Sigara

Sigara ve gazeteci beyni, bu meslek başladığından beri, birbirinden hiç kopmayan bir bütünlük sevgisi olmuştur, yokuşta…

Muhabir ve foto muhabiri gibi ayakçılar dahil; sekreter, yazı işleri müdürü, yazar, karikatürist, düzeltmen ve en tepedeki şef, genel yayın müdürüne kadar, Bab-ı Ali’nin geniş insan yelpazesinin yüzde doksanbeşi, mesleklerini “ağzında sigarası olan adam” fotoğrafı ile başlatıp, ömürlerini izmaritle birlikte söndürmüşlerdir.

Adımlarının yazgısını, Bab-ı Ali’nin Arnavut yapısı taşlarına bilerek veya bilmeyerek basanlar ; pencereli veya penceresiz odalara düştüklerinde, daktilo, telefon ve iskemleden önce, meslek kıdemlilerinin masalarında, mutlaka tekel kibritlerinin üstüne itina ile yatırılmış yanan bir sigara ile karşılaşırlardı.

Bab-ı Ali büyükleri, bu işe, mesleğe ilk başlayanları karşılarına alıp, “meslek kitabı“nın sayfalarını nasihat diye genç muhatabına şişire pörse fırlattığı anda, dudaklarının arasında muhakkak bir yanık sigara bulundurur, bu tip diyalogların daha inandırıcı, daha saygın bir çerçeveye oturacağına inanırlardı.

Ustalar, bu mesleğe başlamaya karar vermişlerle ikili, yalın bir konuşmaya girdiklerinde, yoğun sorular, eninde sonunda, sigaralı, alkollü bir “tekel bayii” istasyonuna gelir, cevaplar “hayır, kullanmıyorum” şeklinde bir “Yeşilay“cılığa saptığında, ümitler yeni müptedi için negatif eğriler çizerdi.

Bab-ı Ali kurulduğundan beri, Bab-ı Ali ile insanlar profesyonel bir iş akdi imzaladıkları günden beri, onlarla sigara ve alkolün “bir yastıkta kocama” gibi, hiç bir yerde yazılı metne dönüşmemiş bir sevda bağlantısı vardı, galiba…

* * *

Benim mesleğe başladığım 1957 yılında, gazetecilerin dudağında oturan yaratıcı ateş, çok mütevazi ücretlerle alınan filtresiz Birinci, Bafra ve Kulüp sigaraları olurdu, genellikle…

Meslekte kıdem ve rütbe yukarıya doğru bir kabarma gösterdikçe, sigara markası da ucuzdan pahalıya uzanan bir refah parabolü çizerdi.

Yenice orta yaşın istihbarat şefi ile yazı müdürlerinin cep gözdesi olur, o zamanların en pahalıları, Yeni Harman, Sipahi Ocağı ve Hususi kokulu ise, genel yayın müdürü ile patronların katında oturan bir nikotin mutluluğu olarak açılırdı, kendilerine ve misafirlerine…

Mesleğe başladığım ilk günler, acemilik sislerim dağılır dağılmaz, ağzından sigara düşmeyen ilk büyükler olarak, ilk yazı işleri müdürlüğümü yapan Müfit Duru ile tefrika uzmanı Haluk Cemal Beydeşman ve ilk bilimsel ansiklopedi yazıcısı Reşat Ekrem Koçu idi.

Müfit Duru, masanın üstünde tuttuğu “Kulüp” paketi ile sabahtan akşama kadar bir duman raksı yapar, kendisini sigarasız yakalamak, 6 aylık bir bebeğin emziksiz fotoğrafını çekmek gibi görülmemiş bir mesai şoku olurdu.

Gece Postası“nın küçücük, sabah akşam ampül yanan bir odasında, gazete tefrikası yazan Haluk Cemal Beydeşman ile “Türkiye Yayınevi“nin mürekkepli nefeslerinde ansiklopedi kuyumculuğu yapan Reşat Ekrem Koçu, ağızlarına tutuşturdukları “Birinci” sigaralarına ekleme sureti ile gün boyu bir uzunluk verirlerdi.

Nikotin farına belki 18 saat sönmeyen bir olemp ateşi görüntüsü veren ikili, bembeyaz saç ve sakallarının rengini de kaybetmişler, yüzlerine balmumundan bir maske geçirmişçesine bir kirli sarıya boyanmışlardı, adeta…

Akşam“da çalışırken gazetenin tüm redaksiyonunu bir steno hızında yapan iki “Yeni Harman“cı Hamdi Avcıoğlu ve Cengiz Tuncer, Ankara bürosunun şefi İlhami Soysal, sigara içim rekorunda Bab-ı Ali’nin sayılı fırtınalarında amansız bir üçlü oluştururlardı.

Nadir Havana purosu içicisi, patron Malik Yolaç, her gün teftiş ettiği redaksiyon odasına girdiğinde, “Yeni Harman“ın Türk dumanları, tavan yörelerinde bir uluslararası savaş başlatır, nikotin sisine dayanamayıp pes eden ve kapının dışına kendisini zor atan Malik Yolaç olurdu, hep…

Ankara temsilcisi İlhami Soysal ise, odasında normal bir küllük yerine cavelyaya benzeyen bir sigara tablası bulundurur, personelin işini gören ayakçılar yanında bir de sırf İlhami Soysal’ın dolan tablasını boşaltmak, biten sigarasının yenisini almak için görevlendirilmiş ayrı bir odacı bulunurdu.

Bab-ı Ali’deki kısa fıkranın mucidi de bu alandaki birinci virtüözü Doğan Nadi, özellikle haftada bir “Cumhuriyet” te yazdığı “7 günde 7 dakika” isimli uzunca sütun potporisine başlamadan önce, ilham aksın diye bir paket sigara içerek dumanın kafa yaratıcılığını cilalamasını beklerdi.

Baba yadigarı kahveci Cemal Efendi, Doğan Nadi’nin böyle sisli günlerine yakalandığında, durumdan şöyle yakınırdı, gazetedekilere.

Veletin kahvesini odasına götürmek için insanın yüzüne bir nikotin maskesi takması gerekiyor.

* * *

Milliyet” sayfasının kurucusu ve unutulmaz spor müdürü Namık Sevik de sayısı sayılır bir sigara tiryakisi idi. “Bafra” ile başladığı sigara serüvenini, filtre dönemi açıldıktan sonra “Samsun” ve “Silahlı Kuvvetler” ile sürdürmüş, ölümüne kadar marka titizliğini muhafaza etmiştir, Namık Sevik…

Birisine telefonda acı laflar söyleyeceği zaman, bir haber konusunda ekibini fırçalayacağı zaman veya mizampaj tersliğinde vetonun en kibarını göndereceği zaman, mutlaka dudaklarının arasına yanan bir sigara oturtur, telefondaki meçhul sesi uzun uzun dinler, servis muhatabını bıktırıncaya kadar süzerdi, ısrarla…

Buna hepimiz “Namık Sevik usulü öfkelenme” der, dudaklarının arasından alınıp kristal büyük tablaya konacak sigaradan sonra patlayacak sakin laf borasının kaç şiddetle olacağını ölçme merakına kapılırdık.

Bilemiyorum. Yönetim Kurulu Başkanı Şahap Kocatopçu’nun mu yoksa genel müdür Talat Orhon’un mu hediyesi bu Paşabahçe kristal mamülü büyük ve ağır sigara tablası, şimdi benim masamda duruyor, Bağcılar’da…

30 yıl, büyük usta Namık Sevik’in neşeli ve öfkeli sigara izmaritlerine söndürücülük eden büyük tabla, şimdi benim önümde ve Bağcılar’da…

Çokçası konuşurum onunla Bab-ı Ali’nin geçmiş 40 yılını, Namık Sevik efsanesini…

Buğulanır gözlerim, 40 yıllık bir nikotin bulutu yükselir kafamın üstüne. İzmariti söndürürüm, hiç içi “cızzz” demez garibimin…

İSLAM ÇUPİ
(01 Ocak 1995, Milliyet Fiesta)

No Comments

Leave a Comment.