.

Kimler yoktu ki, bu kurt istihbaratçılar arasında. Rahmi Karaca, Hasan Bedrettin Ülgen, Ahmet Çitilci, Bilgin Peremeci, Celalettin Çetin, Ali Kuşku ve zehir zemberek  iki kızımız Aysel Okan’la Meryem Abigadol.

İstihbaratın arkasında ise Akşam’ın en gürültücü servisi spor ile, Muzaffer Gökmen yönetimindeki arşiv yönünden bir hazine olan bölüm yer alırdı.

En üst katın adı, çatı idi Akşam’da…

Bu bölümde tavan daha basıklaşır, geniş pencereler bir yat lumbozuna döner, hacim epey daralır, burada saatleri pek havai olan magazinciler ve uğradıkları zaman, çok sessizlik hakim olduğu için yazarlar çalışırdı.

***

1960’lı yıllardan başlayıp 1968’e kadar uzanan gazetecilik dönemimin, en renkli en keyifli en çok şey öğrendiğim üniversitelerinden biri idi, Akşam…

Patronu, genel yayın müdürü, yazıişleri istihbaratı, sporu, idarehanesi, teknik kesimi ve odacıları ile birlikte, Bab -ı Ali’nin gelmiş geçmiş en büyük gazete takımlarından biri idi, Akşam..

Arkadaşlık, karşılıklı sevgi saygı, meslek titizliği ve kişiliği olarak varılmış özgürlük boyutları, gazetecilik anılarımın içimde, hala fokur fokur devam eden tek kinetiğidir, belki de Akşam…

1960 ihtilalinin Türkiye’de yarattığı sosyal ve ekonomik deprem, her kurumda olduğu gibi, Akşam’ı önce hafif sonra ağır biçimde tokatladı.

Büyük bir gazete, kişilikli ve bağımsız bir gazete yapmak prensipleri ile yola çıkan, gazetecinin yarattıklarına tek virgül sansür koymama koşulu ile fikir pistlerine oturan sevgili Malik Yolaç’ın, önce ihtilal Akşamı dışardan besleyen kaynaklarının damarların, kesti.

Onunla da bitmedi, ambargo.

Sosyal adaletçi bir çizgide, Türk basın yelpazesinde sağlıklı adımlar atan Akşam’ın yayını, Türkiye’nin üst katlarında oturanları rahatsız etmeye başladı. Her türlü ilanlara konulan kısıtlamalar, gazetenin banka ve her türlü kredi arpalıklarının dışında tutulması, mali ve moral baskılar, Akşam’ı hem mali hem firma yönünden bir ölüm kulvarına sokuyordu, yavaş yavaş.

Saygı değer Yolaç’ın İsmet Paşa kabinesinde devlet bakanı oluşu da Akşam’ın batış yazgısını değiştirmedi.

Çünkü ne taşıma su ile ne devlet parası ile Akşam yeldeğirmenini döndürecek tıynette bir insan değildi, sevgili Malik Yolaç.

Önce çalışana haklı olarak “para yok” dedi Akşam.

Sonra Bab -ı Ali bütün Türkiye’ye, “Akşam kalmadı” demeye başladı.

İSLAM ÇUPİ
(21 Ağustos 1994, Milliyet Fiesta)

No Comments

Leave a Comment.