Emek

İstiklal Caddesi ve sinemalar, Beyoğlu gündüz eğlence hayatının birbirinden ayrılmaz iki parçası olarak, İstanbul klasiğine şeref vermiştir, uzun yıllar…

İstiklal Caddesi’ne çıkacak özgürlüğü aile icazeti olarak aldığım günden şu ana kadar, Beyoğlu ve yazarlık hayallerimde ne denli dolmuşluk varsa o karanlık salonlardan aldım diyebilirim.

Yeniden özenli şekilde restore edilip kapılarını şimdi sanat ağırlıklı filmlere açan Alkazar Sineması, benim bacaklarıma daha uzun pantolon girmemişken, beyaz perde tiryakiliğim daha vurdulu kırdılı sahnelerden kurtulmamışken, çocuk grubumuzla birlikte, salt inanılmaz karakterler aradığım dönemde, en keyif veren karanlıklardan biri idi, benim için…

Alkazar Sineması’na seans disiplinine uyulmaksızın, sabahın erken saatlerinde düşer, aynı hazzı paylaşan çocuk ve genç grubu, dar olan girişi, telleri zor ayrılan bir arap saçına çevirir, içerideki gişeye ulaşıp bilet almak için, birbirlerimizin omuz ve kalçalarını, birer açıkgözlük merdiveni yapardık.

Genellikle film kahramanlarının inanılmaz görüntü ve maceralar ortaya koydukları 30 kısımlık eserler ve Tarzan kurdelaları oynatırdı, Alkazar Sineması…

Tarzan filmlerini o gün başlayıp biten bir açık ağız hayranlığı içinde tamamlardık da iş 30 kısımlık eserlere dayandığında, “arkası haftaya” denen yazı beyaz perdenin ortasına düştüğünde, canımız sıkılırdı, hep…

1940-1950 dönemlerinde, klası düşük sinemalarda, 30 kısım olarak gösterilen filmler, eserin en heyecanlı sahnesinde ikiye bölünür ve benim kuşağımın ordusunu, “acaba sonu nasıl gelecek” merakı ile, öbür haftayı beklemek üzere karanlık salondan sokağa dökerdi.

Eski Alkazar’la şimdi vücudumda hiç kalmamış çocukluğum bir sinema valsi için kafamın içinde döndüğünde, Baytekin, Örümcek Adam, Yılmaz Ali gibi 30 kısımlıklar kaybolmuş figürler gibi, İstiklal Caddesi’nin pistinde oynayıp dururlar.

* * *

Öğrencilik yıllarım orta ikiden lise birlere doğru seyrederken, ayağımdaki pantolonlar, bacağımı tam örtmeye başlamış, film tercihim vurdulu kırdılı sahnelerden daha sanat ağırlıklı sekanslara kayarken, keyif trafiğimden yavaş yavaş çıktı, Alkazar Sineması…

Varlık Cep Kitaplarının yavaş yavaş vitrinlerinden düşüp beynime girmesi, öğrencilik penceremin güzel sanatlara doğru hızlı bir pergel açması, hayallerle yazarlığımın içimdeki gizli bir hokkada buluşması, beyaz perde salonları için yepyeni bir rota çizdi, bana…

Kıyafete daha özen gösterilen, kalabalığın daha rafine ve duyarlı olduğu, oynattıkları eserlerin başka bir gözle seyredildiği, Lale, Saray, El Hamra, Ar ve Yıldız Sinemaları, delikanlılığa az basmış hayatımın yeni keyif gardrobu oldular.

Ama ben en çok film ve müşteri kalitesini daha çok hadde etmiş, İpek ve Melek sinemalarını severdim.

Şimdi sahip değiştirmiş, işlevi ve akıbeti hala belli olmamış, tarihi “Cercile D’Orient” bloku, o zamanlar İstiklal Caddesi’ne öğleden sonra dev gölgesini düşüren en görkemli bir bina mahallesi idi.

İpek’e şimdi Kip’in tam karşısındaki bloğun uzunca holünden girilir, Melek ise hemen bitişik sokağa ulaşılıp sapıldığında, sağdan 50 metre yüründüğünde ulaşılırdı.

İpek ve Melek, gerek sessizliği, gerek müşterilerini masallaştıran dekoru, geniş salonları, beyaz perdesini örten benzersiz kadife kılıfı ile, bir karanlık ikamet yerinden çok, bir sinema şatosuna benzerdi.

Yer göstericileri, büfelerinin temizliği, film oynarken genel izleme adabı ve müşterilerinin kıyafet seçimi ile, İpek ve Melek avamın üşüştüğü bir sinema salonundan çok, batı aristokrasisinin birbirlerine randevu verdiği, azadan başkasının giremediği, kilidi değişik bir kulüp görüntüsü verirdi.

1950 yılından sonra, İstiklal Caddesi’ne sinemada bir salon devrimi olarak düşen Atlas ve Yeni Melek, özellikle gala gecelerinde benzersiz bir defile kalabalığı ile Beyoğlu akşamlarına yeni bir eğlence çığırı açmış, benim gibi o anda delikanlılığı artık sakallanmış gruba da, bu tarihi cadde ile ilgili yığınla delikanlılık anısına, yapraklarını döken bir çınar gibi, üstümüze boca etmiştir.

* * *

Hala boş yakaladıkça, hayatımı yine İstiklal Caddesi’ne çıkarır, hala çocukluk ve gençlik sinemalarımı ararım.
Saray, İpek, Yıldız ve Yeni Melek kaybolmuştur İstiklal Caddesi için ; tıpkı benim vücudumdan çıkıp gitmiş, çocukluğum ve gençliğim gibi…

Eski Ar, küçük bir maket olmuş, üstüne Sinepop diye bir tabela asmıştır. Eski Lale, bir amip misali üçe, dörde bölünmüştür. O görkemli Atlas, sağı solu yene yene bir çamaşır leğenine çevrilmiş, tünel yürüyüşündeki tarihi Elhamra ise, ucuz seks film afişleriyle kendisini bel aşağı sapıklarının kulüplüğüne dönüştürmüştür, şimdilerde.

Benim gençliğim, önceleri Melek olan, sonra “Emek“leşen bir tek sinema salonunda durmaktadır, hala Hikmet’le birlikte.

Hikmet, en uzun Beyoğluludur belki de…

Emek Sineması’nda hayata ışıkçılıkla başlamış, şimdi aynı işletmede müdür olmuştur.

Zamana ve yeni kapitale mağlup olmuş İstiklal Caddesi’nde, bu erozyonun nasıl genişleyeceğini tahmin edemeden, Beyoğlu’nun son sinema abidesine gözü gibi bakmaktadır, yaşlarını akıtarak.

Arada sırada, Nevizade Sokak’taki Kadir’in Yeri’nde bir küçük masada, iki rakı kadehini birer uca koyar, eski eski dertleşiriz, Hikmet’le.

Önümüzdeki Emek günlerini hiç hatırlamak istemeden, “İstiklal Caddesi ve yeni kazma” senaryosunu hiç düşünmeden, tarihten bir yaprağı konuşuruz, hem…

Sazı ben alırım ağzıma bazen…

Latin Lovers hiç de iyi bir film değildi, Hikmet…“derim.

Ama finali muhteşemdi filmin ; Ricardo Montalban ile Patricia Medina bitimde 5 dakika süren bir Tango Passion yapar. Sizin makinist bir gençlikçidir. Salonda seyircinin yaş vasatını görünce kalabalığa bir jest yapardı. Bu sahneyi tekrarlar, açılan fuaye ve sokak kapılarının pistleştiği geniş alanlarda, yerlerinden kalkan genç çiftler, müziğe uyarak sinemanın içi ile önünü, Rio karnavalına benzer sahnelerle süslerdi…

Hikmet, bu eski hatırlatmalar karşısında duygulanır, yapış yapış olan gırtlak boğumlarını açmak için rakı yudumlarını bir yumuşatıcı olarak kullanır ve kadehini bana doğru eski eski kaldırır her karşı karşıya oturuşumuzda.

Emek’in yenisini düşünmeden…

İSLAM ÇUPİ
(09 Ekim 1994, Milliyet Fiesta)

No Comments

Leave a Comment.